Bizimle iletişime geçiniz

Politika

Halkbank davası öncesi Erdoğan’ın serveti yeniden gündemde

Cem Uzan, Halkbank davası öncesi Erdoğan’ın servetini yeniden gündeme getirdi. Erdoğan’ın servetinin Katar’da olduğunu söyledi. İşte bu güne kadar Erdoğan’ın serveti ile ilgili söylenenler…

BOLD – Mart ayında ABD’de başlayacak olan Halkbank davasında AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın serveti gündeme gelecek. 1994 yılında bir yüzükle belediye başkanlığına başlayan Erdoğan’ın yurt dışında yüz milyarlarca dolar serveti olduğu iddia ediliyor.

UZAN: ALDIKLARI RÜŞVET KATAR’DA

Genç Parti kurucu Genel Başkanı Cem Uzan, Youtube üzerinden yayın yapan Bizim TV’de katıldığı canlı yayında Şaban Sevinç’e AKP’li Erdoğan’ı özelleştirmeden aldıkları rüşvetleri Katar’da saklamakla suçladı. Uzan, 9 milyar dolara sattığı Telsim’i Londra’da 2,5 milyar dolar rüşvet alıp 4,5 milyar dolara satmakla suçladığı Erdoğan ile Katarlılar arasında skandal bir ilişki olduğunu öne sürdü. İşte Uzan’ın yeniden gündeme getirdiği Erdoğan’ın serveti ile ilgili geçmişten günümüze söylenenler…

BİR YÜZÜKLE YOLA ÇIKTI

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday olduğunda hiçbir serveti bulunmuyordu. Bu durumu belediye başkanlığı adaylığı sırasında yaptığı mitinglerde de dile getiren Erdoğan, elindeki alyansı gösterip, “İşte bütün servetim bu yüzük. İstanbul’a hizmete hazırım” demişti.

RAHMİ KOÇ: 1 MİLYAR DOLARI NASIL BİRİKTİRDİ?

Erdoğan’ın 2001 yılında AKP’yi kurma hazırlığı yaptığı dönemde dönemin Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Rahmi Koç, CNN Türk’te Taha Akyol’un “Eğrisi Doğrusu’’ programında siyasetin para işi olduğunu söyleyerek, “Tayyip Bey’de çok para olduğunu öğrendik, 1 milyar dolar biriktirmişler, nasıl biriktirdilerse? Onun mali bir derdi olacağını zannetmiyorum’’ yorumunu yaptı. Koç, Erdoğan’ın kendisini yenilediğine inanmadığını da açıkladı.

KILIÇDAROĞLU: YURT DIŞINDA MİLYARLARI VAR

Cumhuriyet’ten İpek Özbey’e konuşan CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesinin yurt dışında büyük bir serveti olduğunu iddia ederek şunları dile getirdi:

  • Madem Türkiye’yi çok seviyorlar o zaman o milyarları getirseler ya. Milyarlarca paraları var.
  • Şunun için eminim: Trump, “Senin servetini, mal varlığını inceleyeceğiz, aklını başına al” dediğinde Erdoğan hiç sesini çıkarmadı.
  • Erdoğan Ailesi’nin Türkiye’ye vergi açısından da ihanet ettiğini çok iyi biliyoruz.
  • Man Adası’ndaki olay buydu. Vergi cennetlerinden gelecek paranın vergilendirilmesini sağlayacak kararname 2006 yılından bu yana çıkarılmıyor.
  • Çünkü Erdoğan Ailesi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne vergi ödemek istemiyor.
300 MİLYAR DOLAR SERVETİ VAR

Erdoğan’ın yurtdışındaki servetinin 300 milyar dolar civarında olduğunu öne süren AKP’nin kurucu isimlerinden olan CHP Konya Milletvekili Abdüllatif Şener, Erdoğan’ın mal varlığının milli güvenlik sorunu haline geldiğini öne sürdü. Şener, Erdoğan ve ailesinin tüm mal varlığının açıklanması ile ilgili ABD’nin gündemindeki yaptırımlar, Halkbank davasını hatırlatarak Erdoğan’ın sanık sandalyesine oturtulması gibi kişisel endişeleri bulunduğunu öne sürdü.

