Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

Ege’de ‘çok ciddi’ gerilim

Yunan gazetesi Kathimerini, Ege’de 26-27 Nisan tarihlerinde Türk Sahil Güvenliği ile Avrupa Sınır ve Sahil Güvenlik Ajansı Frontex’in gemileri arasında uluslararası düzenlemeleri ihlal eden ‘çok ciddi’ olaylar meydana geldiğini iddia etti.

BOLDYunan gazetesi Kathimerini, Doğu Ege’de Sakız Adası açıklarında, Türk Sahil Güvenlik gemilerinin Yunan karasularını ihlal ettiğini ve Frontex’in ‘Poseidon Operasyonu’ kapsamında Ege’de bulunan İsveç ve Finlandiya’ya ait botlar yakınında tehlikeli manevralar yaptığını ileri sürdü.

Kathimerini’nin yayınladığı haberi EU Observer medya kuruluşu da kaynak göstererek kendi sitesinde yer verdi.

OLAYLAR NASIL GERÇEKLEŞTİ?

İsveç ve Finlandiya yetkilileri, iki olayı “‘çok ciddi” olarak nitelendirdiler ve Frontex başkanı Fabrice Lazeri, Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Margaritis Schinas ve Göç Komiseri Ylva Johansson’a olaylar hakkında bilgi verdiler.

Gazeteye göre, iki olaydan ilki 26 Nisan gecesi Sakız Adası açıklarında bir Türk Sahil Güvenlik gemisinin Yunan karasularına girip Finlandiya gemisiyle ‘çarpışma rotasına’ girmesiyle meydana geldi. Gazeteye konuşan kaynaklar, Türk teknesinin seyir ışıklarının kapatıldığını, Frontex gemisinin ise ışıklarının açık ve neredeyse hareketsiz olduğunu söyledi.

İkinci olay, birkaç saat sonra aynı bölgede meydana geldi. 27 Nisan sabahı bir Türk Sahil Güvenlik gemisi, Yunan karasularına tekrar girdi ve bir İsveç Sahil Güvenlik devriye botuna doğru ‘tehdit edici manevralar’ yaptı. İsveç teknesinin kaptanı, olası bir çarpışmayı manevra yaparak engelledi.

AB YETKİLİLERİ OLAY HAKKINDA BİLGİLENDİRİLDİ

Her iki olaya da tanık olan Yunan Sahil Güvenlik görevlileri, derhal Frontex liderliğini bilgilendirdi.

Gazeteye bilgi veren bir kaynak, Frontex başkanı Fabrice Lazeri’nin son olayların ardından doğu Ege’de devriye gezen Frontex gemilerinin güvenliği konusunda endişelerini dile getirdiğini kaydetti. Lazeri, Poseidon Operasyonu kapsamında bölgede faaliyet gösteren Frontex gemilerinin mürettebatının, Türk gemilerinin öngörülemez hareketleri konusunda durum değerlendirmesi yaptığını ifade etti.

EGE’DE TARTIŞMALI SULAR

Ege Denizi’nde kara suları ve hava sahası konusunda Türkiye ve Yunanistan arasında ciddi anlaşmazlıklar bulunuyor. Her iki ülke de sürekli olarak birbirlerini ülkelerinin kara sularını ve hava sahasını işgal etmekle suçluyorlar. Ayrıca Ankara ve Atina Ege Denizi’nde ve Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik bölgelerin sınırlarını konusunda da anlaşamıyor.

Yunanistan Ege’de ayrıca kara sularını 6 milden 12 mile çıkarmak istiyor. Ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 1996 yılında aldığı bir kararla bunun savaş sebebi (casus belli) olacağını belirtmesinin ardından Atina bu politikasını hayata geçiremedi. Yunanistan geçtiğimiz yıl İtalya ile imzaladığı anlaşma kapsamında İyon Denizi’nde kara sularını 12 mile çıkarmıştı. Yunan Meclisi’ndeki görüşmelerde hükumet Türkiye ile karasularını 12 mile çıkarma konusundaki hakkını gizli tuttuğunu ifade etmişti.

