Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Erdoğan’ın terörist ilan ettiği ve BM’nin korumaya aldığı ‘Erdoğan Ailesi’

İnşaat mühendisi Ferhat Erdoğan, ticaret yapmak için Fas’a gitti. AKP hükumeti talep ettiği için 27 ay Fas’ta hapis yatmak zorunda kaldı. İade edilmek üzereyken BM kararıyla tahliye edildi. Almanya’da ailesiyle birlikte yeni bir hayata başladı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Uzun yıllar memleketi Uşak’ta müteahhitlik yaptıktan sonra 2015 yılında ailesiyle birlikte Fas’a yerleşen inşaat mühendisi Ferhat Erdoğan, AKP hükümetinin iade talebi üzerinde Nisan 2017’de tutuklandı. 15 Temmuz’da Fas’ta olmasına rağmen darbe girişimiyle suçlandı. Terör örgütü kurmak, yönetmek ve finanse etmekle itham edildi. Fas’ın Rabat şehrinde 27 ay hapis yatan Ferhat Erdoğan, Birleşmiş Milletler’in (BM) araya girmesiyle 10 Temmuz 2019’da tahliye edildi. Ferhat Erdoğan ve ailesini korumaya alan BM, Fas hükümetine yazdığı tavsiye mektubunda “Bu aile terörist değildir. Türkiye’nin talebi siyasidir. Serbest bırakılmasını tavsiye ediyoruz” dedi.

115 GÜN HÜCREDE KALDI

15 Temmuz’dan sonra yurt dışında bulunan 100’den fazla Hizmet Hareketi mensubu yasa dışı biçimde Türkiye’ye kaçırıldı ya da yasa dışı biçimde iade edildi. Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından Malezya’dan Türkiye’ye götürülen İsmet Özçelik Denizli Cezaevinde, Kosova’dan götürülen ve aralarında Prof. Dr. Osman Karakaya’nın da bulunduğu 6 kişi hala Silivri Cezaevinde tutuklu. İnşaat sektöründe iş kurmak üzere 2015 yılında Fas’a giden Ferhat Erdoğan da aynı riskle karşılaşan bir iş adamı.

Ferhat Erdoğan Fas’a yerleştikten sonra bir yıl içinde işini kurdu. Seramik başta olmak üzere inşaat malzemelerini satmaya başladı. Ayrıca Fas’ta Türk tekstili de talep gördüğü için bir ortakla birlikte kadın ve çocuk giyimi üzerine mağaza açtı. İşleri güzel gidiyordu ancak 2017’de her şey yarım kaldı.

Uşak’ta açılan, 130 kişinin yargılandığı bir davada onun da adı geçiyordu. AKP hükümeti Ferhat Erdoğan’ı iki ülke arasında yapılan ‘suçluların iadesi’ anlaşmasına dayanarak Fas’tan istedi. Hayatının tehlikede olduğunu fark eden ailesiyle birlikte 9 Nisan 2017’de Kral Beşinci Muhammed Havaalanı’ndan Almanya’ya uçmak üzereyken tutuklandı. 4 ayı hücrede olmak üzere 27 ay Fas’ta hapis yatan Ferhat Erdoğan yaşadıklarını Bold Medya’ya anlattı.

Sevdegül ve Bahadır adında iki çocuk sahibi Ferhat-Hatice Erdoğan çifti artık Almanya’da yaşıyor.

“15 YIL İNŞAAT MÜHENDİSLİĞİ YAPTIM”

“2000 yılında Pamukkale Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde mezun oldum. 20 yıldır Uşak, Kazakistan ve Fas Kazablanka’da mesleğimi yaptım. Bunun 15 yılı Uşak’ta geçti. Orada şirketlerimiz, ortaklarımız vardı. 2015 yılında farklı ülkelerde de iş yapma kararı aldık. Fizibilite için yaklaşık 8-10 ülkeyi dolaştık. Amerika, Ürdün, Dubai, Kazakistan, Güney Afrika, Mozambik gibi. En sonunda Fas’ta karar kıldık. Mart 2015’te ben Fas’a gittim. İş kurmamız bir düzen oluşturmamız bir yıl sürdü. İnşaat malzemesi olarak seramik ve mermer satmaya başladık. 2016 yılında ailem geldi yanıma.

