Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

Kudüs’teki ‘Bayrak Yürüyüşü’ gerilimi artırdı: İsrail Gazze’ye hava saldırısı düzenledi

Pazar günü güvenoyu alan ve siyasi yelpazede değişik görüşleri temsil eden 8 partiyi bir araya getiren İsrail koalisyon hükumeti, Doğu Kudüs’teki ‘Bayrak Yürüyüşü’ sonrası gerilimin artması üzerine Çarşamba gecesi Gazze’yi vurdu.

BOLD – Doğu Kudüs’te artan gerilim bölgede fitili yeniden ateşledi. İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Filistin direniş gruplarına ait iki mevziye ‘kendilerine atılan ateş balonlarına karşılık vermek amacıyla’ hava saldırısı düzenlediğini duyurdu.

Bu gelişmeyle İsrail ordusu, 21 Mayıs’taki ateşkesten bu yana Gazze’ye ilk kez hava saldırısı gerçekleştirmiş oldu.

Çarşamba gecesi Gazze Şehri’nde saldırıların etkisiyle patlamalar duyuldu. Henüz bombardımanda ölen ya da yaralanan olup olmadığı bilinmiyor.

Twitter hesabı üzerinden açıklama yapan bir Hamas sözcüsü de, “Filistinlilerin cesur direnişlerine devam edeceğini ve Kudüs’teki kutsal mekanlar üzerindeki haklarını savunmayı sürdüreceklerini” duyurdu.

İsrail itfaiyesi, Salı günü Gazze’den atılan ateş balonlarının İsrail’e düşerek 20 yerde alev aldığını açıklamıştı. Boş arazilerde alev alan balonlar can kaybı ya da yaralanmaya yol açmadı.

Mayıs ayında yine Bayrak Yürüyüşü’yle tırmanan gerilim de İsrail’in Gazze’ye hava bombardımanı başlatmasıyla sürmüş; 11 gün süren ve en az 254 Filistinlinin hayatını kaybettiği saldırı 21 Mayıs’taki ateşkesle sona ermişti.

ATEŞKES KIRILGAN, İSRAİL’DE DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK

İlki 1996-1999 yılları arasında olmak üzere, 2009 yılından beri İsrail’i aralıksız 12 yıldır yöneten Benyamin Netanyahu döneminde İsrail Gazze’ye defalarca saldırı düzenledi. 2012, 2014 ve 2021 yıllarında Benyamin Netanyahu hükumetleri Gazze’ye 3 büyük harekat düzenledi.

Netanyahu’nun popülist ve aşırı sağcı koalisyon hükumetleri döneminde İsrail-Filistin arasında gerilim hiç düşmedi.

İsrail’de Pazar günü göreve gelen 8 partili yeni hükumet bölgede umutları arttırmıştı. Ülke tarihinde ilk kez İsrail vatandaşı Arapları temsil eden bir parti koalisyon hükumetine kabul edildi. Siyasi yelpazede değişik görüşleri temsil eden 8 partiyi bir araya getiren hükumette sol İşçi Partisi de yer alıyor.

Ancak son yaşananlar bölgede değişen bir şey olmadığını gösterdi. Mayıs ayındaki ağır bombardımanın izlerini ve enkazını hala kaldıramamış olan Gazze, ateşkesin ne kadar kırılgan olduğunu gördü.

Sağcı Naftali Bennett başbakanlığındaki koalisyon hükumeti Gazze’den gelen en küçük tehdit karşısında ‘hava saldırısı’ kartını çekti.

GERİLİM DOĞU KUDÜS’TEKİ ‘BAYRAK YÜRÜYÜŞÜ’ İLE ARTTI

Naftali Bennett Başbakanlığı’ndaki yeni hükümetin pazar günü güvenoyu alması ve Salı günü yürüyüşe izin vermesiyle birlikte, 21 Mayıs’tan bu yana ilk kez yeniden gerilim tırmandı.

İsrail polisinin yürüyüş öncesi “temizlemek” için gittiği Doğu Kudüs’teki yürüyüş notasında, plastik mermi ve göz yaşartıcı gaz kullanıldı.