POSEİDON OPERASYONU

Avrupa Birliği sınır teşkilatı Frontex’in yürüttüğü Poseidon Operasyonu, Ege Denizi’nde Yunanistan’ı sınır gözetleme, denizde hayat kurtarma, kayıt ve kimlik belirleme kapasitelerinin yanı sıra sınır ötesi suçlarla mücadele konularında destekliyor.

Operasyon alanı, Yunanistan’ın Türkiye ile deniz sınırları ve Yunanistan’a ait Ege adalarından oluşuyor. Poseidon Operasyonu kapsamında, Avrupa Birliği’ne mensup ülkelerden 600 görevli sınır gözetimi, gelen göçmenlerin kimlik tespiti ve kayıtlarının yanı sıra bilgi alma ve tarama faaliyetlerinde bulunuyor.

Türkiye’de de faaliyet gösteren kuruluş Almanya’da yasaklandı

Dünya

Kudüs’teki ‘Bayrak Yürüyüşü’ gerilimi artırdı: İsrail Gazze’ye hava saldırısı düzenledi

Pazar günü güvenoyu alan ve siyasi yelpazede değişik görüşleri temsil eden 8 partiyi bir araya getiren İsrail koalisyon hükumeti, Doğu Kudüs’teki ‘Bayrak Yürüyüşü’ sonrası gerilimin artması üzerine Çarşamba gecesi Gazze’yi vurdu.

BOLD – Doğu Kudüs’te artan gerilim bölgede fitili yeniden ateşledi. İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Filistin direniş gruplarına ait iki mevziye ‘kendilerine atılan ateş balonlarına karşılık vermek amacıyla’ hava saldırısı düzenlediğini duyurdu.

Bu gelişmeyle İsrail ordusu, 21 Mayıs’taki ateşkesten bu yana Gazze’ye ilk kez hava saldırısı gerçekleştirmiş oldu.

Çarşamba gecesi Gazze Şehri’nde saldırıların etkisiyle patlamalar duyuldu. Henüz bombardımanda ölen ya da yaralanan olup olmadığı bilinmiyor.

Twitter hesabı üzerinden açıklama yapan bir Hamas sözcüsü de, “Filistinlilerin cesur direnişlerine devam edeceğini ve Kudüs’teki kutsal mekanlar üzerindeki haklarını savunmayı sürdüreceklerini” duyurdu.

İsrail itfaiyesi, Salı günü Gazze’den atılan ateş balonlarının İsrail’e düşerek 20 yerde alev aldığını açıklamıştı. Boş arazilerde alev alan balonlar can kaybı ya da yaralanmaya yol açmadı.

Mayıs ayında yine Bayrak Yürüyüşü’yle tırmanan gerilim de İsrail’in Gazze’ye hava bombardımanı başlatmasıyla sürmüş; 11 gün süren ve en az 254 Filistinlinin hayatını kaybettiği saldırı 21 Mayıs’taki ateşkesle sona ermişti.

ATEŞKES KIRILGAN, İSRAİL’DE DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK

İlki 1996-1999 yılları arasında olmak üzere, 2009 yılından beri İsrail’i aralıksız 12 yıldır yöneten Benyamin Netanyahu döneminde İsrail Gazze’ye defalarca saldırı düzenledi. 2012, 2014 ve 2021 yıllarında Benyamin Netanyahu hükumetleri Gazze’ye 3 büyük harekat düzenledi.

Netanyahu’nun popülist ve aşırı sağcı koalisyon hükumetleri döneminde İsrail-Filistin arasında gerilim hiç düşmedi.

