Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

Türkiye’yi sarsan cinayette tefeci izi: Ellerine düşen ya intihar ediyor ya cinayete kurban gidiyor

Van’da tefecinin kapısına dayandığı Fehim Abo ve oğlu Serdar Abo intihar etti. Eskişehir’de 4 yaşındaki çocuklarıyla birlikte evlerinde bıçaklanan Tokkal ailesi cinayetinde de polis tefeci izi arıyor. Avukat Mehmet Görünmez, tefeci eline düşen vatandaşların mutlaka hukuki mücadeleyi seçmesi gerektiğinin altını çiziyor.

BOLD – Van’da endüstriyel mutfak malzemesi imalatı yapan Serdar Abo (25) iddiaya göre, tefecilerden aldığı borçla iş yerinin borçlarını ödemeye çalıştığı sırada daha çok borçlandı. Daha sonrasında borçlarını ödemekte zorlanan Serdar Abo, peşine tefeciler düşünce Van’ı terk etmek zorunda kaldı. Abo’yu bulamayan tefeciler, bu sefer baba Fehim Abo’nun (65) evini basıp tüm mal varlıklarına el koyacaklarını söyleyerek tehdit etti.

Tehditlere daha fazla dayanamayan Fehim Abo, kendini ağaca asarak hayatına son verdi. Babasının intihar ettiğini bir gün sonra öğrenen Serdar Abo ise kaldığı otel odasında intihar etti.

TOKKAL AİLESİ  CİNAYETİNDE TEFECİ İZİ

Eskişehir’de geçen hafta Emel Tokkal, İlkay Tokkal ve 4 yaşındaki çocukları Doruk Ali, evlerinde bıçaklanmış halde ölü bulundu. Polis olayla ilgili geniş çaplı soruşturma başlatırken cinayetlere ilişkin yeni bir detay ortaya çıktı.

Sabah’ın haberine göre, esnaf komşuları cep telefonu dükkanı işleten İlkay Tokkal’ın işyerine ve evine tefecilerin gelip gittiğini söyledi. Tokkal ailesinin komşuları da cinayetlerden önce eve 3-4 kişinin girdiğini de iddia etti. Polis, İlkay Tokkal’ın tefecilere borcu olup olmadığını araştırıyor.

Tokkal ailesinin evlerinde ölü bulunmasına ilişkin 13 kişi gözaltına alındı, şüphelilerden 9’u adliyeye sevk edildi. Cinayetin bir numaralı şüphelisinin Mehmet Şerif Boğa olduğu öğrenildi.

TEFECİDEN KURTULMA YOLLARI

Ekonomik kriz yüzünden işleri bozulan ve bankadan kredi alamayan esnaf tefecilere başvurmak zorunda kalıyor. Tefecilere yüksek faizle borçlanan vatandaşlar yüklü miktarda borç ödemesi yapmak zorunda kalıyor. Borcunu ödeyemeyenler ise canları ve mallarıyla tehdit ediliyor.

Tefeci bataklığına düşenler için bu ağdan kurtulmanın bir yolu var mı? Blogunda bu konuya değinen Avukat Mehmet Görünmez tefecilerle mücadele etmenin tek yolunun hukuk olduğunu söylüyor.

Mağdurların bu kişilerle yapmış olduğunuz tüm yazışmaları, mailleri, telefon görüşme kayıtlarını saklamasını tavsiye eden Görünmez, delil toplamanın hayati önem taşıdığını belirtti.

MAĞDURLARIN ORTAK HAREKETİ

Mağdurların birlikte hareket etmesinin önemine vurgu yapan Görünmez, “Civarda sizin gibi başkaları var ise beraber olup ortak suç duyurusu yapmanız halinde çok daha tesirli olacaktır. Bu durumda birden fazla kişinin şahitliği söz konusu olacağı için ortada yazılı delil olmasa bile Cumhuriyet Savcılarının kale alması ihtimali yüksek” ifadelerini kullandı.

MAFYATİK DÜZEN

Tefecilerin suç örgütlerinin korkutucu gücünden faydalanarak tahsilat yaptıklarına dikkat çeken Görünmez, vatandaşın imzaladığı yüklü borç senetlerinin ise bir anlam ifade etmediğini söylüyor.