DAVUTOĞLU REST ÇEKTİ, MAL VARLIKLARI ARAŞTIRILSIN

Erdoğan, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığı döneminde DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın imzasını taşıyan kararla Şehir Üniversitesi’ne tahsis edilen arazinin, bu üniversitenin mülkiyetine geçirildiğini ifade ederek, Halk Bankası’ndan alınan krediye karşılık gösterilmediği ve geri ödenemediği suçlamasını yöneltti. Erdoğan’ın “dolandırıcılık” suçlamalarına, eski Başbakan Davutoğlu’nun, TBMM soruşturması başlatılarak Erdoğan dahil tüm eski Cumhurbaşkanları ve Başbakanların ailelerinin “mal varlıkları araştırılsın” restini çekti. Bu reste AKP’den herhangi bir cevap gelmedi.

LİDERLERDEN ORTAK ÇAĞRI: ABD’YE HODRİ MEYDAN DE

AKP’li Erdoğan’ın mal varlığının ABD’deki bir davada gündeme gelmesi sonrası parti liderleri bunun ülke üzerinde bir tehdit olmaması için Erdoğan’a çağrı yaptı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Amerika’nın Erdoğan ve ailesinin mal varlığına tedbir koyarak açıklama tehdidine karşın Erdoğan’a ortak çağrı yaparak “Ailenin ve kendinin mal varlığını açıkla, Amerika’ya hodri meydan de…” dedi. Liderlerin bu söylemleri AKP cephesinde karşılık bulmadı.

SOYLU VE KURTULMUŞ DA ELEŞTİRMİŞTİ

Daha önce parti lideri iken istifa edip AKP saflarına geçen ve şu an Erdoğan’ın en yakınında bulunan Numan Kurtulmuş ve Süleyman Soylu da AKP döneminde yapılan rüşvet ve yolsuzlukları kıyasıya eleştirmişti. Erdoğan’ın serveti ile ilgili üzerinden ilk şantajı yapan kişilerden biri olan HAS Parti Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, Erdoğan için “Harun olmaya geldiler, Karun oldular” demişti. Süleyman Soylu da DP Genel Başkanı iken yaptığı bir konuşmada “AKP hükumeti, yanlış ekonomi politikası sonucu bayramları da millete zehir etti. İnsanlarımız gülmeyi unuttu. Beceriksizlik ve yetersizlikle, Türkiye’yi krizle karşı karşıya bıraktılar. Paçalarından yolsuzluk akıyor. Türkiye’de ihale ve yandaş belediyeciliği yapılmaktadır” dedi.

WİKİLEAKS BELGELERİNE DE GİRDİ

Erdoğan’ın yurtdışındaki serveti Wikileaks belgelerine de girdi. Wikileaks belgelerine göre dönemin Başbakanı Erdoğan’ın İsviçre’de 8 ayrı hesabı bulunuyor. Ergenekon soruşturmasında tutuklanan ve Silivri’de hayatını kaybeden üst düzey mit yöneticisi Kaşif Kozinoğlu da ölmeden önce Doğu Perinçek’in Aydınlık gazetesine yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın İsviçre bankalarında 8 ayrı hesapta yaklaşık 800 milyon dolar parası olduğunu ifade etmişti.

AOÇ’ye Saray’ı yaptıran karar Danıştay tarafından kaldırıldı

Politika

Türkiye yine ‘parti kapatma’yı konuşuyor: Güçlenerek dönüyorlar!

HDP’nin kapatılması için harekete geçen Cumhur İttifakı, 2023 planını uygulamaya başladı. Çok partili döneme geçildiğinden bu yana komünizm, irtica, bölücülük gibi gerekçelerle sayısız partinin kapısına kilit vuruldu. Ancak önemli siyasi hareketler güçlenerek geri geldi.