Yürüyüşün kutsal mekanlarına ilerlemesini istemeyen Filistinliler bölgede toplanmıştı. Polis müdahalesinde 30’dan fazla kişi yaralandı, 17 kişi gözaltına alındı.

Sosyal medyada yayılan videolarda, yürüyüşe katılan bazı İsraillilerin çevredeki Filistinlilere “Araplara ölüm” diye bağırdığı duyuluyor.

İsrail’de bazı gruplar, İsrail’in Doğu Kudüs’ü işgal ettiği, 1967’deki Altı Gün Savaşı’nın yıl dönümünü İbrani takvimine göre “Kudüs Günü” olarak kutluyor.

Bugün yapılan bayrak yürüyüşü de, aslında İbrani takvimine göre 9-10 Mayıs’a denk gelen tarihte planlanmıştı. Ancak Nisan ayından itibaren yaşanan gerilim sebebiyle yürüyüş ertelenmişti.

Yürüyüşe onay veren yeni hükümetin dışişleri bakanı Yair Lapid, yürüyüşe katılanların ırkçı ve şiddet içerikli sloganlar atmasını eleştirdi

Lapid, “İsrail bayrağının nefret ve ırkçılığı çağrıştırdığı bazı radikallerin varlığı korkunç ve tahammül edilemeyen bir durum. Bir kişinin eline İsrail bayrağını alıp diğer taraftan ‘Araplara ölüm’ diye bağırması akıl almaz bir şey.” dedi.

MAYIS AYINDA 11 GÜN SÜREN SALDIRILAR

İsrail’in Gazze Şeridi’ne 10 Mayıs’ta başlattığı saldırılar 11 gün boyunca sürmüş ve Hamas ile varılan ateşkes doğrultusunda 21 Mayıs’ta sona ermişti. İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırılarda 66’sı çocuk, 39’u kadın olmak üzere 254 Filistinli hayatını kaybetmişti. İsrail tarafında ise Hamas’ın fırlattığı roketler nedeniyle en az 11 İsrailli yaşamını yitirmişti.

İsrail’de yeni hükumetin ilk ciddi sınavı: Kudüs’teki gerginlik yeni bir savaşın habercisi mi?

Dünya

Erdoğan’ın Biden ile 1 milyon Afgan mülteci pazarlığında ‘tercüman’ ayrıntısı

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Göçmen Kabul Programı kapsamında 1 milyon Afgan için Türkiye’yi adres göstermesi siyasetin gündemine bomba gibi düştü. Konuyla ilgili İngilizce tweetler atan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Ayrıca toplantıya resmi tercüman yerine Kavakçı ailesinden genç bir tercümanın katılmasına izin verildiği de ortada. Erdoğan kararını gizlemek için böyle davrandı” yazdı.

BOLD – AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan 14 Haziran 2021 tarihinde Brüksel’deki NATO zirvesinde ABD Başkanı Joe Biden ile görüştü. Görüşmede tercümanlığı Türkiye’nin Kuala Lumpur Büyükelçisi Merve Kavakçı’nın kızı Fatma Abushanap yaptı. Biden ile Erdoğan’ın baş başa görüşmelerinde Dışişleri yetkilisi yerine Fatma Abusahanap’ın tercümanlık yapması o günlerde eleştirilmişti.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu kendi sosyal medya hesabından İngilizce attığı tweetlerde “Afganistan için anlaştılar.” diyerek Erdoğan’ın ABD’ye taviz verdiği iddiasını tekrar gündeme getirdi. Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın Biden ile anlaşmasını gizlemek için Merve Kavakçı’nın kızıyla görüşmeye girmesini hatırlattı.

“BİDEN’A VERİLMİŞ BİR TAVİZ”

Eski asker, strateji uzmanı Metin Gürcan ise sosyal medya hesabındaki paylaşımında, “İktidarın ABD’ye Afgan sığınmacıların Türkiye’ye rahatça gelebilmesi için ‘Açık Kapı Politikası’ sözü verdiğine yönelik ciddi iddialar var. Doğru ise Afganistan, ‘şahsi beka’ için Türkiye’nin güvenliğini ve sosyal dokusunu bozma pahasına Biden’e verilmiş bir taviz.. Yazık!” ifadelerini kullandı.