EKSİK BORÇ HUKUKEN YOK HÜKMÜNDE

Yüklü miktarların yazılı olduğu çek, senet, poliçe, sözleşme imzalayanların telaşlanmaması gerektiğine dikkat çeken Görünmez şunları kaydetti: “Hepsi hukuken yok hükmünde. Eksik borç hükmündedir. Bunları ödemek zorunda değilsiniz. Eğer bu pislik çetelerin gerçekten suçlu olduğunu kanıtlayamasanız bile bunların elinde malınızı mülkünüzü kurtarmanızın yolları vardır.”

Bugüne kadar tefecilerin elinden kurtulmuş yüzlerce dosya gördüğünü belirten Görünmez: “Bunların neredeyse hiçbirinde kurtulanlara en ufak zarar veremediler. Dosyaların hepsinde ellerinden hiçbir şey gelmeyeceğini biliyordum. Gerçekten de öyle oldu. Siz de korkmadan hakkınızı arayın. Sonunda siz ondan değil o tefeci sizden kaçar” diyerek sonlandırdı yazısını.

Ahmet Taşgetiren’den Özlem Zengin analizi: Şimdi güçlüler safındalar, çok kötü yargılıyorlar

 

Okumaya devam et
Reklamlar

Analiz

Gazetecilikten başka suçu olmayan Mehmet Baransu 6 yıldır neden hapiste?

Tutukluluğunun 6. yılına günler kala gazeteci Mehmet Baransu’nun neden tutuklu olduğu sorgulanıyor. 20 yıla yakın ceza aldığı 3 davada da gazetecilik faaliyetinden başka bir suç işlemediği ortaya çıkan Baransu için Ahmet Şık, Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan gibi isimler tutuklu bulunması haksızlık dedi.

BOLD – Gazeteci Mehmet Baransu’nun yargılandığı Mersin 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi, 19 Temmuz 2020 tarihli karar duruşmasında Baransu’nun ‘gizliliği ihlal’ iddiasıyla 2 yıl hapsine, ‘yasaklanan bilgileri açıklama’ iddiasında ise 4 yıl hapsine hükmetti.

Mahkeme heyeti, Baransu’ya ayrıca ‘silahlı terör örgütüne üye olma’ iddiası kapsamında da 13 yıl 6 ay hapis cezası verdi. Baransu’nun 3 suçtan toplam 19 yıl 6 ay hapsine hükmedildi. Mahkeme heyeti, tutuklu Baransu’nun tutukluluk halinin devamına karar verdi. Baransu’nun ‘Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme’ ve ‘iftira’ suçlarından beraatine hükmedildi.

BAŞSAVCILIK SORUŞTURMASI KANITLADI

3 Mart 2015 yılından beri Silivri Cezaevinde bulunan Baransu’nun tutukluluğu sorgulanıyor. Baransu, GDO’lu pirinç haberi Mersin Başsavcılığının yaptığı soruşturma kapsamında doğruluğu kanıtlansa da yargılandığı bu davadan ceza almaktan kurtulamadı.

Baransu’nun yakından takip ettiği ve sık sık haberleştirdiği Ergenekon davalarının sanıkları da Baransu’nun gazetecilik faaliyetlerinden ötürü içeride olduğunu söylüyor.  Baransu’nun gazetecilik faaliyetlerinin yargılanamayacağını belirten Ahmet Şık, Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay gibi isimler en azından ‘Baransu ve diğer gazeteciler tutuksuz yargılanmalı’ görüşünde.

BU GAZETECİLİKTİR

Genelkurmay Başkanlığı’nın Baransu’nun yayınladığı belgeleri reddetmediğini hatırlatan Şık: “Gerçek olduğunu da mahkemeye bilirkişi raporuyla gönderdiği bir belgeyi yayınlamaktan suçlanıyor. Bu gazetecilik faaliyetidir ve Baransu bu suçlamadan dışarıda olmalıdır” diye konuştu. Tuncay Özkan da “Mehmet Baransu, MGK kararını ele geçirmiş, yayımlıyor, bu gazeteciliktir. Devletin sırlarını, savcı, polis, yargıç açıklayınca vatan hainliği olmuyor, gazeteci açıklayınca vatan hainliği oluyor” dedi.