KADIN VE ÇOCUK GİYİM MAĞAZASI VARDI

Fas biliyorsunuz Kuzey Afrika’da Atlas Okyanusu’na kıyısı olan ince, uzun bir ülke. Güneşin en son battığı ülke. Onun için oraya mağrip diyorlar. Türkiye orada çok seviliyor. Günde 3-4 uçak var. Her akşam haberlerde Türkiye var. Türkiye’de Fas’ı bilmeyen belki birçok insan vardır ama Faslılar Türkiye’yi çok iyi biliyorlar, şehirleri biliyorlar, son 3-4 başbakanını, cumhurbaşkanını sayıyorlar. Ve her gün Türk dizileri izleniyor. Özellikle kadınlar çok ciddi takip ediyorlar. Turizm ülkesi, Afrika’da gelişmiş, iyi bir ülke ama genel anlamda Türkiye’den 20-30 yıl geride. Dolayısıyla Türk tekstili orada çok tutuluyor. Biz ondan da yararlanmak istedik. İnşaat malzemelerine ilave olarak bir ortak arkadaşımla beraber kadın ve çocuk giyim mağazası açtık. İşlerimiz çok güzel gidiyordu.

“2017’DE TÜRKİYE’DEN TALEP EDİLDİM”

Nisan 2017’de terör örgütü kurmak, yönetmek, finanse etmek suçlamalarıyla Uşak’ta açılmış bir dosyanın parçası olarak ben de Fas devletinden talep edildiğimi öğrendim. Ailem ile konuşup Nisan 2017’de Fas’tan ayrılmaya karar verdik. Almanya’ya bilet aldık. Ancak Kral Beşinci Muhammed Havaalanı’nda beni tutukladılar, eşim ve çocuklarıma ise gidebileceklerini söylediler. İki ülke arasında suçluların iadesi anlaşması varmış. Biz bunu bilmiyorduk.

“15 TEMMUZ’DA FAS’TA OLMAMA RAĞMEN DARBEYE KATILMAKLA SUÇLANDIM”

O güne kadar Fas’ta herhangi bir problemimiz olmamıştı. Karakola gitmedik. Onlarca çalışanımız var. Zamanında vergilerimizi ödüyoruz. Ülkede birçok işadamı dostumuz, arkadaşımız var. Belirli seviyede yöneticilerle tanışıyoruz. Hiçbir sorunumuz yok ama Uşak’ta açılan o dosyada 130 kişiyle birlikte terör örgütü kurmak, yönetmek, 15 Temmuz darbe girişiminde görev almakla suçlanıyoruz ki, darbe girişiminde ben Türkiye’de bile değilim. Fas’tayım ve hiçbir şeyden haberimiz yok. Minimum 25 yıl, maksimum 42 yılla yargılanıyoruz. Görünce biz de şok olduk. Daha önce ne Türkiye’de ne Fas’ta bir davayla, cezaeviyle tanışıklığımız olmamış. Sadece küçük çaplı ticari davalarımız olmuştu.

“27 AY RABAT’TA CEZAEVİNDE KALDIM”

Havaalanında 5-10 dakika görüşmeden sonra polisler beni karakola götürdü. Bir gün orada kaldıktan sonra Rabat şehrindeki cezaevine nakledildim. Rabat Fas’ın başkenti. Kazablanka’ya yakın. 27 ay orada kaldım. Suçlu olduğumu düşünmediğim için kısa zamanda çıkarım diye tahmin ediyordum. Bir hafta, bir ay, en fazla 3 ay kalırız diye düşünüyordum. Bir hafta sonra eşim ve çocuklar beni ziyarete geldiler. Zaten o ilk ve son gelişleriydi. Onlar için de artık Fas’ın güvenli olmadığına karar verdik ve onlar Almanya’ya gittiler. Eşim Türkiye’de 15 yıl öğretmenlik yaptı. Yeşil pasaportu vardı. Dolayısıyla çocuklarımızın ve benim de yeşil pasaportumuz var. Daha önce birçok Avrupa ülkesine bu pasaportla gitmiştik zaten.

