Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

Halkın yarısından fazlasını aşılayan İsrail’de vaka sayısı binin altında

Yaklaşık 9,5 milyon nüfuslu İsrail’de koronavirüs salgınında aktif vaka sayısı ilk kez binin altına düştü. Ülkede ağır hasta sayısı geçen hafta yüzün altını gördü.  Sağlık Bakanı başarının arkasında aşılama kampanyası olduğunu açıkladı.

BOLD – Koronavirüs salgını ile mücadelede dünyadaki en başarılı ülkelerden biri olarak gösterilen İsrail’de Sağlık Bakanı Yuli Edelstein tarafından yapılan açıklamada aktif vaka sayısının binin altına indiği belirtildi.

BİR GÜNDE SADECE 17 YENİ VAKA

Geçen hafta ağır Kovid-19 hastalarının sayısının yüzün altına indiğini açıklayan bakan, Ocak ayı sonunda bin 200 ağır Kovid-19 hastası bulunduğunu kaydetti.

Yeni vaka sayılarının da çift haneli rakamlara indiğini söyleyen Bakan Edelstein, bunun nedeninin ülkede yürütülen başarılı aşılama kampanyasının olduğunu belirtti.

İsrail’de son 24 saatte 17 yeni vaka açıklandı. Yapılan 11 bin 500 testin sadece yüzde 0,2’sinin pozitif çıktığı belirtildi.

NÜFUSUN YÜZDE 60’I AŞILANDI

Vaka sayısının düşüşü ile birlikte ülkedeki kısıtlamalar da kaldırıldı. Açık alanlarda maske takma zorunluğu kaldırılan ülkede yakında kapalı alanlarda da maske zorunluluğunun kaldırılabileceği belirtiliyor.

İsrail’de 9.3 milyon nüfusun 5,4 milyonuna ilk doz BioNTech/Pfizer aşısının yapıldığı bildirildi. Bu nüfusun yüzde 60’ına tekabül ediyor. Toplam 5,1 milyon kişiye ikinci doz aşının da uygulandığı kaydediliyor.

AB çocuk ve gençler için 1,8 milyar doz aşı alacak

Dünya

Enes Kanter yazdı: Orhan İnandı’nın kaçırılması Washington Post’ta

NBA yıldızı Enes Kanter, iki hafta önce Bişkek’te kaçırılan Kırgız vatandaşı eğitimci Orhan İnandı’nın yaşadıklarını The Washington Post’a yazdı. Kanter yazısında, “Kim yapıyor olursa olsun, ABD’nin bu tür kaçırılma olaylarına karşı duruşa önderlik etmesi ve uluslararası desteği sağlamasının zamanı geldi” dedi.

BOLD – Enes Kanter, Hakan Fidan’ın başında olduğu Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından kaçırılan ve 15 gündür haber alınamayan Orhan İnandı olayını Washington Post gazetesi için yazdı.

2017’de Endonezya’da kendisinin de kaçırılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını aktaran Kanter, Washington Post‘taki yorum yazısında, dünya liderlerine Türkiye’nin uluslararası arenadaki kaçırma ve zorla alıkoyma eylemlerine bir dur demeleri çağrısı yaptı.

Kanter ayrıca Türkiye’nin, delil göstermeden suçladığı Fethullah Gülen’in yeğeni Selahattin Gülen’i de Kenya’dan kaçırıp hapse attığını belirtti.

Yazıda şu ifadeler yer alıyor: “2016’daki başarısız darbe girişiminden bu yana, Türkiye’nin dünyadaki diplomatik misyonları kendi vatandaşlarına yönelik ajanlık faaliyeti yürütüyor, muhaliflerin aktivitelerini gözetliyor ve onları kaçırıyor. Uluslararası kamuoyunun bu hamlelere karşı etkili bir tepki verememesi Türkiye hükümetinin de bu küresel yasa dışı işleri yürütmeye devam etmesini kolaylaştırıyor.”

NBA yıldızı Kanter, aynı zamanda bu vakanın The Washington Post’ta yazarken Suudi Arabistan’ın İstanbul Konsolosluğu’nda öldürülen Cemal Kaşıkçı vakasına benzerliğini de gündeme getirdi.