KAÇABİLİRDİ KAÇMADI

Baransu’nun kaçabileceği halde kaçmadığını söyleyen Mustafa Balbay: Mehmet Baransu tutuksuz yargılanmalı. Kaçabilirdi. Veya farklı bir yöntem izleyebilirdi. Usul usul ona geliyordu süreç. Adil yargılanmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.

Ali Bayramoğlu da Baransu’nun tutuklanmasının hukuk devleti ve basın özgürlüğü ilkelerine aykırı bir durum olduğunu söyledi.

Baransu’nun elindeki belgeleri savcılıkla paylaştığını söyleyen Yasemin Çongar ise: “Bir gazeteci elindeki belgelerde “sahtecilik” yapsa ya da bu belgelerin “sahte” olabileceğini düşünse, bunları kendi eliyle devlete teslim eder mi? Bir gazetecinin amacı askeri sırları başka ülkelere satmak olsa, yani casusluk yapsa, bunu o sırlarla ilgili haberi gazetesinin manşetinden duyurarak, elindeki belgeleri de kendi devletine teslim ederek yapar mı?” diye sordu.

Baransu intihar eden Ergenekon sanıklarından Ali Tatar’ın da sorumlu tutuldu. Ergenekon sürecini yakından takip eden Baransu, Tatar ile ilgili hiç haber yapmadığını söyledi.

Cezaevinde kansere yenik düşen Kuddusi Okkır üzerinden yapılan saldırılara da Baransu, Okkır’ın ölümünden 4 ay sonra çalıştığı Taraf gazetesinin yayın hayatına girdiğini söyledi.

Baransu’nun cezaevine girmesine neden olduğu iddia edilen  Ahmet Şık, Baransu’nun gazetecilik faaliyeti yüzünden cezaevinde olduğu ve serbest bırakılması gerektiğini söylüyor.

Baransu ödülü haberlere imza attı. Baransu, 4 erin kışlada hayatını nasıl kaybettiğini anlattığı  ‘Pimini çekip bombayı verdi’ başlıklı haberi sayesinden Sedat Simavi ödülünün de sahibi oldu.

Erdoğan’ın ‘inadına’ dediği Kanal İstanbul’un getireceği felaketler

Okumaya devam et

Analiz

Erdoğan’ın partililerle toplu ‘Rabia’ seansı meşhur Nazi üçlemesini anımsattı

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında partilileri ayağa kaldırarak ‘Rabia’ işareti yaptırdı. Erdoğan’ın ‘tek millet, tek bayrak, tek devlet’ mottosu, Adolf Hitler’in Nazilere çektirdiği aynı anlamlara gelen ‘Ein Volk, ein Reich, ein Führer’ üçlemesini hatırlattı.

BOLD – AKP grup toplantısında konuşan Genel Başkan Tayyip Erdoğan konuşmasını sonunda partililere toplu halde ‘Rabia’ işareti yaptırdı. Toplantıya katılan partililere “Şöyle bir ayağa kalkalım bakalım” diyen Erdoğan: “Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız. Ne yaparlarsa yapsınlar milletimizin birliğini beraberliğini kardeşliğini bozamayacaklar” dedi.

NAZİLERİ HATIRLATTI

Erdoğan’ın grup toplantısında bütün partilileri ayağa kaldırarak Rabia işareti yapması ve partililere tekrar ettirdiği ‘tek millet, tek bayrak, tek devlet’ sloganı, Adolf Hitler’in Nazilere çektirdiği hemen hemen aynı anlamlara gelen ‘Ein Volk, ein Reich, ein Führer’ üçlemesini hatırlattı.

EN KÖTÜ ŞÖHRETLİ LİDER

Almanya siyasi tarihine 1. Dünya Savaşı sonrası Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi damga vurdu. Polonya seferi ile milyonlarca insanın hayatını kaybettiği 2. Dünya Savaşını başlatan liderleri Adolf Hitler yirminci yüzyılın en güçlü ve kötü şöhretli diktatörlerinden biri olarak kabul ediliyor.

Sadece 11 yıl süren fakat dünyanın kaderini değiştiren Naziler dönemi yüzlerce film ve kitaba konu oldu. Nazi selamlaması olarak bilinen “Ein Volk, ein Reich, ein Führer”, Türkçede “Tek Halk, tek İmparatorluk, tek Lider” anlamına geliyor. Bu ilke aynı zamanda dünyayı kana bulayan, Nazi Almanyasının dış politikasının temelini oluşturdu.