İsrail’de Pazar günü göreve gelen 8 partili yeni hükumet bölgede umutları arttırmıştı. Ülke tarihinde ilk kez İsrail vatandaşı Arapları temsil eden bir parti koalisyon hükumetine kabul edildi. Siyasi yelpazede değişik görüşleri temsil eden 8 partiyi bir araya getiren hükumette sol İşçi Partisi de yer alıyor.

Ancak son yaşananlar bölgede değişen bir şey olmadığını gösterdi. Mayıs ayındaki ağır bombardımanın izlerini ve enkazını hala kaldıramamış olan Gazze, ateşkesin ne kadar kırılgan olduğunu gördü.

Sağcı Naftali Bennett başbakanlığındaki koalisyon hükumeti Gazze’den gelen en küçük tehdit karşısında ‘hava saldırısı’ kartını çekti.

GERİLİM DOĞU KUDÜS’TEKİ ‘BAYRAK YÜRÜYÜŞÜ’ İLE ARTTI

Naftali Bennett Başbakanlığı’ndaki yeni hükümetin pazar günü güvenoyu alması ve Salı günü yürüyüşe izin vermesiyle birlikte, 21 Mayıs’tan bu yana ilk kez yeniden gerilim tırmandı.

İsrail polisinin yürüyüş öncesi “temizlemek” için gittiği Doğu Kudüs’teki yürüyüş notasında, plastik mermi ve göz yaşartıcı gaz kullanıldı.

Yürüyüşün kutsal mekanlarına ilerlemesini istemeyen Filistinliler bölgede toplanmıştı. Polis müdahalesinde 30’dan fazla kişi yaralandı, 17 kişi gözaltına alındı.

Sosyal medyada yayılan videolarda, yürüyüşe katılan bazı İsraillilerin çevredeki Filistinlilere “Araplara ölüm” diye bağırdığı duyuluyor.

İsrail’de bazı gruplar, İsrail’in Doğu Kudüs’ü işgal ettiği, 1967’deki Altı Gün Savaşı’nın yıl dönümünü İbrani takvimine göre “Kudüs Günü” olarak kutluyor.

Bugün yapılan bayrak yürüyüşü de, aslında İbrani takvimine göre 9-10 Mayıs’a denk gelen tarihte planlanmıştı. Ancak Nisan ayından itibaren yaşanan gerilim sebebiyle yürüyüş ertelenmişti.

Yürüyüşe onay veren yeni hükümetin dışişleri bakanı Yair Lapid, yürüyüşe katılanların ırkçı ve şiddet içerikli sloganlar atmasını eleştirdi

Lapid, “İsrail bayrağının nefret ve ırkçılığı çağrıştırdığı bazı radikallerin varlığı korkunç ve tahammül edilemeyen bir durum. Bir kişinin eline İsrail bayrağını alıp diğer taraftan ‘Araplara ölüm’ diye bağırması akıl almaz bir şey.” dedi.

MAYIS AYINDA 11 GÜN SÜREN SALDIRILAR

İsrail’in Gazze Şeridi’ne 10 Mayıs’ta başlattığı saldırılar 11 gün boyunca sürmüş ve Hamas ile varılan ateşkes doğrultusunda 21 Mayıs’ta sona ermişti. İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırılarda 66’sı çocuk, 39’u kadın olmak üzere 254 Filistinli hayatını kaybetmişti. İsrail tarafında ise Hamas’ın fırlattığı roketler nedeniyle en az 11 İsrailli yaşamını yitirmişti.

İsrail’de yeni hükumetin ilk ciddi sınavı: Kudüs’teki gerginlik yeni bir savaşın habercisi mi?

Okumaya devam et

Dünya

Mısır’da 12 İhvan mensubunun idam cezasını onandı

Mısır’da İhvan Hareketi’nin 2 üst düzey isminin de aralarında bulunduğu 12 kişi hakkında verilen idam cezası onandı. Mısır’la ilişkileri normelleştirmek için görüşmelere başlayan AKP hükumetinden ses çıkmadı.