115 HÜCREDE KALDIM

Cezaevinde 27 ay kolay geçmedi tabi. Güzel günler de sıkıntılı günler de oldu. Kendi adıma o günleri kayıp olarak görmüyorum. Her şeyden önce suçlu olduğuma inanmıyordum tabi ki. Ama o kadar sert bir dosyaydı ki ilk 3-4 aylık süreçte hücrede kaldım. 115 gün. İlk başta kalem, defter vermediler. Mektup yazamıyorum, tek kişiyiz. 3-4 ay sonra onlar beni yakından tanıyınca farklı davranmaya başladılar. Odamızı değiştirdiler. Haftada 3-4 gün ailemizle telefon görüşü yapabiliyorduk. Yarım saat, 1 saat süren telefon görüşmelerimiz olabiliyordu. Her istediğimiz kitabı getirtebiliyorduk. Yani artık cezaevinde kalan diğer tutuklulardan farklı bir pozisyonum oldu. Diğerlerinin kitap imkanı hiç yoktu mesela. Ben ayda ortalama 30-40 kitap okuyordum. Onlar da çok şaşırıyorlardı. Odamız kütüphane gibiydi.

“KOĞUŞUMUZDA 4 LİSAN KONUŞULUYORDU”

Kaldığımız oda özeldi. Hep yabancı insanlar vardı. Bir dönem 7-8 kişi kaldık. Nijeryalı, Fransız, Tunuslu… Koğuş arkadaşlarımızdan biri Siera Lion’luydu. Afrika’da küçük bir ülkedir. Üç-dört kişi Hıristiyandı. Onlar haftada iki gün ayin yapıyorlardı. Odanın her tarafında haçlar var. Biz namaz kılmaya çalışıyoruz. Nijeryalı ve Siera Lionlu arkadaşlar kendi yerel dillerini onu konuşuyorlar. Tunuslu ile Fransız arkadaş Fransızca konuşuyor. Biz Türkçe konuşuyoruz. Tunuslu ile ben Arapça konuşuyorum. Ortak dil İngilizce. Odada 4-5 dil konuşuluyordu. Farklı deneyimler, farklı kültürler…

“TUTUKLULARIN YÜZDE 30’U TÜRKİYE’DEN İADE EDİLEN IŞİD’LİYDİ”

Cezaevi zaten terör cezaevi diye geçiyor. Onlar ‘irhab’ diyorlar. Merkezdeki mahkemelere yakın olması için başkentte böyle bir cezaevi açmışlar. IŞİD mensubu çok fazla insan vardı. Zaten Fas’ın beni iade etmek istemesinin altında yatan sebeplerden biri onlardı. Türkiye, IŞİD üyesi Faslıları sürekli iade ediyordu. Bunlar Türkiye’den Irak’a gitmek üzereyken yakalanmış insanlar. 250 kişilik cezaevinin yüzde 30-40’ı Türkiye’den iade edilmiş IŞİD’li Faslılardı. Hepsi Türkiye’yi çok iyi biliyordu. İzmir, Adana ve İstanbul’daki cezaevlerini anlatıyorlardı. Biz hiçbirini bilmiyoruz tabi. Şu anki hükumeti de çok seviyorlar.

İki-üç kez Rabat’taki mahkemeye çıktık. Onlar beni iade etmeye karar verdiler. Normalde iki ülke arasında siyasi tutukluların iade edilmesine dair bir anlaşma yok. Siyasi tutuklular 1995’te yapılan iade anlaşmasının dışında tutulmuş. Birleşmişler Milletler bu aşamada devreye girdi. BM biliyorsunuz önemli bir kurum. 195 üyesi var. Dediler ki “Bu insan Türkiye’den siyasi olarak talep ediliyor.” Türkiye’deyken siyaset de yapmıştım zaten. Hatta AK Parti’de siyaset yaptım bir dönem. 2009-2012 tarihleri arasında Uşak’ın il ve ilçe yönetiminde bulundum. Başkan yardımcılığı ve başkanlık yaptım. Son dönemde belediye başkanlığı için ismimiz konuşuluyordu. İstifa etmeseydim, bir şeyler yanlış gidiyor diye üst yöneticilerimizi eleştirmeseydik farklı pozisyonlarda olabilirdik.

“BM AVUKATLARIYLA HER MAHKEMEDE BİZİ TEMSİL ETTİ”

Rabat’taki mahkeme 3-4 ay sürdü. Kendi avukatlarımın yanı sıra BM’nin avukatları 2-3 avukatla her mahkemede bizi temsil etti. Cezaevine sık sık yanıma geldiler. Fas önce iade kararı verdi. Ama BM’nin avukatları dosyayı Cenevre’ye taşıdı. Orada BM’nin İnsan Hakları Komisyonu var. Dosyamın orada görüşülmesi gerektiği söylendi ve Fas Adalet Bakanlığı da bunu kabul etti. Dosyamızın görüşülmesi, bize sıra gelmesi 24 ayı buldu. Ben yalnız değildim, 4 kişiyle birlikte tutuklanmıştık.