Okumaya devam et

Analiz

ABD de Afgan göçmenler için Türkiye’yi adres gösterdi

Avrupa’dan sonra ABD de ülkeyi terk eden Afganlar için Türkiye’yi adres gösterdi. ABD Dışişleri Bakanlığı, ülkeye kabul edilecek Afgan mültecilerin başvurularını Türkiye’ye gelenlerden de alacağını açıkladı. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tanju Bilgiç: “Türkiye olarak ABD’nin sorumsuz ve ülkemize danışmadan aldığı kararı kabul etmiyoruz” dedi.

BOLD ANALİZ – Afganistan’daki Kabil Uluslararası Havalimanı’nın güvenliği konusunda hala bir anlaşmaya varamayan Türkiye ve ABD arasında yeni bir kriz patlak verdi. ABD Dışişleri Bakanlığı, Afganistan’da Amerikan askerleri için çalışan Afganların tahliyesi için Türkiye’yi adres gösterdi, Dışişleri Bakanlığı Washington’a sert tepki gösterdi.

Afganistan’da devam eden savaşın şiddetini artırması üzerine ABD hükümeti pazartesi günü yaptığı açıklamada daha önce ABD güçleri ve yetkilileriyle beraber çalışmış binlerce Afgan mülteciyi kabul edeceğini açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, Türkiye gibi başka bir ülkeye gelen ve gerekli şartları taşıyan Afganların internet sitesinde form doldurduktan sonra başvularının değerlendirileceğini bildirdi.

Afgan göçmenlerin bu sırada Türkiye hükümeti ya da Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğine (UNHCR) başvuru haklarının da bulunduğu belirtildi.

“TÜRKİYE’NİN YENİ BİR GÖÇ KRİZİNİ ÜSTLENECEK KAPASİTESİ YOK”

Dışişleri Bakanlığı ise salı akşamı yaptığı açıklamasında “ABD’nin sorumsuz bir şekilde ve Türkiye’ye danışmadan aldığı bu kararı kabul etmediklerini” belirtti ve ekledi:

“Öncelikle ABD’nin açıklaması bölgemizde büyük bir göç krizine neden olacak ve göç yollarında Afganların acılarını artıracaktır. Soruna bölge ülkeleri arasında çözüm bulmak yerine ülkemizin rızası olmaksızın ülkemizde çözüm aranmak istenmesi kabul edilemez.”

Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasında ayrıca, “Son 7 yıldır dünyada en fazla sığınmacıya ev sahipliği yapan ülkemizin yeni bir göç krizini üçüncü bir ülke adına üstlenecek kapasitesi bulunmamaktadır” ifadesine yer verildi.

“ABD, eğer bu kişileri ülkesine almak istiyor ise doğrudan uçaklarla ülkesine nakletmesi mümkündür” diyen Dışişleri Bakanlığı, “Bölgemizde üçüncü ülkelerin kararları neticesinde yaşanan göç krizlerinin yükünün Türk milleti tarafından üstlenilmesini kimse beklememelidir” açıklamasını da yaptı.

ABD askeri güçlerinin 20 yılın ardından Afganistan’dan çekilme kararı almasıyla Taliban son aylarda Afganistan’da hızlı bir şekilde ilerlemeye başladı.

Bunun üzerine Afganistan’dan göç eden kişilerin sayısı da son dönemde artmaya başladı.

ESKİ KOMUTAN VE CIA BAŞKANINDAN ‘İÇ SAVAŞ’ UYARISI

Bu arada eski ABD’li komutan ve CIA Başkanı David Petraeus, Afganistan için ‘Taliban’ın galip çıkacağı 1990’lardaki gibi kanlı ve vahşi iç savaş’ uyarısı yaptı.

Irak ve Afganistan’da ABD öncülüğündeki yabancı güçlere komuta etmiş ve sonrasında CIA başkanlığı yapmış David Petraeus, ABD yönetimini ‘İslamcıların iktidarı ele geçirmek üzere olduğu Afganistan’ı iç savaşa terk etmekle’ suçladı.