BOLD – Cumhur İttifakı’nın HDP’nin kapatılmasına yönelik çağrıları küçük partilerin de desteğini aldı. Parti kapatma tartışması Türkiye gündemine bir kez daha oturdu. Cumhuriyet’ten Sefa Uyar’ın haberine göre, kapatılan partiler güçlenerek dönüyor.

Türkiye İkinci Dünya Savaşı’nın sonlanmasının ardından, Nuri Demirağ liderliğindeki Milli Kalkınma Partisi (MKP) ve CHP’den koparak kurulan Demokrat Parti ile birlikte çok partili siyasi yaşama adım attı. Daha önceki denemelere karşın başarılı olan bu süreçte, çok sayıda siyasi parti de kapatıldı.

KOMÜNİZM VE İRTİCA

27 Mayıs 1960 askeri müdahalesine kadarki süreçte, parti kapatmaların çoğunluğunun gerekçesini “komünizm propagandası yapmak” ve “irticayı teşvik etmek” oluşturdu. Bu kapsamda: İslam Koruma Partisi, 1946’da; İslam Demokrasi Partisi, 1952’de; Türk Muhafazakâr Partisi, 1953’te ve Millet Partisi 1954’te “dini siyasete alet etmek” gibi gerekçelerle kapatıldı. Çiftçi Köylü Partisi, 1946’da; Türk Sosyal Demokrat Partisi, Türkiye Sosyalist İşçi Partisi ile Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi 1946’da; Türkiye Sosyalist Partisi, 1952’de ve Hikmet Kıvılcım liderliğinde 1954’te kurulan Vatan Partisi ise 1957’de “komünistlik” gibi suçlamalarla kapatılan partilerden bazılarını oluşturdu. Demokrat Parti (DP) ise bu süreçte kapatılan partiler arasında en bilineni oldu. DP, 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinin ardından 29 Eylül 1960’ta, askeri mahkeme kararıyla kapatıldı.

ADALET PARTİSİNDEN DYP’YE

Kapatılan partilerin bazıları, farklı siyasi adlar ile siyasete devam etti. 1950 seçimlerinde yüzde 52.64 ile iktidara gelen, oy oranını 1954 seçimlerinde yüzde 57.61’e çıkaran ancak ekonomik sıkıntılar gibi nedenlerle halk desteğini yitirmeye başlayan DP, 1957 seçimlerinde 47.87’ye geriledi ve Meclis’te çok sayıda sandalye kaybetti. DP’nin kapatılmasının ardından başta Adalet Partisi olmak üzere bazı partiler, DP’nin mirasını taşıdığı iddiasıyla Türk siyasi sahnesinde yer aldı.

Demokrat adını andırdığı için Demir Kırat sloganını kullanan AP, 1960’taki askeri müdahalenin ardından yapılan ilk genel seçimlere katılarak yüzde 34.8 oy oranı ile sandıktan ikinci parti olarak çıktı ve sandıktan birinci çıkmasına karşın çoğunluğu bulamayan CHP ile koalisyon kurdu. Daha sonra partinin genel başkanlığına, sonraki yıllarda (1993) cumhurbaşkanı Süleyman Demirel geçti. Demirel liderliğindeki AP, 1965 seçimlerinde aldığı yüzde 52.87 oy ile birinci parti oldu. 12 Eylül askeri darbesi ile kapatılan siyasi partilerin 1983’te yeniden açılması ile birlikte AP’nin mirasçısı olarak değerlendirilen Doğru Yol Partisi (DYP) kuruldu.