Hepimizin dosyası incelendi ve BM’den şöyle bir karar çıktı: “Bu insanlar ve temsil ettikleri sivil toplum kuruluşu terör faaliyetleri yapmıyor. Tüm dünyada organizasyonları var. Tüm dünya ülkelerinde terörist bir hareket olarak görülmüyor. Geçmişleri ortada, son 4 yıldır Fas’ta yaptıkları ortada. Dolayısıyla bu siyasi bir taleptir. Bu insanların serbest bırakılmasını tavsiye ediyoruz” Zaten BM’nin tavsiye kararlarını ülkeler ciddiye alıyorlar.

“KARAR ÇIKTIKTAN 2 AY SONRA SERBEST BIRAKILDIK”

Ferhat Erdoğan, 10 Temmuz 2019’da tahliye olduğunda.

Karar çıktıktan sonra bizi 2 ay içinde serbest bıraktılar. Cezaevinde bize zaten iyi davranıyorlardı ama bu karar çıkar çıkmaz tavırları o andan itibaren çok daha farklı oldu. Cezaevinde bir misafir gibi olmaya başladık. İki ay sonra tahliye edilince Fas yetkilileri bize tabiri caizse “pardon” dedi. Cezaevine girmeden önce Fas’ta ne iseniz bizim için aynısınız. İsterseniz burada kalabilir, işinize devam edebilir ya da gidebilirsiniz.

“CEZAEVİNDEYKEN ALMANYA DA BENİ AİLE BİRLEŞİMİ İÇİN TALEP ETTİ”

Ben cezaevindeyken Almanya da elçilikleri aracılığıyla beni talep etmişti. Aile birleşimi için. Çıkar çıkmaz da BM yetkilileri eşliğinde Almanya’ya geldik. 10 Temmuz 2019’da tahliye edildim. Çarşamba günüydü. O gün cezaevinde dışarıyı aramak yasak. Normalde diğer 4 gün aranabiliyor. Ben de ailemi ve avukatlarımı aramadan dışarı çıkmak istemedim. Çünkü kapıda belki bir Transporter gelir alır, Türkiye’ye iade eder diye korkularımız vardı. Bunun örnekleri var. En sonunda 4-5 gardiyanın kolları arasında zorla arabaya bindirildim. Çıkar çıkmaz Fas polisi bizi teslim aldı, çok sıcak davrandılar, hemen bir restorana gittik, yemek ısmarladılar, telefon verdiler ve “İstediğiniz kişiyi arayabilirsiniz.” dediler. Yani ülkeyi sevdirmek amaçlı bir jest yapıldı. Sonra da diplomatik bir dille kusura bakmayın dediler.

“HAPİSTE 4 BAYRAM GEÇİRDİK”

Cezaevindeyken bir müddet sonra günlük yazmaya başladım. Yasak aslında. Özellikle hücre döneminde kalem ve kağıt olmayınca karşıdaki koğuştan Faslı bir tutuklu bana kalem fırlattı. Yaşadıklarımı, hissettiklerimi peçetelere yazmaya başladım. Sonradan onları deftere geçtim. Hücredeyken hafta sonu dışarı çıkamıyorsunuz. 72 saat hücredesiniz. Cuma öğlen odanıza bir giriyorsunuz, pazartesi öğlene kadar. Diğer günler her gün 1 saat avluya çıkarıyorlar. Beton bloklarla kapalı, üzerinde yüksek tel örgülerinin olduğu bir avluda yürüyorsunuz.

İki Ramazan, iki kurban bayramı geçirdik o cezaevinde. Kültür çok farklı, kaşık yok. Elle yemek yeniliyor ve bu yüzden yemekler genelde soğuk oluyor. Bir-iki ay zorlandık, sonra plastik bir kaşık çatal alabildik. Ayna yok, 4-5 ay hiç yüzünü göremiyorsun. Lavabodaki seramiklere ışık vurursa oradan bir şey çıkartmaya çalışıyorsun. Bayram hafta sonuna denk gelmişse yine dışarı çıkamıyorsunuz. Hafta içine denk geldiyse avluya çıkabiliyor, ailenizi arayabiliyorsunuz.