1933’te iktidara geldikten sonra bu amacı adım adım gerçekleştirmeye başlayan Adolf Hitler’in, 1934’te Almanya ile Avusturya’nın birleşmesi için yaptığı ilk girişim başarısızlıkla sonuçlandı. Ama bunun ardından Versay Barış Antlaşması’na göre Saar Bölgesi’nde yapılan referandum sonucu, bölge Fransa’dan ayrılarak Almanya’ya katıldı.

NAZİLERİN DIŞ POLİTİKASININ ÖZETİYDİ

1938’deki ikinci Anschluss denemesi ise başarıyla sonuçlandı ve Mart 1938’de Avusturya Almanya’ya katıldı. Aynı yıl Hitler Çekoslovakya’nın Südetler bölgesinin Almanya’ya katılması için bu ülkeye baskı uygulamaya başladı. Eylül 1938’deki Münih Konferansı ile de önce Südetler Bölgesi, sonra da Çekoslovakya’nın geri kalanı Almanya tarafından ilhak edildi. Hitler Tek Halk, tek İmparatorluk, tek Lider ilkesini büyük ölçüde gerçekleştirdikten sonra dış politikasının ikinci aşaması olan Lebensraum (yaşam alanı) için çalışmaya başladı.

İLK OLARAK ABD’DE KULLANILDI

Orijinal adı ‘Bellamy Salute’ olan Nazi selamlaması, Francis Bellamy’nin ‘Pledge of Allegiance’ı yazdığı 1890’larda başladığı da iddia ediliyor. Odatv’de yer alan bir habere göre, Hristiyan sosyalist bir vaiz olan Bellamy, dönemin dergi kralı Daniel Sharp Ford’un, Güney – Kuzey iç savaşının son izlerini de kapatacak, bayrak etrafında bütünleşmeyi teşvik edecek bir ‘ant’ metni yazması talebini yerine getirerek ve Pledge of Allegiance’ı yazdı. Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfinin 400’ncü yıldönümü kutlamaları sırasında kamu okullarında okuma geleneği başladı. Ant, hızla yaygınlaştı ve kısa sürede ABD genelindeki bütün okullarda ve resmi törenlerde benimsendi.

FAŞİSTLERİN YÜKSELİŞİNDEN SONRA VAZGEÇİLDİ

Ta ki 1920’lerde Avrupa’da faşizmin yükselişine kadar. Adolp Hitler’in ve Mussoli’nin destekçileri führerlerini ve liderlerini bu şekilde selamlamaya başladı. İtalyanlar selamlamanın kökeninin Roma imparatorluğu olduğunu, Naziler ise antik Alman selamlaması olduğunu iddia etseler de iki ülke için de ilham kaynağı ABD’deki bağlılık andı selamlamasıydı. Selamlama hızla faşizmle özdeşleşti ve 1936 Olimpiyat Oyunları, bu selamlamalar nedeniyle politik bir krize neden oldu.

Selamlamanın, totaliteryan geleneklerin sembolüne dönüştüğünü gören Amerikalılar, yarım yüzyıllık bu selamlamaya karşı sempatilerini yitirdiler. Ve 22 Aralık 1942’de kabul edilen Bayrak Yasası ile, bağlılık andı okunurken, sağ elin kalbin üstüne konması selamlaması getirildi.

 

Okumaya devam et

Analiz

Göçmen politikasını öven Erdoğan İdlib saldırısı sonrasını çabuk unuttu

Göç ile ilgili uluslararası konferansta konuşan Erdoğan, “Tahtımı veririm, tacımı veririm ama devletime sığınan mazlumları asla vermem diyen bir devlet geleneğine sahibiz” dedi. Bu sözler geçen sene İdlib saldırısı sonrası Erdoğan’ın talimatı ile kapıların açılmasıyla Yunanistan sınırında yaşanan kanlı olayları hatırlattı.

BOLD – Dokuz Eylül Üniversitesi’nin “Göç: Önümüzdeki Yirmi Yılın Projeksiyonu ve Ötesi” başlıklı uluslararası konferansa katılan AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Suriyeli göçmenlerle ilgili bir konuşma yaptı.

Türkiye’nin mülteci politikasına değinen Erdoğan, “Tahtımı veririm, tacımı veririm ama devletime sığınan mazlumları asla vermem diyen bir devlet geleneğine sahibiz” ifadelerini kullandı.