MİLLİ GÖRÜŞ

Partilerinin kapatılmasına karşın farklı siyasi partiler kuran bir çizgi de Milli Görüş çizgisi. Necmettin Erbakan liderliğinde kurulan ve “laikliğe aykırı eylemleri” nedeniyle 1971’de kapatılan Milli Nizam Partisi’nin mirasçısı, 1972’de açılan Milli Selamet Partisi oldu. Kurulduktan bir yıl sonraki genel seçimlere katılan MSP, yüzde 11’lik oy oranı ile 48 milletvekili çıkardı ve 1974’teki koalisyonun ortağı oldu. 1977 genel seçimlerinde oy oranı yüzde 8.6’a düşen MSP, 1980’de “laikliğe aykırı eylemler” gerekçesi ile kapatıldı.

Milli Görüş çizgisi, 1983’te kurulan Refah Partisi (RP) adıyla siyasete devam etti. Kurulduktan sonraki ilk seçimlere katılamayan RP, 1986’daki ara seçimlere katıldı ancak oy oranı yüzde 4.76’da kaldı. 1994’teki yerel seçimlerde İstanbul ve Ankara belediye başkanlıklarını kazanan, 1995 genel seçimlerinde ise yüzde 21.38 oy ile sandıktan birinci çıkan RP, 1998’de “laikliğe aykırı eylemleri” nedeniyle kapatıldı.

ERDOĞAN GÖMLEK DEĞİŞTİRDİ

Milli Görüş çizgisi, RP’nin ardından Fazilet Partisi adıyla siyasete devam etti ancak Fazilet Partisi, 2001’de, RP’nin devamı olduğu ve “laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline geldiği” gerekçesiyle kapatıldı. Fazilet Partisi’nin kapatılmasının ardından iki yeni parti siyasi yaşama katıldı: “Milli Görüş gömleğini” çıkaran ve Fazilet Partisi’ndeki yenilikçi kanadı oluşturan Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Bülent Arınç gibi isimlerin liderliğindeki AKP ile Milli Görüş çizgisini devam ettiren gelenekçilerin kurduğu Saadet Partisi. 2001’de kurulan AKP, bir yıl sonra gerçekleştirilen seçimlerde aldığı yüzde 34.28 oy oranı ile sandıktan ilk parti olarak çıktı ve 19 yıllık iktidarını başlatmış oldu. Saadet Partisi ise yüzde 2.49 oy oranı ile Meclis dışında kaldı. AKP için de 2008’de “laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği” gerekçesiyle kapatma davası açılsa da söz konusu dava, 6 AYM üyesinin aleyhte oy kullanması nedeniyle reddedildi.

KOMÜNİZMİN YERİNİ BÖLÜCÜLÜK ALDI

Parti kapatma davaları, 1961’de Anayasa Mahkemesinin kurulmasıyla birlikte AYM tarafından görülmeye başlandı. Günümüze kadar 25 siyasi parti AYM tarafından kapatıldı. Daha önce kapatma gerekçelerinden olan komünizm propagandası yapmanın yerini ise ‘bölücülük’ aldı. Bu kapsamda, kapatılan 25 siyasi partinin kapatılma gerekçelerini, bölücülük, laikliğe aykırı eylemler ve yasal zorunlulukları yerine getirmemek oluşturdu. Kapatılan partilerin 6’sı, 12 Eylül darbesi ile tüm siyasi partilerin faaliyetlerinin yasaklanması öncesinde, 19’u ise 1983’te siyasi partilerin faaliyetlerinin serbest bırakılmasının ardından günümüze kadar geçen süreçte kapatıldı. AYM tarafından kapatılan 25 siyasi parti ve kapatılış yılları şöyle:

İşçi-Çiftçi Partisi (1968), Türkiye İleri Ülkü Partisi (1971), Türkiye İşçi Partisi (1971), Milli Nizam Partisi (1972), Büyük Anadolu Partisi (19 Aralık 1972), Türkiye Emekçi Partisi (1980), Huzur Partisi (1983), Türkiye Birleşik Komünist Partisi (1991), Halk Partisi (1991), Sosyalist Parti (1992), Halkın Emek Partisi (1993), Özgürlük ve Demokrasi Partisi (1993), Sosyalist Türkiye Partisi (1993), Yeşiller Partisi (1994), Demokrasi Partisi (1994), Demokrat Parti (1994), Sosyalist Birlik Partisi (1995), Demokrasi ve Değişim Partisi (1996), Emek Partisi (1997), Diriliş Partisi (1997), Refah Partisi (1998), Demokratik Kitle Partisi (1999), Fazilet Partisi (2001), Halkın Demokrasi Partisi (2003), Demokratik Toplum Partisi (2009).