BOLD – Mısır’da cezaevinde bulunan Hürriyet ve Adalet Partisi Genel Sekreteri Biltaci ile Müslüman Kardeşler liderlerinden Hicazi’nin de aralarında bulunduğu darbe karşıtı 12 kişi hakkında verilen idam cezası onandı. Mısır’la ilişkileri normalleştirmek için Kahire’ye Mayıs ayı başında heyet gönderen AKP hükumetinden cezalar hakkında bir açıklama yapılmadı.

Mısır resmi ajansı MENA’da yer alan habere göre, Yargıtay, Rabiat’ul Adeviyye Meydanı’ndaki darbe karşıtı protestolarla ilgili davada nihai kararı verdi.

Yüksek mahkeme, aralarında Hürriyet ve Adalet Partisi (HAP) Genel Sekreteri Muhammed el-Biltaci ile Müslüman Kardeşler (İhvan) liderlerinden Safvet Hicazi’nin de olduğu 12 kişi hakkında daha önce verilen idam cezasını onadı.

Aynı davada yargılanan 32 kişinin idam cezası müebbet hapse (25’er yıl hapis) çevrilirken, tutukluyken vefat eden İhvan liderlerinden İsam el-İryan’ın davası düştü.

Sanık avukatlarından Usame Beyumi, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Yargıtayın bugün, daha önce haklarında idam kararı çıkan 75 kişiden 45’i hakkında hüküm verdiğini belirterek, kalanların gıyaben yargılandığına işaret etti.

Mısır’da 3 Temmuz 2013’te ordunun yönetime el koymasının ardından başkent Kahire’deki Rabiat’ul Adeviyye ve Nahda meydanlarında geniş çaplı protestolar düzenlenmiş, meydanlar 14 Ağustos 2013’te güvenlik güçlerinin kanlı müdahalesiyle boşaltılırken yüzlerce kişi hayatını kaybetmişti. Darbe karşıtı eylemler sırasında binlerce kişi de tutuklanmıştı.

Kahire Ceza Mahkemesi, Eylül 2018’de, aralarında İhvan liderlerinin de olduğu 75 darbe karşıtı hakkında idam cezası vermiş, daha sonra karar temyize götürülmüştü.

İHVAN HAREKETİ, İDAMLARIN DURDURULMASINI İSTEDİ

Karar sonrası Mısır’daki Müslüman Kardeşler Teşkilatı, uluslararası topluma, idam cezalarının infazının durdurulması için harekete geçme çağrısında bulundu.

Teşkilatın söz konusu idam kararlarını reddettiği belirtilen açıklamada, bu kararın “intikam” için alındığı ifade edildi.

Bu tür cezaların İhvan’ı yolundan döndürmeyeceği kaydedilen açıklamada, uluslararası toplumdan tüm kurum ve kuruluşlarıyla idam cezalarının infazlarını durdurmak için harekete geçmesi talep edildi.

TÜRKİYE-MISIR İLİŞKİLERİ

Türkiye ve Mısır, bir süredir ilişkileri normalleştirmek için görüşmeler yürütüyor.

Mayıs ayı başında Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Sedat Önal başkanlığında bir heyet Kahire’ye gitmiş ve iki ülke arasındaki ilişkileri normalleştirmek için Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Hamdi Sanad Loza başkanlığındaki bir heyetle 2 gün süreyle istikşafi görüşmeler gerçekleştirmişti.

Türkiye ile Mısır arasında dışişleri bakan yardımcısı düzeyinde yapılan görüşmeler 2013 yılından bu yıla kadar iki ülke arasında gerçekleştirilen en üst düzeyli görüşme olarak kayıtlara geçti. Temmuz 2013’te dönemin Genelkurmay Başkanı Abdülfettah el Sisi, Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi başkanlığındaki hükümete darbe yapmış ve yönetime el koymuştu. Darbe sonrasında Türkiye ile Mısır arasında 8 yıl süreyle diplomatik temas minimum seviyeye indirilmişti.