“TUTUKLULARIN KURBAN KESMESİNE İZİN VERİLİYOR”

Kurban bayramında tutukluların da kurban kesmesine izin veriyorlar. İçlerinden birini seçiyorlar. O kişi daha az suçu olan ya da suçu daha kesinleşmemiş biri oluyor genelde. O kişinin eline bıçak veriyorlar ve kurban kesiliyor. Tüm personel de geliyor, yöresel kıyafetlerini giyiyorlar. Bayramlaşma oluyor. Şeker ve hurmaları ikram ettik. Onlar da adet değil bu. Orada kontürlü telefonlar var. Parasını ödeyerek dünyanın her yerini arayabiliyorsunuz.

En sonunda Frankfurt Havalimanı’na geldik. Eşim ve arkadaşlar bizi karşıladılar. Şimdi hep birlikte dil öğreniyoruz. Eşim C1 kursuna gidiyor. Sevdegül ve Bahadır Almanca’yı iyice öğrendiler. Türkiye’nin mühendislik diplomaları burada tanınıyor. Ben de mesleğimi yapmayı planlıyorum. İnşaat sektörü Almanya’da iyi.

21 Ağustos 2019’da Frankfurt Havaalanı’na gelen Ferhat Erdoğan’ı ailesi ve arkadaşları karşıladı.

“TERÖRİST DE DESELER İÇİNİZDE BİR HUZUR VAR, SUÇLU OLMADIĞINIZI BİLİYORSUNUZ”

Terörist damgasını ilk duyduğunuzda tabi ki şok oluyorsunuz. Cezaevine giriyorsunuz, elleriniz kelepçeli, bunlar çok onur kırıcı. Mesela hastaneye gidiyorsunuz, bazen ters kelepçe yapıyorlar. Ayağınızda sadece terlik var, spor ayakkabı yasak, kaçma girişimine karşı. Hastaneye girerken yollar açılıyor, tüm gözler sizin üzerinizde. Onlar zor oluyor tabi. Bir müddet sonra alışıyorsunuz buna çünkü içinizde bir huzur var. Suçlu olmadığınıza inanıyorsunuz.

İş adamı Hazım Sesli ve Ferhat Erdoğan… Hazım Sesli hala İzmir Menemen Cezaevinde tutuklu.

İşadamı Hazım Sesli cezaevinde öldürülmek istendi! Saldırganın azmettiricisi kim?

İbrahim öğretmenin Libya’dan Paris’e özgürlük yolculuğu

BOLD ÖZEL

5 aydır karantina hücresinde tutulan Miktad öğretmen siroz oldu

Tutuklu öğretmen Miktad Doğan, 5 aydır cezaevindeki karantina hücresinde sağlık sorunlarıyla mücadele ediyor. TBMM’ye mektup gönderip yardım isteyen Doğan’a siroz teşhisi konuldu.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

3 Eylül 2019’dan bu yana Kırklareli E Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunan tarih öğretmeni Miktad Doğan’a Hepatit B’ye bağlı siroz teşhisi konuldu. 5 aydır teşhis ve tedavi için hastaneye götürülen Doğan geçen hafta Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yatırıldı. Daha önce karaciğerinden parça alınan Miktad Doğan’ın hastalığı ilerlediği ve siroza dönüştüğü ortaya çıktı. Doktor, Miktad Doğan’ın abisi Hıdır Doğan’a ailede başka hasta olan varsa test yaptırmalarını söyledi.

Hasta tutuklu Miktad Doğan, yanlış teşhis ve tedavi yapıldığı için aylardır cezaevi-hastane arasında gidip geliyor. Doğan’a ilk önce Eylül 2020’de vertigo teşhisi konularak bir ay boyunca ilaç tedavisi uygulandı. Sağlık durumu daha da kötüleşince 21 Eylül 2020’de Kırklareli Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. Bu kez kronikleşmiş Hepatit B olduğu söylendi.

Kan tahlilleri ve çekilen ultrason sonucunda karaciğer enzim değerinin aşırı yükseldiği, karaciğerinin büyüdüğü ve aşırı yağlandığı görüldü. Hastanenin enfeksiyon birimi tarafından acil olarak Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edilen Doğan, durumu acil olmasına rağmen ancak 1,5 ay sonra 4 Kasım 2020’de hastaneye götürüldü. Biyopsi için karaciğerinden parça alınan Miktad Doğan en son 18 Şubat 2021’de Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi götürüldü. 3 gün hastanede kalan Doğan’a bu kez Hepatit B’ye bağlı siroz teşhisi konuldu.