KÜRTÇE YEMİN KİRİZİ

Türkiye’de etnik kökene dayalı toplamda 9 Kürt partisi kuruldu. Söz konusu partilerden 5’i bölücülük gerekçesiyle kapatıldı. İlk partileri, Sosyaldemokrat Halkçı Parti’den 1989’da Paris’te düzenlenen “Kürt Ulusal Kimliği ve İnsan Hakları” konulu konferansa katıldığı gerekçesiyle ihraç edilenler ve buna tepki göstererek istifa edenler tarafından 1990’da kurulan Halkın Emek Partisi (HEP) oldu. 1991’deki seçimlere barajın aşılamayacağı gerekçesiyle SHP listesinden giren HEP’liler, Meclis’te 21 milletvekili ile temsil edildi. 1992’de, Meclis’in açılışında yaşanan “Kürtçe yemin krizi” nedeniyle kapatılma davası açılan HEP, 1993’te, “devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozma amacını taşımak” gerekçesiyle kapatıldı.

HEP’in kapatılması sürecinde Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖZDEP) kurulsa da aynı yıl ÖZDEP de kapatıldı. Bu nedenle bazı HEP milletvekilleri, Demokrasi Partisi’ne (DEP) geçti. DEP de 1994’te AYM kararıyla kapatıldı. Aynı yıl, Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) kuruldu. 1995’teki genel seçimlere katılan ancak yüzde 10 barajını aşamayan HADEP, parti kongresinde terör örgütü PKK bayrakları ile PKK elebaşı Abdullah Öcalan posterlerinin açılması ve Türk bayrağının indirilmesi olayları ile gündeme geldi. HADEP de 2003’te, “yasa dışı faaliyetlerin merkezi” olduğu gerekçesi ile kapatıldı. Aynı siyasi gelenek içinde yer alan ve 1997’de kurulan Demokratik Halk Partisi (DEHAP) hakkında 2002’de kapatılma davası açılsa da DEHAP 2005’te kendini feshetti.

21 BAĞIMSIZ MİLLETVEKİLİ

HADEP ve ardından DEHAP’ın mirasçısı olarak ise Demokratik Toplum Partisi (DTP), 2005’te kuruldu. Seçim barajı nedeniyle 2007 seçimlerine “Bin Umut Adayları” adıyla bağımsız olarak seçime giren DTP, arasında Selahattin Demirtaş, Gültan Kışanak ve Leyla Zana gibi isimlerin de bulunduğu 21 milletvekili ile Meclis’te temsil edildi. “PKK’nin terör örgütü olmadığı” yönündeki açıklamaları ile tepki çeken DTP, 2009’da, “devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü aleyhine eylemlerin odağı haline gelmesi, terör örgütü tarafından kurulması ve Öcalan’dan talimat alması” gerekçeleri ile kapatıldı. Böylece DTP; HEP, DEP, ÖZDEP ve HADEP’in ardından bu siyasi çizgiden kapatılan 5. ve son siyasi parti oldu. DTP’liler ise 2008’de kurulan Barış ve Demokrasi Partisi’nde (BDP) siyasete devam etti. BDP, kapatılan 5 parti ve kendini fesheden bir partinin ardından bu siyasi çizgide kurulan 7. parti oldu. Ancak BDP, 2014’te adını Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) olarak değiştirdi ve milletvekilleri 2012’de kurulan Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) katıldı. HEP ile başlayan Kürt partileri, bugün 2 siyasi parti ile temsil ediliyor.