Belarus’ta geçen haftalarda uçağı indirilerek tutuklanan muhalif aktiviste karşı AB’nin hızlıca gösterdiği tepkiyi ve uyguladığı yaptırımları hatırlatan Kanter, şu çağrıyı yaptı:

“Binlerce Türk muhalif son beş yılda Erdoğan’ın baskıcı rejiminden kaçtı ve her biri bir sonraki kaçırılma vakasının kurbanı olmaktan korkuyor. Bu sadece yabancı ülkelerde güvence bulan Türkler için korku dolu bir atmosfer yaratmakla kalmıyor, o ülkelerin egemenliğini de baltalıyor.

ABD için bu türlü adam kaçırma ve örtülü iade işlemleri karşısında, her kim yaparsa yapsın, inisiyatif alma ve uluslararası destek bulma zamanı. Türkiye’nin başka ülkelerdeki yasadışı faaliyetlerini göz ardı etmek, olsa olsa başka diktatörlerin de bu yolları denemeye başlamasına yol açar.”

ENES KANTER’İN THE WASHINGTON POST’TAKİ YAZISININ TAMAMI:

 

Washington Post’taki “Türkiye’nin uluslararası zulüm ve adam kaçırma kampanyası durdurulmalı” başlıklı yazı şöyle: 

“2017’de okul çocukları için bir basketbol kampı yapmaya gittiğim Endonezya’da, sabah saat 2:30 civarında otel odamın kapısının yüksek sesle çalınmasıyla uyandım. Menajerim telaşla bana ‘Ülkeyi hemen terk etmeliyiz’ dedi.

Türk istihbarat ajanlarının beni yakalayıp Türkiye’ye geri göndermek için yola çıktıkları ortaya çıktı. Üç saat sonra, Singapur’a ve ardından Romanya’ya acil bir uçuşta kendimizi bulduk. Türkiye beni tutuklama şansını kaçırdı ama pasaportumu iptal etti ve beni Romanya’da mahsur kalmaya zorladı.

Geçen ay Türk ajanlar tarafından kaçırılan ve ülkenin başkentindeki Türk Büyükelçiliği’nde tutulduğuna inanılan Kırgızistan’daki Türk eğitimci Orhan İnandı’nın aksine ben şanslıydım. Uluslararası çağrılara rağmen, İnandı’nın akıbeti hala bir sır.

Bu (Suudi Arabistan’ın) Cemal Kaşıkçı (yı ortadan kaybetmesi) tarzı gözaltı, Türkiye’nin Türk muhalifleri bulma, kaçırma ve geri getirme amaçlı küresel çaptaki kampanyasının bir parçası.

Eski (ABD) ulusal güvenlik danışmanı Michael Flynn’e 2016 yılında Türk din adamı Fethullah Gülen’in zorla (ABD’den) kaçırılmasına yardım etmesi için milyonlar teklif edildi. Türk hükumeti, Pensilvanya kırsalında yaşayan Gülen’i ülkenin tüm sıkıntılarından dolayı sorumlu tutuyor.

Geçen ay Türkiye, istihbarat ajanlarının Gülen’in Kenya’da bir öğretmen olan yeğenini yakalayıp Türkiye’ye geri getirdiğini açıkladı. Türk hükümeti yıllardır Gülen’in ABD’den iadesini talep ediyor ancak Washington Türkiye’nin Gülen’in elle tutulur bir yanlış yaptığına dair herhangi bir kanıt sunmadığını söylüyor.

Gülen’in öğretilerinden ilham alan Türk eğitimci İnandı, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Kırgızistan’a giderek bugün ülkede en başarılı bilim-temelli olarak bilinen okulları açtı.

(Bu yüzden bugün) Kırgızistan’da milletvekilleri ve yetkililer de dahil olmak üzere on binlerce insanın kaçırılan eğitimciyi bulmak ve serbest bırakmak için seferber olmasına şaşmamalı.

İnandı’nın durumu, kaçırılan ve Türkiye’ye getirildiğinde kaçınılmaz şekilde tutuklama ve olası işkencelerle karşı karşıya kalan 100’den fazla Türk vatandaşına benziyor. Freedom House’a göre, Türkiye son altı yılda dünyanın bütün ülkelerinden daha fazla sayıda yurtdışından insan kaçırdı.