Göçmenler konusunda insanlığın Akdeniz, Ege ve Meriç’te sınıfta kaldığını söyleyen Erdoğan: “Kabul ettikleri birkaç yüz mülteciyi reklam malzemesi olarak kullananlar, insan hayatı ile ilgili bu kriz karşısında sorumluluk üstlenmiyor” dedi.

ELİNİ TAŞIN ALTINA KOYMADILAR

ABD ve AB’yi iki yüzlülükle suçlayan Erdoğan, “AB, Yunanistan’a 100 bin sığınmacı için 3 milyar avro destek verirken Türkiye’deki 4 milyon sığınmacı için elini taşın altına koymadı. Az gelişmiş ülkelerin kıt kaynaklarıyla yetiştirdiği nitelikli insanlarını beyin göçünü teşvik ederek alıp ihtiyaç sahiplerine kapıyı kapatmak ahlaki bir tavır değildir” dedi.

EYY AVRUPA KAPILARI AÇARIZ

Erdoğan, Türkiye’nin Suriye’ye  düzenlediği askeri operasyonları eleştiren AB’yi mülteciler konusunda defalarca tehdit etti. Erdoğan 2019 yılında yaptığı bir konuşmasında, “Eyyy Avrupa Birliği kendinize gelin. Bizim operasyonumuzu bir işgal hareketi diye nitelendirmeye çalışırsanız işimiz kolay. Kapıları açarız 3,6 milyon mülteciyi sizlere göndeririz” dedi.

İDLİB SALDIRISI SONRASI

“27 Şubat 2020 tarihinde yaklaşık 400 Türk askerinin bulunduğu mekanize piyade taburu, İdlib’deki Bara ve Balyun yolu üzerinde hava saldırısının hedefi oldu.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi TSK’ya bağlı en az 34 askerin öldüğünü duyurdu. Erdoğan tarafından yapılan açıklamada ise 34 Türk askerinin hayatını kaybettiği açıklandı.

NATO OLAĞANÜSTÜ TOPLANDI

İdlib’teki saldırının ardından, Türkiye’nin talebi üzerine NATO 28 Şubat Cuma günü olağanüstü toplandı. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg yaptığı açıklamada “Türkiye çok değerli bir NATO müttefikidir ve Türkiye aynı zamanda Suriye’deki çatışmadan en derin şekilde etkilenen NATO müttefikidir. Çok sayıda terör saldırısına maruz kalmış ve milyonlarca mülteciye kapılarını açmıştır” dedi.

Stoltenberg konuşması da Erdoğan’ı ikna edemedi. Saldırı Türkiye’nin Suriyeli mülteci politikası değiştirdi.

SINIR KAPILARI AÇILDI

27 Şubat gecesi televizyona açıklama yapan AKP Sözcüsü Ömer Çelik, Türkiye’nin artık mültecileri tutamayacağını söyleyerek Avrupa’ya olan sınır kapılarını açtıklarını ve mültecilerin durdurulmayacağını duyurdu.

Suriyeli, Iraklı ve Afgan mülteciler başta olmak üzere Türkiye’deki göçmenler, Yunanistan ve Bulgaristan’a geçmek için sınır kapılarına ve kıyılardaki kaçak geçiş yollarına gece saatlerinden itibaren hareket etmeye başladı.

Yunanistan tarafından sınırlardan mültecilerin geçişine izin verilmedi ve göçmenler gaz bombalarıyla dağıtılmaya çalışıldı. Çıkan olaylarda ölenler oldu.

KORONAVİRÜS YÜZÜNDEN YENİDEN KAPATTI

İktidar, belediyeler aracılığıyla göçmenlerin yoğun yaşadığı İstanbul Aksaray’dan Edirne’ye servis hizmet başlattı. İçişleri Bakanlığı sınırı geçen göçmenler için saat başı rapor yayınladı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 1 Mart saat 19.42 itibarıyla Edirne’den ayrılan göçmen sayısının 100 bini geçtiğini açıkladı.

28 Şubat 2020 tarihinde Yunanistan sınırındaki kapıları göçmen geçişlerine açan Türkiye, sınırları koronavirüs salgını nedeniyle 18 Mart 2020 tarihinde kapatma kararı aldı.

İşte Erdoğan’ın militan valileri

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0