AKP-HDP ORTAK GİRİŞİMİ: ÇÖZÜM SÜRECİ

“Türkiyelileşme” politikası yürüttüğü iddiasıyla çıkan HDP, AKP ile yürütülen Çözüm Süreci’nde oy oranını artırdı. Terör örgütü PKK yöneticilerinden Cemil Bayık’ın da oy verilmesi çağrısında bulunduğu HDP, barajı geçen ilk Kürt partisi oldu ve Haziran 2015 seçimlerinde yüzde 13,12 oy alarak 80 milletvekili çıkardı. Ancak HDP, Kasım 2015 erken seçiminde oylarını koruyamadı ve yüzde 10.76’ya geriledi. HDP’nin oy kaybında, HDP’li milletvekillerinin PKK’li teröristlerin cenazelerine katılması ve “Çözüm Süreci”nde silah ve mühimmat depolayan PKK’ye karşı Güneydoğu’da yürütülen “Hendek Operasyonları” etkili oldu. Yaklaşık 6 ay süren operasyonlar sırasında, PKK tarafından belediye kontrolündeki yolların altına bomba döşenmesi ve binalar arasında tüneller oluşturulması kamuoyunun tepkisini çekerken, operasyonlar sırasında 800’ü aşkın asker, polis veya korucu şehit oldu.

Okumaya devam et

Politika

Bakan Koca’dan mayıs sonuna kadar 105 milyon aşı güvencesi

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, AKP Kongrelerinde koronavirüs önlemlerinin hiçe sayılmasına kaçamak cevap verdi, “Kalabalıktan kaçının” dedi. Mayıs sonuna kadar 52,5 milyon kişinin aşılanmasının güvencesini verdi.

BOLD – Koronavirüs Bilim Kurulu toplantısının ardından basın toplantısı düzenleyen Sağlık Bakanı Fahrettin, katıldığı bir cenaze törenindeki kalabalık ortam nedeniyle eleştirilere hedef olduğunu belirtti. Bu durumu öngöremediği için kendi adına dün özür dileyen Koca, AKP kongrelerindeki kalabalık görüntülerle ilgili yöneltilen soruya ise sadece şu yanıtı verebildi: “Genel olarak salgında bulaşın nasıl olduğunu biliyoruz. Yakın temasla birlikte daha da arttığını hep anlatır olduk. Vatandaşımız bunu biliyor. Özellikle kapalı ve kalabalık ortamlardan uzak kalmalarını ifade etmiştik. Bu bilgilendirmede bir değişiklik yok. Daha fazla bir şey söylemem de herhalde fazla olur. Özellikle kalabalık ve kapalı ortamdan vatandaşımızın kaçınmasını hassasiyetle ifade etmek istiyorum.”

NORMALLEŞMEYİ ÖNCELEYECEKLER

Koca, artık normalleşmeyi önceleyen bir döneme, yerinde karar dönemine geçildiğini belirtti. Koca, yerinde karar dönemiyle kurallara uyum konusunda güvenlik kuvvetlerinin denetimleri artıracağını kaydetti. Koca, açılma önlemlerinin illerin risk durumuna göre alınacağı mesajını verdi. Aşılamada yaklaşık 1,5 milyonu ikinci doz olmak üzere 8 milyon seviyesine ulaşıldığını ve aşılama planındaki ilk aşamanın sonuna yaklaştıklarını belirten Koca, “Yeterince yüksek hızda ve sistematik olarak aşı programını uygulamış olsak da nüfusa oranla daha kat etmemiz gereken çok yol var… Bir tedarik ve planlama sorunumuz yok. Birinci doz aşısını olan tüm vatandaşlarımızın ikinci doz aşıları güvence altındadır” dedi. En geç Mayıs ayı sonuna kadar 105 milyon aşıya erişimin güvencede olduğunu, bu miktara Biontech, AstraZeneca ve diğer firmalardan gelecek aşıların dahil olmadığını belirten Koca, 105 milyon dozun 52,5 milyon kişinin aşılanması anlamına geldiğini kaydetti.