5 AYDIR KARANTİNADA

Sürekli hastaneye gidip geldiği için karantina hücresinde yaşamak zorunda kalan Doğan sağlıksız ortam ve beslenme koşullarının da etkisiyle sağlığı her geçen gün daha da bozuluyor.

Miktad Doğan’ın avukatı Münevver Öz, yanlış teşhis, yanlış tedavi ve kaybedilen zamanın müvekkilinin yaşam hakkını tehlikeye attığı için cezaevi doktoru ve görevli memurlar hakkında 4 ay önce suç duyurusunda bulunmuştu. Öz dilekçesinde, tuvaleti tıkalı, suyu akmayan, sıcak su verilmeyen, yeterli beslenme koşullarının sağlanmadığı bir hücrede müvekkilinin ölüme terk edildiğine, memurların görevlerini kötüye kullandığına, sistematik bir şekilde müvekkiline kötü davranıldığına dikkat çekti. Kişilerin cezalandırılması için kamu davasının açılmasını talep eden Öz’ün başvurusuyla ilgili henüz bir gelişme olmadı.

TBMM’YE MEKTUP GÖNDERDİ

Ocak ayında TBMM Adalet Komisyonuna mektup göndererek yardım talep eden Miktad Doğan, hastalığının ilk teşhisinden bu yana 4,5 ay geçmesine rağmen ve acil tedaviye başlanması gerektiği halde hala bir sonuca varılmadığını yazmıştı. Doğan, hastalığının ilerleyerek siroza dönüşebileceğini o zaman ifade etmişti:

“Hastalığım bulaşıcı ve her geçen gün ilerliyor. Önlem alınmazsa karaciğer sirozu ve karaciğer yetmezliği vuku bulacak. Bununla beraber kaldığım karantina koşullarında daha başka enfeksiyonlar kapmam muhtemel.”

MAHKEMESİ 3 MART’TA

Bir süre sözleşmeli öğretmen olarak görev yapan 30 yaşındaki Miktad Doğan 2017’de geçirdiği trafik kazasında birçok kaburgası ve omuz küreği kırıldığı için mesleğini bırakmak zorunda kaldı. Tanık ifadelerine dayanılarak ve Bylock kullandığı iddiasıyla 3 Eylül 2019’da tutuklanan Doğan, 4 aydır SEGBİS ile katıldığı Kırklareli 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nden her duruşmada durumunu heyete açıklamaya çalıştı ancak dikkate alınmadı. Doğan, 3 Mart’ta altıncı kez hakim karşısına çıkacak.

“Ağır hasta olmama rağmen 4 aydır hücredeyim”

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Tutuklu Emniyet Amiri Ömer Köse’ye pandemi döneminde su yok

Dört yıldır hücrede tutulan Ömer Köse’ye tüm ihtiyaçları için sadece 20 litre su veriliyor. Köse, yağmur sularını biriktirerek ayakta kalıyor.

BOLD – Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunan ihraç Emniyet Müdürü Ömer Köse’ye yönelik baskı ve hak ihlalleri artarak devam ediyor. Tek kişilik hücrede tutulan Köse’nin diğer tutuklulardan farklı olarak günlük su limiti 20 litreyle sınırlandırılırken, ikinci battaniyesi de elinden alındı.

Cezaevinde kalan diğer tutuklular suyla ilgili sıkıntı yaşamazken Ömer Köse’nin hücresinin sayacının 20 litreye göre ayarlandığı öğrenildi. Günlük 20 litre su ile temizlik, banyo, bulaşık yıkama gibi tüm ihtiyaçlarını karşılamak zorunda bırakılan Ömer Köse’nin banyo yapmakta zorlandığı öğrenildi. Köse’nin yakınlarına aktardığına göre, banyo öncesi musluğu açıp sıcak su gelmesini beklemesi durumunda günlük 20 litre su bitmiş oluyor.

Ömer Köse cezaevinde çocuklarıyla

DİLEKÇELERİNE CEVAP VERİLMİYOR

Ömer Köse’nin su sorunuyla ilgili şahsen ve avukatı aracılığıyla yazdığı dilekçelere cevap verilmediği öğrenildi. Gardiyanların sayacın bozuk olabileceği şeklindeki söylemleri üzerine Köse’nin “sorun hücremdeki su sayacındaysa tamiratını ya da değişimini kendi paramla yapabilirim” şeklindeki son dilekçesine de cevap verilmedi.