“MUAZZAM SIĞINMACI DALGASI YARATIR”

Taliban’ın Afganistan’ın büyük kısmını ele geçirmeye devam etmesi halinde El Kaide’nin geri dönüşünü sağlayabileceğini, Afganistan’ı tekrar El Kaide için korunaklı bölgeye çevirebileceğini de söyleyen eski CIA Başkanı, ‘şimdiden binlerce Afgan’ı kaçmak zorunda bırakan Taliban saldırılarının muazzam sığınmacı dalgası yaratacağı, bunların Pakistan ve diğer komşu ülkelere sel gibi akacağı’ uyarısında bulundu.

‘Kadınlar başta olmak üzere Afganların temel hak ve özgürlüklerini kaybedeceğinin’ altını çizen Petraeus, “Dünyanın görmek istediğinin bu olduğunu sanmıyorum” dedi.

“AB, TÜRKİYE İLE GÖÇ ANLAŞMASINI GENİŞLETSİN”

Öte yandan Afgan göçüne ilişkin bir açıklama da Belçika’nın İltica ve Göçten Sorumlu Devlet Bakanı Sami Mehdi’den geldi.

Sami Mehdi, artan Taliban şiddeti nedeniyle Afgan mülteci akını öncesinde AB “Türkiye Anlaşmasının” Afganları da kapsayacak şekilde genişletilmesi çağrısında bulundu.

Mehdi, şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye’yi Afganlar için güvenli bir üçüncü ülke haline getirmek, göç akışlarını yönetmemize yardımcı olacaktır. Türkiye Anlaşması, Türkiye’ye sığınan ve daha sonra sağlam mülteci statüsü alan Suriyelilere daha iyi koruma sunmamızı sağlıyor. Yeterli korumadan faydalanabilmeleri için bu anlaşmanın Avrupa düzeyinde Afgan mültecilere nasıl genişletilebileceğini araştırmalıyız.”

TÜRKİYE, AB’DEN SONRA ABD’NİN DE ‘GÖÇMEN BEKÇİSİ’ OLUYOR

Avrupa Birliği, Suriyeli göçmenlerin Avrupa’ya göçü karşısında bir set olarak gördüğü Türkiye’yi Afgan göçmenler için de set olarak görmeye başladı.

Avrupa Birliği yetkilileri Reuters haber ajansına önce yaptıkları açıklamada, Türkiye’ye Afgan göçmen akını için yeni bir mali yardım paketi düşündüklerini açıkladılar. Ancak daha sonra Euronews’e konuşan Avrupa Komisyonu yetkilileri bu açıklamayı tekzip ettiler.

Avrupa Komisyonu yetkilileri, 2024 yılına kadar Türkiye’ye verilmesi planlanan 3,5 milyar euroluk yeni göçmen yardımı paketinin sadece Suriyeliler için değil tüm sığınmacıları kapsadığını ve Türkiye’ye Afganlar için ayrı bir mali yardım paketi hazırlanmayacağını açıklamıştı.

Afgan göçünün yönünün Türkiye olacağını şimdi Washington da ilan etmiş oldu.

Soykırımın 7. yılı: Ortadoğu’nun en çok zulme uğrayan halklarından Ezidiler

Okumaya devam et

Dünya

Malta’da tutuklanan öğretmenler için itiraz: Suçlu değil, devlet korumasına muhtaçlar

Malta’da yakalanan iki Türk öğretmen hakkında verilen 6 aylık hapis cezası ve çocuklarının devlet korumasına alınması kararına itiraz edildi. Öğretmenlerin Maltalı avukatları, “Suçlu değil, devlet korumasına muhtaçlar” diyerek verilen cezanın orantısız ve aşırı olduğunu kaydetti.

BOLD – Malta’ya sahte belgelerle girmekten dolayı 6 ay hapis cezasına çarptırılan ve 2 oğulları devlet korumasına alınan Gülen Hareketi gönüllüsü 2 öğretmenin avukatları, mahkemenin verdiği karara itiraz etti. Malta basınında yer alan habere göre öğretmenlerin Maltalı avukatları Gianluca Cappitta ve Jason Grima, verilen cezanın ‘orantısız ve aşırı’ olduğunu vurguladı.