Alman Biontech firmasından ilk etapta 800 bin doz alınmasının planlandığını ve Mart sonuna kadar netleşen miktarın 4,5 milyon doz olduğunu söyleyen Koca, bu miktarı 5 milyona tamamlamak için çaba sarf ettiklerini ifade etti. Rusya’nın Sputnik V aşısının toksikoloji çalışmalarına Türkiye’de başlandığını belirten Koca, çalışmaların olumlu sonuçlanması durumunda aşının Türkiye’de üretimi için hazırlık yapıldığını kaydetti. Koca, AstraZeneca ile görüşmelerin de yoğunlaştığını ve önümüzdeki 1-2 hafta içinde bir ön sözleşme imzalanabileceğini bildirdi.

AŞI BULMAKTA AKSAKLIK YAŞANABİLİR!

“Aşı savaşları” diye tabir edilebilecek bir dönemden geçildiğine işaret eden Koca, “Aşı tedariğinde her an aksaklık yaşanabilir ve program kesintilere uğrayabilir. Bunu yaşamamanın tek yolu kendi aşımızı üretmektir” dedi. Yerli aşı çalışmalarıyla ilgili bilgi veren Sağlık Bakanı, Erciyes Üniversitesinin geliştirdiği aşı adayında Faz 2 çalışmalarının Nisan ayında bitmesini ve Nisan sonuna doğru Faz-3 safhasına geçilmesini öngördüklerini kaydetti.

Koca, başta Doğu Karadeniz olmak üzere bazı bölgelerde mutasyonlu virüsün etkisini göstermeye başladığına ve sayısının her geçen gün arttığına işaret etti. “Mutasyonlu virüsü dikkate almak mecburiyetindeyiz” dedi. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ana kadar Türkiye’de Covid-19’un İngiltere mutantı dışında bir Brezilya, 49 Güney Afrika mutasyonunun görüldüğünü bildirdi.

“EN UCUZU TÜRKİYE ALIYOR”

CHP’nin Türkiye’ye bedelsiz gönderilen bir milyon doz aşının distribütör firma tarafından Devlet Malzeme Ofisi’ne fatura edildiği ve devletten 12 milyar dolar para alındığı yönündeki iddiasına yanıt veren Koca, şunları söyledi: “Aşı savaşının olduğu bir dünyada, üretici bir firma bir ülkeye aşıyı bedava bağışlar mı, bunun akılla izahı var mı? Vatandaşımız bunu çok iyi bilsin, biz aşıyı dünyadaki bütün ülkelerin aldığı fiyattan en ucuza alan ülkeyiz. Altını çiziyorum, hiçbir şekilde aracı firmaya zerre kadar bir kuruş ilave verilmemiştir.”

Koca, basın toplantısında ödemenin SinoVac firmasına yapıldığına dair şirketin yazılı açıklamasını gösterdi.

Okumaya devam et

Politika

Milletvekillerine dokunulmazlık tehdidi: 1.300 fezleke bekliyor

Dokunulmazlığın kaldırılması talebiyle 25 milletvekili hakkında hazırlanan 33 fezleke daha Meclis Başkanlığına sunuldu. Bu fezlekelerden 28’si HDP’li milletvekillerine ait. Toplamda ise bin 300’den fazla fezleke Meclis’te bekliyor.

BOLD – HDP’nin kapatılması tartışmaları devam ederken milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması talebiyle Meclis Başkanlığına 25 milletvekili hakkında 33 fezleke gönderildi. Fezlekelerin 28’i HDP’liler için hazırlandı.

20 HDP’LİYE 28 FEZLEKE

29 fezlekenin 20’si HDP, biri Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) milletvekilinin işlediği belirtilen suçları kapsıyor. İddia edilen suçlar arasında “terör örgütü propagandası yapma”, “suçu ve suçluyu övme”, “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma” ve “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” yer alıyor.