Cezaevi yönetiminin, hücre ve koğuşlara ayrı sayaç sitemini kuran firmadan yanıt beklediklerini ilettiği ancak hiçbir ilerleme olmadığı belirtiliyor.

Köse’nin cezaevi yönetimine verdiği 9 dilekçenin dışında, infaz hakimliği ve Adalet Bakanlığına da dilekçe yazdığı ancak dilekçelerin UYAP’ta görünmediği öğrenildi. Bu durum dilekçelerin imha edildiği şüphesini doğurdu.

Köse daha önce de cezaevinde kaloriferlerinin yakılmadığı ve darp edildiğine ilişkin dilekçeler yazmış ancak işleme konulmamıştı.

YAĞMUR SULARINI TOPLUYOR

Köse’nin kar sularını eriterek ve yağmur sularını toplayarak tuvalette kullanmaya çalıştığı, hücresi ve kişisel hijyeniyle ilgili pandemi sürecinde büyük sıkıntı yaşadığı ifade ediliyor.

Köse’nin yaşadığı bir diğer sorun ise ısıtma. Cezaevi kaloriferlerinin yetersiz yanması nedeniyle çift battaniye kullanan Köse’nin battaniyelerinden biri arama sırasında geri verileceği söylenerek alındı. Battaniyenin geri verilmemesi üzerine Köse, cezaevi kantininden yeni bir battaniye almak için kantin fişi doldurdu ancak Köse’ye yeni battaniye satılmadı.

Eski İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü Ömer Köse, Ağustos 2014’ten beri tutuklu. Uzun süre Silivri Cezaevinde tutulan Köse, OHAL döneminde Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Kapılı Ceza İnfaz Kurumu’na gönderildi. Köse yaklaşık 4 yıldır tek kişilik hücrede tutuluyor.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Anne ve babası tutuklu Serdar’ın feryadı: Mal da mülk de sizin olsun, yeter ki bizi rahat bırakın!

14 yaşındaki Serdar Meleş, annesinin tahliye edilmesini beklerken ceza aldığını duyunca yıkıldı. 6 yıldır babalarından ayrı olan 3 kardeş artık annelerinden de mahrum.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Babaları 6 yıldır tutuklu olan Serdar (14), Erkan (11), Selma’nın (8) annesi Ayşe Meleş geçen hafta Manisa 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 2015 yılından bu yana babalarından ayrı olan üç kardeş, artık annelerinden de mahrum kaldı.

Anneanneleriyle Manisa’da yaşayan Meleş kardeşlerin en büyüğü 14 yaşındaki Serdar, annesinin ceza aldığını öğrenince “Malları, mülkleri, saadetleri, hisleri, nefisleri her şeyleri onların olsun. Yeter ki bizi bizle rahat bıraksınlar. Bize bir bulaşmasınlar artık” diyebildi.

BABALARI İKİ YILDIR HÜCREDE

Cemaat soruşturmaları kapsamında 10 Kasım 2015’te tutuklanan Mehmet Meleş, tanık ifadelerine dayanılarak örgüt lideri olduğu iddiasıyla 19,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Gazi Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu olan Mehmet Meleş, kapatılan dershanelerde ve kurumlarda çalışmış, en son Eskişehir’de bir derneğin yöneticisi olarak görev yapmıştı. 15 Temmuz’dan sonra silahlı terör örgütü üyesi olmakla itham edilen Meleş, darbe girişimi gerçekleştirildiğinde cezaevinde bulunduğuna dair mahkemeye itirazını sunsa da dikkate alınmadı.

Eskişehir ve Sincan cezaevlerinden sonra Çorum Kapalı Cezaevine gönderilen Mehmet Meleş, 2 yıldır burada hücrede tutuluyor. Hak ihlalleriyle sık sık gündeme gelen Çorum Cezaevinde Mehmet Meleş de birçok hak ihlaline uğradı. Kanunlara göre bir insanı 20 günden fazla hücrede tutulmaması gerekirken Mehmet Meleş, hücreden çıkartılmıyor. Yalnızlaştırmak adına radyosu bile elinden alındı. Eşi ve çocukları İzmir’de yaşayan Meleş, ailesine yakın olabilmek için hapse girdiğinden bu yana nakil için defalarca dilekçe verdi, hepsi reddedildi. Dosyası da iki yıldır Yargıtay’da bekletiliyor.