2016’daki başarısız askeri darbe girişiminden bu yana, Türkiye’nin dünyadaki diplomatik misyonları büyük ölçüde vatandaşlarını gözetlemeye, faaliyetlerini takip etmeye ve muhaliflerin kaçırılmasını organize etmeye odaklandı. Uluslararası toplumun bu kaçırmalara ortak bir tepki gösterememesi, Türk hükümetini bu küresel yasa dışı faaliyetlerini sürdürmeye teşvik etti.

Kaşıkçı’nın İstanbul’daki Suudi Konsolosluğu’nda öldürülmesi üzerine uluslararası tepkilerin en ön saflarında yer alan Türkiye’nin, ABD dahil dünyanın birçok ülkesinde benzer suç faaliyetlerinde bulunması şaşırtıcıdır. Bir zamanlar ABD’nin en yakın müttefiklerinden biri olan Türkiye, son on yılda Batı’dan uzaklaşmaya devam etti ve giderek artan bir şekilde Rusya’ya yakınlaşıyor.

Başkan Biden’ın cumhurbaşkanı olduktan üç ay sonra Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan’ı aramaya karar vermesi şaşırtıcı değildi, bu Washington’un Türkiye’den duyduğu hoşnutsuzluğun açık bir örneği idi. Bu ilişkinin bozulması büyük oranda Erdoğan’ın kendi isteği doğrultusunda Türkiye’yi dönüştürmek için muhalefet üzerindeki baskıyı arttırması nedeniyle gerçekleşti.

Erdoğan, iktidarını pekiştirmek amacıyla, 2016’dan bu yana çeyrek milyondan fazla insanı muhalefeti cezalandırmak için kullanılan muğlak terör suçlamaları ile mahkum etti. Baskı o kadar sınır tanımıyor ve amansız ki ben de dahil olmak üzere yurtdışındaki Türk muhalifler ‘Erdoğan’ın uzun kollarını’ hissettik.

Belarus geçen ay Litvanya’ya giden bir uçağı rotasını değiştirmeye zorlayıp muhalif bir gazeteciyi kaçırdığında, Avrupa Birliği öyle birleşik bir cephe sergiledi ve Minsk’e yaptırım uyguladı ki bu uluslararası suç faaliyetleri konusundaki kırmızı çizgileri vurgulamak için önemli bir önlemdi.

Bu tür bir somut uluslararası tepki, Türkiye’nin bitmek bilmeyen küresel adam kaçırma kampanyasında eksiktir. Son beş yılda binlerce Türk muhalif Erdoğan’ın baskıcı rejiminden kaçtı ve her biri bir sonraki kaçırılacak ben olabilirim korkusuyla yaşıyor.

Yabancı ülkelerde sığınak bulan Türkler için bu durum korkulu bir ortam yaratmakla kalmıyor, bu ülkelerin egemenliğini de sarsıyor. Kim yapıyor olursa olsun, Amerika Birleşik Devletleri’nin bu tür kaçırılma olaylarına karşı duruşa önderlik etmesi ve uluslararası desteği sağlamasının zamanı geldi.

Türkiye’nin diğer ülkelerdeki yasadışı eylemlerini görmezden gelmek, sadece diğer diktatörleri de aynısını yapmaya teşvik eder.”

PROTESTOLAR DEVAM EDİYOR

26 yıl önce ailesiyle birlikte Kırgızistan’a göç eden Orhan İnandı, 31 Mayıs akşamı Hakan Fidan’ın başında olduğu Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından evinin önünde kaçırıldı. Arabası evinden 7-8 kilometre uzaklıktaki bir mahallede kapıları açık halde bulundu. Arabada İnandı’nın ceketi, iki telefonu ve gözlüğü vardı.

Eşi Reyhan İnandı’nın yaptığı açıklamaya göre 15 gündür haber alınamayan Orhan İnandı Bişkek’teki Türk Büyükelçiliği’nde tutuluyor. Dünyaca ünlü insan hakları kuruluşları, uluslararası gazeteciler ve Avrupalı parlamenterler İnandı’nın kaçırılmasını ikinci Cemal Kaşıkçı vakası olarak değerlendiriyor.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi ise 11 Haziran’da Orhan İnandı için Türkiye’yi de bağlayan bir ‘tedbir kararı’ verdi. Buna göre İnandı’nın ortaya çıkarılması, işkence ve kötü muamele varsa buna maruz bırakılmaması, mani olunması, fiziksel ve zihinsel bütünlüğünün korunması, ailesiyle irtibatının sağlanması, ailesine bilgi verilmesi gerekiyor.