CHP’Lİ VEKİLLER İKİNCİ SIRADA

Diğer yandan CHP Milletvekilleri Ali Mahir Başarır’ın fezlekesi “hakaret”, Candan Yüceer’in fezlekesi “ses ve görüntülerin kayda alınması”, Ömer Fethi Gürer’in dosyası ise “basit yaralama” suçunu içeriyor. Demokrat Parti Milletvekili Cemal Enginyurt’un fezlekesinde ise “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma”, “silahlı yağma” suçlamaları yöneltiliyor.

Meclis Başkanı Mustafa Şentop 22 Şubat’ta yaptığı açıklamada “Meclise ulaşan bir fezleke yok. Meclis’te başka fezlekeler de var. Meclise gelince karma komisyona iletiyoruz. Meclise geldiğinde gereken yapılır” demişti. Fezlekeler dün akşam saatlerinde Meclis Başkanlığı’na ulaştı.

ERDOĞAN: ELLER HEMEN İNER KALKAR

Diğer yandan AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ise dün partisinin grup toplantısı sonrasında “Süreç neyse bu süreç aynen işleyecektir. Bu konular Meclis’e gelir, Meclis Komisyonları müzakerelerini yapar. Genel Kurul’da da eller hemen iner kalkar” diye konuştu.

HDP FEZLEKELERİ ÖNE ÇEKİLEBİLİR

Gara’da yaşananlar sebebiyle HDP’li vekiller hakkındaki fezlekelerin öne alınabileceği belirtiliyor. Muhtemel bir oylama durumunda siyasi partiler “grup kararı” alamıyor, ancak tutum belirleyebiliyorlar. Dokunulmazlık fezlekelerinin görüşmelerinde, anayasa değişikliği gibi nitelikli çoğunluk aranmadığı için AKP ve MHP’nin oyları, dokunulmazlıkların kaldırılması için yeterli.

Ancak iktidar bloğunun, “millet ittifakı” ortakları CHP ile İYİ Parti’yi karşı karşıya getirebilmek için “dokunulmazlık” dosyalarını siyaseten koz olarak kullanabileceği konuşuluyor.

CHP’de genel eğilim “yargının siyasallaştığı ve büyük ölçüde iktidarın güdümüne olduğu” gerekçesiyle dokunulmazlıkların kaldırılmasına destek verilmemesi yönünde. Bununla birlikte İyi Partili bazı isimler HDP’li vekillerin dokunulmazlığının kaldırılmasına “evet” diyeceklerini açıkladılar.

SÜREÇ NASIL İŞLİYOR?

Süreçte ilk olarak hakkında suç isnadı olan milletvekili hakkındaki dokunulmazlığın kaldırılması talebi Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

KOMİSYONLARIN KARARLARI ÖNEMLİ

Meclis Başkanlığına gelen fezlekeler ilk olarak “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor. Fezlekeler, Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde Karma Komisyon hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Ardından oluşturulan Hazırlık Komisyonu, en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Hazırlık Komisyonu, dokunulmazlığın kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

DOKUNULMAZLIK DEVAM ETTİRİLEBİLİR

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar verebiliyor. Dokunulmazlığın kaldırılması yönünde karar verilirse, raporları doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor. Erteleme kararı ise milletvekilliği devam ettiği sürece geçerliliğini koruyor.

Genel Kurul’daki oylama genel uygulamaya göre açık olarak yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor. Her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili için birden fazla fezlekesi varsa, her biri için ayrı ayrı oylama gerekiyor. Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Dokunulmazlığı kaldırılan milletvekilinin dosyası Cumhurbaşkanlığına, oradan da Adalet Bakanlığı ardından da ilgili savcılığa gönderiliyor. Sonrasında ise yargılama süreci kaldığı yerden devam ediyor.

Dokunulmazlığın kalkması milletvekilliğinin kalktığı anlamına gelmiyor. Eğer yargı kararı kesinleşirse o zaman kara Genel Kurul’da okunuyor ve milletvekilliği düşüyor.

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0