İHVAN KANALLARINA MÜDAHALE VE DOSTLUK GRUBU KURULMASI

Türkiye ile Mısır arasında temasların artmasının ardından, İstanbul’dan yayın yapan Müslüman Kardeşler’in (İhvan) televizyon yayınlarına Ankara’nın talimatıyla müdahale edildi. İstanbul’dan yayın yapan Mısırlı muhalif kanallar uyarının ardından canlı yayın ve haber akışlarına son verdi. Kanallarda dizi ve dini programlar yayınlanmaya başlandı. Kahire yönetiminin, İhvan’a ait kanalların Sisi yönetimine yönelik eleştirilerinden büyük rahatsızlık duyduğu ifade ediliyordu.

AKP Hükumeti, Nisan ayı sonunda Mısır’la ilişkileri normalleştirme adımları kapsamında TBMM’de Mısır ile parlamentolar arası dostluk grupları kurulmasına ilişkin meclis başkanlığına teklif sundu ve teklif TBMM Genel Kurulunda oylanarak kabul edildi.

Dışişleri heyeti Kahire yolunda: Direksiyonda Mısır var!

Okumaya devam et

Dünya

Ankara iki farklı resmi kanaldan Sedat Peker’i istemiş

İktidarın, açıklamaları büyük yankı uyandıran Sedat Peker’i suçlu iadesi anlaşması olmamasına rağmen Birleşik Arap Emirlikleri’nden 2 farklı kanaldan istediği ortaya çıktı. Interpol aracılığıyla iletilen ilk talebi reddeden Abu Dabi yönetimi, suçluların iadesi kapsamındaki talebe ise hala cevap vermediği öğrenildi.

BOLD –  İngiltere merkezli Midde East Eye (MEE) haber sitesi, Sedat Peker’in Ankara tarafından bulunduğu Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) 2 farklı kanaldan resmi olarak istendiğini yazdı.

AKP’ye yakın,  A Haber’in eski ABD temsilcisi Ragıp Soylu’nun kaleme aldığı habere göre, hükumet içerisinden  3 isim bu talepleri doğruladı.

BAE, Interpol aracılığıyla iletilen talebi reddederken, suçluların iadesi kapsamındaki talebe ise hala cevap vermediği öğrenildi.

SUÇLULARIN İADESİ ANLAŞMASI BULUNMAMASINA RAĞMEN TALEP İLETİLMİŞ

MEE haber sitesine konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir Türk yetkili, Peker hakkında bu yıl iki ayrı mahkemenin çete ve haraç suçlamaları dolayısıyla tutuklama kararı çıkardığını belirterek, “Türkiye, bu iki tutuklama emrine dayanarak iki hafta önce BAE yetkililerine iade talebinde bulundu” dedi. İkinci bir Türk yetkili ise BAE’nin iade talebine hala karşılık vermediğini açıkladı.

Türkiye ve BAE arasında suçluların iadesi anlaşması bulunmuyor.

İÇİŞLERİ BAKANLIĞI DA INTERPOL ARACILIĞIYLA İSTEMİŞ

Siteye konuşan üçüncü bir Türk yetkili de İçişleri Bakanlığı’nın da diğer iade talebinden farklı olarak Türk Interpol Ulusal Bürosu’nun geçen ay BAE Interpol Ulusal Bürosu’ndan Peker’in tutuklanmasını istediğini ancak karşı tarafın Interpol’ün Genel Merkezi’nden ‘uluslararası tutuklama emri’ (kırmızı bülten) istediğini belirtti.

Peker’in en çok hedef aldığı isimlerden biri olan İçişleri Bakanı Süleyma Soylu, Fransa Lyon’daki Interpol Genel Merkezi’nin Türkiye’nin uluslararası tutuklama emri talebini, başvuruyu siyasi bularak reddettiğini ifade etmişti.