Günlerdir hükumet meydanında Orhan İnandı’nın ortadan kaybolmasını protesto eden Kırgız halkı ve meclisi de İnandı’nın bulunması için çağrı yapıyor. Protestolar bu sabah da hükümet meydanında sessiz bir şekilde devam ediyor.

Öte yandan geçen hafta Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulunan Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov, Erdoğan’a Orhan İnandı hakkında sorular sordu. Erdoğan ise İnandı’yı tanımadığını, hiçbir bilgiye sahip olmadığını söyledi. Gülen Hareketi taraftarları hakkında hiçbir şey duymak istemediğini de sözlerine ekledi.

Bişkek Büyükelçiliği Reyhan İnandı’nın mektubunu almıyor

Kaçırılan eğitimci Orhan İnandı hakkındaki BM kararı ne anlama geliyor?

Okumaya devam et

Dünya

Kudüs’teki ‘Bayrak Yürüyüşü’ gerilimi artırdı: İsrail Gazze’ye hava saldırısı düzenledi

Pazar günü güvenoyu alan ve siyasi yelpazede değişik görüşleri temsil eden 8 partiyi bir araya getiren İsrail koalisyon hükumeti, Doğu Kudüs’teki ‘Bayrak Yürüyüşü’ sonrası gerilimin artması üzerine Çarşamba gecesi Gazze’yi vurdu.

BOLD – Doğu Kudüs’te artan gerilim bölgede fitili yeniden ateşledi. İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Filistin direniş gruplarına ait iki mevziye ‘kendilerine atılan ateş balonlarına karşılık vermek amacıyla’ hava saldırısı düzenlediğini duyurdu.

Bu gelişmeyle İsrail ordusu, 21 Mayıs’taki ateşkesten bu yana Gazze’ye ilk kez hava saldırısı gerçekleştirmiş oldu.

Çarşamba gecesi Gazze Şehri’nde saldırıların etkisiyle patlamalar duyuldu. Henüz bombardımanda ölen ya da yaralanan olup olmadığı bilinmiyor.

Twitter hesabı üzerinden açıklama yapan bir Hamas sözcüsü de, “Filistinlilerin cesur direnişlerine devam edeceğini ve Kudüs’teki kutsal mekanlar üzerindeki haklarını savunmayı sürdüreceklerini” duyurdu.

İsrail itfaiyesi, Salı günü Gazze’den atılan ateş balonlarının İsrail’e düşerek 20 yerde alev aldığını açıklamıştı. Boş arazilerde alev alan balonlar can kaybı ya da yaralanmaya yol açmadı.

Mayıs ayında yine Bayrak Yürüyüşü’yle tırmanan gerilim de İsrail’in Gazze’ye hava bombardımanı başlatmasıyla sürmüş; 11 gün süren ve en az 254 Filistinlinin hayatını kaybettiği saldırı 21 Mayıs’taki ateşkesle sona ermişti.

ATEŞKES KIRILGAN, İSRAİL’DE DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK

İlki 1996-1999 yılları arasında olmak üzere, 2009 yılından beri İsrail’i aralıksız 12 yıldır yöneten Benyamin Netanyahu döneminde İsrail Gazze’ye defalarca saldırı düzenledi. 2012, 2014 ve 2021 yıllarında Benyamin Netanyahu hükumetleri Gazze’ye 3 büyük harekat düzenledi.

Netanyahu’nun popülist ve aşırı sağcı koalisyon hükumetleri döneminde İsrail-Filistin arasında gerilim hiç düşmedi.

İsrail’de Pazar günü göreve gelen 8 partili yeni hükumet bölgede umutları arttırmıştı. Ülke tarihinde ilk kez İsrail vatandaşı Arapları temsil eden bir parti koalisyon hükumetine kabul edildi. Siyasi yelpazede değişik görüşleri temsil eden 8 partiyi bir araya getiren hükumette sol İşçi Partisi de yer alıyor.

Ancak son yaşananlar bölgede değişen bir şey olmadığını gösterdi. Mayıs ayındaki ağır bombardımanın izlerini ve enkazını hala kaldıramamış olan Gazze, ateşkesin ne kadar kırılgan olduğunu gördü.