Türkiye’den Yunanistan’a, oradan da Malta üzerinden Belçika’ya iltica etmeye çalışan öğretmenler mahkemede sahte evrakla seyahat ettiklerini kabul etmişlerdi.

Belçika’ya iltica etmek isteyen öğretmenlerin ilk etapta iltica başvurusunda bulunmamaları nedeniyle mahkeme 6 ay hapis cezası vermiş, 2 ve 4 yaşındaki iki çocukları da devlet korumasına alınmıştı.

ÖĞRETMENLER MALTA’YA SIĞINMA BAŞVURUSUNDA BULUNDU

Avukatlar Cappitta ve Grima, karar sonrası sığınma başvurusunda bulunan öğretmenlerin iki ve dört yaşındaki oğulları ile yeniden bir araya gelmek için yakında kefalet başvurusunda bulunacaklarını da açıkladı.

Pazartesi günü temyiz başvurusunda bulunan avukatlar, cezanın şartlara göre aşırı olduğunu ifade etti. 27 ve 29 yaşındaki müvekkillerinin Gülen Hareketi’ne mensup olduklarını ve siyasi görüşlerinden ötürü ülkelerinden kaçtığını kaydetti. 

“SUÇLU DEĞİLLER, DEVLET KORUMASINA MUHTAÇLAR”

Dilekçelerinde “(Kararı) Temyiz edenler suçlu değil… Devletin korumasına muhtaçlar” diye yazan avukatlar ifadelerini şöyle sürdürdüler:

“Bu şartlar altında, altı aylık hapis cezası hiçbir fayda sağlamamaktadır ve adalet sistemimizin reformcu yönüne aykırıdır.” 

İki öğretmenin ‘mülteci statüsü’ için başvuru yaptıklarını hatırlatan avukatlar, öğretmenlerin Malta’nın da taraf olduğu Cenevre Sözleşmesi kapsamında olduğunu vurguladı.

MALTA’DAKİ SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI DA CEZAYI AĞIR BULDU

Malta’daki göçmenlerin sorunlarıyla ilgilenen sivil toplum kuruluşları da öğretmenlere verilen cezanın ‘zalimce ve adaletsiz’ bir karar olduğunu belirterek, cezanın ‘ertelenebileceğini’, ‘denetimli serbestlik’ veya ‘şartlı tahliye’ verilebileceğini ifade ettiler.

Karar dolayısıyla ‘dehşete düştüğünü’ ifade eden Malta Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Avukatı Etienne Calleja, Şubat ayında ülkeye sahte belgelerle giren Brezilya vatandaşı Carlos Vilmar Da Silva Rodrigues’e 1 yıl hapis cezası verildiğini ancak cezanın 4 yıl ertelendiğini hatırlattı.

Öğretmenlere ceza veren mahkeme de kararında öğretmenlerin polisle işbirliği yapmasını ve sahte belgeyi polis sorgusunda kabul etmelerini kayda geçirmişti.

CENEVRE SÖZLEŞMESİNE GÖRE SAHTE EVRAKLA GİRİŞ SUÇ DEĞİL

Siyasi mültecilerin haklarını düzenleyen Cenevre Sözleşmesine göre, iltica başvurusunda bulunan bir kişinin ilgili devlet sınırları içerisine sahte evrakla girmesi suç kabul edilmiyor.

Sözleşmede bu durum şöyle ifade ediliyor: “Akit Devletler, yaşamlarının veya özgürlüklerinin tehdit edildiği bir ülkeden doğrudan gelen mültecilere, yasadışı girişleri veya bulunmaları nedeniyle ceza veremezler.”

Öğretmenler, yakalandıklarında iltica başvurusunda bulunmuş olsalardı Cenevre Sözleşmesi’ne göre haklarında herhangi bir ceza verilmeyecek ve iltica süreci başlatılacaktı.

Diktatörlükten kaçış: Belaruslu atlet Polonya Büyükelçiliği’ne sığındı

Okumaya devam et

Popular

Shares