PEKER, HAFTA SONU BAE YETKİLİLERİ İLE GÖRÜŞMÜŞTÜ

Sedat Peker’in Pazar günü öğlen saatlerinde Dubai’deki konutundan Birleşik Arap Emirlikleri polisi tarafından alındığı duyurulmuştu. Peker’den o gün gece yarısına kadar haber alınamadı. Peker, gece yarısı sosyal medya hesabından konutuna döndüğünü duyurdu ve o gün BAE polisi ile yaptığı görüşmeyi anlattı. Operasyonla yakalandığı haberlerini yalanladı.

Sedat Peker paylaşımında, “Kıymetli dostlarım, öğle saatlerinden itibaren kaldığım mekandan yetkililerle beraber ayrıldım. Şu an kaldığım mekana, ailemin yanına geri geldim. Hakkımdaki iddiaların yoğunluğu nedeniyle karşılıklı sohbette bulunduk.

Şahsım hakkında herhangi bir Interpol kararı olmadığı için, tüm herkes gibi ülkelerinde misafir olarak bulunduğumu söylediler. Hakkımda birçok suikast ihbarı olduğunu bana ilettiler, hepimizin bildiği gibi. Ülkeden ayrılmamda veya ülkede kalmamda herhangi bir sorunun olmadığını da bana ilettiler” dedi.

Aydınlık Gazetesi’nde hakkında çıkan haberleri yalanlayan Peker, “SAT timlerinin ve MİT timlerinin yaptığı operasyonla yakalandığım asla doğru değildir. Zaten ben uluslararası hukuka göre aranan bir kişi değilim. Bu sebeple yüce devletimizin bana resmi bir operasyon düzenleyebilmesi de mümkün değildir. Her normal insana davrandıkları gibi bana da kibar bir şekilde davrandılar. Süslü Sülü, benim ahiretliğim, Derin Mehmet, Pelikancılar, ve diğer zevatın tamamı; bizde söz namus. Eğer ölmez sağ kalırsak, bu hikayeyi tamamlamaktan geri durmayacağız. Tabi ki bu süre zarfında gereği eğer yapılmazsa, yapmayanlarla ilgili söyleyecek sözlerimiz de elbet olacaktır. Beni sevdiği için dua edenlere, beni sevmediğinden dolayı sadece çocuklarıma ve aileme iyi dilek dileyenlere tüm kalbimle teşekkür ederim. BİR UMUTTUR YAŞAMAK” ifadelerini kullanmıştı.

TÜRKİYE-BAE İLİŞKİLERİ

Türkiye ile BAE ilişkileri, 2013 yılında Mısır’da yaşanan darbe nedeniyle sarsılmıştı. 2011’de başlayan Arap Baharı sürecini kendi varlığı için en büyük tehdit olarak gören BAE ve Suudi Arabistan, Sisi’nin darbesini desteklemişler ve karşı çıkan Türkiye ile ilişkilerini sertleştirmişlerdi. BAE, o dönemde AKP’nin desteklediği Müslüman Kardeşler (İhvan) hareketini diğer Arap ülkeleri ile birlikte ‘terör örgütü’ ilan etmişti.

Türkiye, 2016 yılında yaşanan 15 Temmuz darbe girişimi konusunda zaman zaman Abu Dabi yönetimini suçladı. Hatta BAE’ye casusluk yaptığı iddia edilen bazı kişiler Türkiye’de tutuklandı.

2017 yılında Türkiye ve BAE, Mısır’daki askeri darbeden sonra bu kez Katar krizinde karşıt saflarda yer aldı. Türkiye, bu krizde Katar’ın en büyük destekçisi olurken ve desteğini bu ülkeye ‘askeri birlik’ konuşlandırmaya kadar götürürken; Birleşik Arap Emirlikleri ise Suudi Arabistan, Bahreyn ve Mısır’la birlikte Katar’a yönelik ambargonun en önemli destekçileri arasında yer aldı.