Sağcı Naftali Bennett başbakanlığındaki koalisyon hükumeti Gazze’den gelen en küçük tehdit karşısında ‘hava saldırısı’ kartını çekti.

GERİLİM DOĞU KUDÜS’TEKİ ‘BAYRAK YÜRÜYÜŞÜ’ İLE ARTTI

Naftali Bennett Başbakanlığı’ndaki yeni hükümetin pazar günü güvenoyu alması ve Salı günü yürüyüşe izin vermesiyle birlikte, 21 Mayıs’tan bu yana ilk kez yeniden gerilim tırmandı.

İsrail polisinin yürüyüş öncesi “temizlemek” için gittiği Doğu Kudüs’teki yürüyüş notasında, plastik mermi ve göz yaşartıcı gaz kullanıldı.

Yürüyüşün kutsal mekanlarına ilerlemesini istemeyen Filistinliler bölgede toplanmıştı. Polis müdahalesinde 30’dan fazla kişi yaralandı, 17 kişi gözaltına alındı.

Sosyal medyada yayılan videolarda, yürüyüşe katılan bazı İsraillilerin çevredeki Filistinlilere “Araplara ölüm” diye bağırdığı duyuluyor.

İsrail’de bazı gruplar, İsrail’in Doğu Kudüs’ü işgal ettiği, 1967’deki Altı Gün Savaşı’nın yıl dönümünü İbrani takvimine göre “Kudüs Günü” olarak kutluyor.

Bugün yapılan bayrak yürüyüşü de, aslında İbrani takvimine göre 9-10 Mayıs’a denk gelen tarihte planlanmıştı. Ancak Nisan ayından itibaren yaşanan gerilim sebebiyle yürüyüş ertelenmişti.

Yürüyüşe onay veren yeni hükümetin dışişleri bakanı Yair Lapid, yürüyüşe katılanların ırkçı ve şiddet içerikli sloganlar atmasını eleştirdi

Lapid, “İsrail bayrağının nefret ve ırkçılığı çağrıştırdığı bazı radikallerin varlığı korkunç ve tahammül edilemeyen bir durum. Bir kişinin eline İsrail bayrağını alıp diğer taraftan ‘Araplara ölüm’ diye bağırması akıl almaz bir şey.” dedi.

MAYIS AYINDA 11 GÜN SÜREN SALDIRILAR

İsrail’in Gazze Şeridi’ne 10 Mayıs’ta başlattığı saldırılar 11 gün boyunca sürmüş ve Hamas ile varılan ateşkes doğrultusunda 21 Mayıs’ta sona ermişti. İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırılarda 66’sı çocuk, 39’u kadın olmak üzere 254 Filistinli hayatını kaybetmişti. İsrail tarafında ise Hamas’ın fırlattığı roketler nedeniyle en az 11 İsrailli yaşamını yitirmişti.

İsrail’de yeni hükumetin ilk ciddi sınavı: Kudüs’teki gerginlik yeni bir savaşın habercisi mi?

Okumaya devam et

Dünya

Mısır’da 12 İhvan mensubunun idam cezasını onandı

Mısır’da İhvan Hareketi’nin 2 üst düzey isminin de aralarında bulunduğu 12 kişi hakkında verilen idam cezası onandı. Mısır’la ilişkileri normelleştirmek için görüşmelere başlayan AKP hükumetinden ses çıkmadı.

BOLD – Mısır’da cezaevinde bulunan Hürriyet ve Adalet Partisi Genel Sekreteri Biltaci ile Müslüman Kardeşler liderlerinden Hicazi’nin de aralarında bulunduğu darbe karşıtı 12 kişi hakkında verilen idam cezası onandı. Mısır’la ilişkileri normalleştirmek için Kahire’ye Mayıs ayı başında heyet gönderen AKP hükumetinden cezalar hakkında bir açıklama yapılmadı.

Mısır resmi ajansı MENA’da yer alan habere göre, Yargıtay, Rabiat’ul Adeviyye Meydanı’ndaki darbe karşıtı protestolarla ilgili davada nihai kararı verdi.