81 YAŞINDAKİ ANNESİNE ÇIPLAK ARAMA

Altı kardeş arasında tek erkek olan Mehmet Meleş’in kendi ailesinin de bu süreçte başına gelmeyen kalmadı. Bir ablası geçen yıl kanserden vefat etti. Bir kız kardeşi Temmuz 2018’de KHK ile ihraç edildi. Emekli öğretmen olan diğer ablasının İzmir’deki depremde evi yıkıldı. 81 yaşındaki annesi ise kalp hastası.

Pandemi döneminden önce oğlunu yılda 1-2 kez ziyarete gidebilen Mehmet Meleş’in annesi de cezaevi girişinde birçok kez çıplak arama dayatmasına maruz kaldı. X-ray cihazından geçerken bacağındaki iki platin nedeniyle çıplak aramalara maruz kalan 81 yaşındaki kadının hastalık raporları cezaevi yönetimine sunulmasına rağmen sonuç değişmedi.

ÖLÜMLER VE TUTUKLAMALAR ÇOCUKLARI OLUMSUZ ETKİLEDİ

Serdar Meleş, annesi ve babasıyla bir görüş gününde.

“ÇOCUKLAR ANNESİZ BABASIZ BÜYÜYORLAR”

Babaları tutuklandığından bu yana anneleri ve halalarının maddi manevi desteğiyle hayatlarına devam eden Serdar, Erkan, Selma’nın bir yıl içinde kolları kanatları iki kez daha kırıldı. Önce çok sevdikleri halalarını 18 Şubat 2020’de kanserden kaybettiler. 10 Kasım 2020’de de anneleri Ayşe Meleş tutuklanıp cezaevine gönderildi.

Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevinde tutuklu olan Ayşe Meleş, daha önce 3-4 gün gözaltında kalmış, kullandığı Bylock içeriksiz olduğu için denetimli serbestlikle bırakılmıştı. Kapatılan bir yurtta müdür olarak gören yapan Ayşe Meleş, SGK kaydı, Bylock ve kaçma şüphesi nedeniyle dört ay önce tekrar tutuklandı.

Babalarından sonra halalarını ve annelerini de kaybeden üç kardeşin psikolojisi kötü. Tutukluluğuna itiraz için Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapılan Ayşe Meleş’in görümcesi “Hepimiz kendimizden geçtik ama çocuklar anne ve babasız büyüyorlar. 6 yıl olacak babaları yok. Şimdi de anneleri 7 yıl aldı. Çocuklara söyleyemedik.” dedi.

Türkiye’de anne-babası aynı anda tutuklandığı için psikolojisi bozulan birçok çocuk bulunuyor. Annesinin yaklaşık 5 yıl evden uzak olacağını öğrenen Serdar, en küçük halasına duygularını anlatırken, yaşadıklarının ağırlarını artık taşıyamadığı açıkça görülüyor:

“BİZE BULAŞMASINLAR ARTIK”

“Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Dua ediyorum ama artık samimiyetsiz geliyor. Namaz kılıyorum ama sanki kılmıyormuşum gibi hissettiriyor. İnşallah diyorum ama gönlüm olsun diyor. Umudum kesilmedi ama her geçen gün değişen bir şey olmadığında da bende olan o sabır ve umut tek tek harcanıyor. Evet, isyan etmeyeceğim, umudumu ve sabrımı kesmeyeceğim ama tüm bunlar artık tesellim olmuyor… Beni gerçekten teselli edecek bir durum, bir gelişme olmadığında da iyice kararıyorum… Samimi olarak söylüyorum: Allah, bu acizleri düşürmeye çalıştıkları gaflet deliklerine onları soksun. Hiçbirinin bu kâinatta olmalarına izin vermesin. 

Eğer rabbim, beni duyuyor ve benim bu söylediklerimde ne kadar samimi olduğumu biliyorsa ki o biliyor; bana, yorulmuş yolculara, sıkılmış ve bitap düşmüş bu hakiki İslam alemine, bugünlerin biteceğini müjdelesin. Rabbimden sadece bunu istiyorum. Malları, mülkleri, saadetleri, hisleri, nefisleri her şeyleri onların olsun. Yeter ki bizi bizle rahat bıraksınlar. Bize bir bulaşmasınlar artık.”

 

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0