İki ülke daha sonra Libya meselesinde de karşı karşıya geldi. Türkiye, Libya’daki iç savaşta Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükumeti’ni desteklerken; BAE ülkenin doğusundaki Tobruk merkezli Libya Temsilciler Meclisi ve ona bağlı Libya Ulusal Ordusu’nu destekledi.

Libya’da iç savaşın yoğunlaştığı 2019-2020 döneminde iki ülke destekledikleri taraflara ciddi biçimde askeri destek verdi. BM silah ambargosuna rağmen savaşan taraflara silah yardımı yaptılar. 2020 yılında  Birleşik Arap Emirlikleri’ne air bir Mirage jetinin Libya’daki iç savaşta Türk hava savunma sistemini vurduğu belirtildi.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, 2020 yılı Temmuz ayında El Cezire televizyonuna verdiği röportajda Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Suudi Arabistan’ın Libya’da General Hafter’e verdikleri desteği kesmeleri gerektiğini belirtmiş, özellikle Abu Dabi yönetimini tehdit etmişti.

AKAR: DOĞRU YER VE ZAMANDA BAE’DEN HESAP SORACAĞIZ

Hulusi Akar, o röportajda BAE’nin Libya ve Suriye’de Türkiye’ye karşı zararlı hareketlerde bulunduğunu belirterek, doğru yer ve zamanda bu ülkeden hesap sorulacağını söylemişti.

Akar, “BAE, bize zarar vermek amacıyla Türkiye’ye düşman terör örgütlerini destekliyor. BAE küçüklüğünü ve etkisini göz önünde bulundurarak bunu yapmamalı” ifadelerini kullanmıştı.

Akar’ın açıklamaları sonrası Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dışişleri’nden Sorumlu Devlet Bakanı Enver Gargaş Türkiye’ye tepki göstermiş ve Türkiye’nin Arap ülkelerinin işlerine karışmayı bırakması gerektiğini belirtmişti.

Enver Gargaş, Twitter’dan paylaştığı mesajında “Türk Savunma Bakanı’nın tahrik edici açıklaması, ülkesinin diplomasisindeki yeni bir düşüşü gösteriyor. İlişkiler tehditlerle yönetilemez, günümüzde ve bu asırda sömürgeci hayallere yer yok. Türkiye’nin Arapların içişlerine karışmaması daha uygun olur” ifadelerini kullanmıştı.

İLİŞKİLER YUMUŞAMA EĞİLİMİNE GİRMİŞTİ

Dış politikada son dönemde yaşanan yalnızlığı gidermek için İsrail ve Mısır ile görüşmelere başlayan AKP hükumeti, Birleşik Arap Emirlikleri’ne de zeytin dalı uzatmıştı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayid Al Nahyan ile Nisan ayı içerisinde bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi.

Görüşmede tarafların birbirlerinin Ramazan ayını tebrik ettikleri belirtildi ancak ne Ankara ne Abu Dabi görüşmenin içeriğine ilişkin ramazan aynı kutlama dışında bilgi verdi.

O dönemde Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Türkiye’nin ilişkileri düzeltmek istediğini ancak BAE tarafının da somut adımlar atması gerektiğini, Türkiye’ye düşmanlık gibi görünen adımlardan kaçınması gerektiğini kaydetmişti. BAE’nin Şubat ayında görevden alınan dışişlerinden sorumlu devlet bakanı Enver Gargaş da 2021 yılı başlarında yaptığı açıklamada Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesinden yana olduklarını kaydetmişti.

Türkiye-BAE yakınlaşma sürecini tetikleyen gelişme, aralarında Suudi Arabistan ve BAE’nin de olduğu Körfez İşbirliği Ülkelerinin Katar’a 2017’den bu yana uyguladıkları ambargoyu bu yılın başlarında kaldırması ve Katar’la ilişkileri yeniden normalleştirmesi oldu.

İsrail’de yeni hükumetin ilk ciddi sınavı: Kudüs’teki gerginlik yeni bir savaşın habercisi mi?

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0