Yüksek mahkeme, aralarında Hürriyet ve Adalet Partisi (HAP) Genel Sekreteri Muhammed el-Biltaci ile Müslüman Kardeşler (İhvan) liderlerinden Safvet Hicazi’nin de olduğu 12 kişi hakkında daha önce verilen idam cezasını onadı.

Aynı davada yargılanan 32 kişinin idam cezası müebbet hapse (25’er yıl hapis) çevrilirken, tutukluyken vefat eden İhvan liderlerinden İsam el-İryan’ın davası düştü.

Sanık avukatlarından Usame Beyumi, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Yargıtayın bugün, daha önce haklarında idam kararı çıkan 75 kişiden 45’i hakkında hüküm verdiğini belirterek, kalanların gıyaben yargılandığına işaret etti.

Mısır’da 3 Temmuz 2013’te ordunun yönetime el koymasının ardından başkent Kahire’deki Rabiat’ul Adeviyye ve Nahda meydanlarında geniş çaplı protestolar düzenlenmiş, meydanlar 14 Ağustos 2013’te güvenlik güçlerinin kanlı müdahalesiyle boşaltılırken yüzlerce kişi hayatını kaybetmişti. Darbe karşıtı eylemler sırasında binlerce kişi de tutuklanmıştı.

Kahire Ceza Mahkemesi, Eylül 2018’de, aralarında İhvan liderlerinin de olduğu 75 darbe karşıtı hakkında idam cezası vermiş, daha sonra karar temyize götürülmüştü.

İHVAN HAREKETİ, İDAMLARIN DURDURULMASINI İSTEDİ

Karar sonrası Mısır’daki Müslüman Kardeşler Teşkilatı, uluslararası topluma, idam cezalarının infazının durdurulması için harekete geçme çağrısında bulundu.

Teşkilatın söz konusu idam kararlarını reddettiği belirtilen açıklamada, bu kararın “intikam” için alındığı ifade edildi.

Bu tür cezaların İhvan’ı yolundan döndürmeyeceği kaydedilen açıklamada, uluslararası toplumdan tüm kurum ve kuruluşlarıyla idam cezalarının infazlarını durdurmak için harekete geçmesi talep edildi.

TÜRKİYE-MISIR İLİŞKİLERİ

Türkiye ve Mısır, bir süredir ilişkileri normalleştirmek için görüşmeler yürütüyor.

Mayıs ayı başında Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Sedat Önal başkanlığında bir heyet Kahire’ye gitmiş ve iki ülke arasındaki ilişkileri normalleştirmek için Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Hamdi Sanad Loza başkanlığındaki bir heyetle 2 gün süreyle istikşafi görüşmeler gerçekleştirmişti.

Türkiye ile Mısır arasında dışişleri bakan yardımcısı düzeyinde yapılan görüşmeler 2013 yılından bu yıla kadar iki ülke arasında gerçekleştirilen en üst düzeyli görüşme olarak kayıtlara geçti. Temmuz 2013’te dönemin Genelkurmay Başkanı Abdülfettah el Sisi, Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi başkanlığındaki hükümete darbe yapmış ve yönetime el koymuştu. Darbe sonrasında Türkiye ile Mısır arasında 8 yıl süreyle diplomatik temas minimum seviyeye indirilmişti.

İHVAN KANALLARINA MÜDAHALE VE DOSTLUK GRUBU KURULMASI

Türkiye ile Mısır arasında temasların artmasının ardından, İstanbul’dan yayın yapan Müslüman Kardeşler’in (İhvan) televizyon yayınlarına Ankara’nın talimatıyla müdahale edildi. İstanbul’dan yayın yapan Mısırlı muhalif kanallar uyarının ardından canlı yayın ve haber akışlarına son verdi. Kanallarda dizi ve dini programlar yayınlanmaya başlandı. Kahire yönetiminin, İhvan’a ait kanalların Sisi yönetimine yönelik eleştirilerinden büyük rahatsızlık duyduğu ifade ediliyordu.

AKP Hükumeti, Nisan ayı sonunda Mısır’la ilişkileri normalleştirme adımları kapsamında TBMM’de Mısır ile parlamentolar arası dostluk grupları kurulmasına ilişkin meclis başkanlığına teklif sundu ve teklif TBMM Genel Kurulunda oylanarak kabul edildi.

Dışişleri heyeti Kahire yolunda: Direksiyonda Mısır var!

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0