Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Sürgün tutukluların aileleri: Görüş yolu, ölüm yolu

Ailelerinden yüzlerce kilometre uzağa sürgün edilen tutukluların yakınları, hukuksuzluğa sosyal medyada “görüş yolu ölüm yolu” etiketiyle tepki gösterdi.

Sevinç Özarslan / BOLD

15 Temmuz kitlesel tutuklamalarından sonra tutukluların farklı şehirlerdeki cezaevlerine sürgün edilmeleri yeni bir cezalandırma yöntemi olarak devreye sokuldu. Aileler, görüş günlerinde yüzlerce kilometre yol katetmek zorunda kalıyor.

Sabah 07:00’de hapishane kapısında olma zorunluluğu nedeniyle yolculuklar çoğunlukla gece yapılıyor.

Hapishane içindeki arama kayıt prosedürlerinde saatlerce ayakta bekleyen aileler, dönüş yoluna yorgun çıkmak durumunda kalıyor. Bu da kazalara ve aile facialarına yol açıyor.

YARIM SAAT GÖRÜŞ İÇİN 24 SAAT YOL YAPANLAR

Yarım saat ile bir saat arasında görüş için 24 saat yol yapanlar, elinde bebeğiyle yola çıkanlar, kar kış, yağmur çamur demeden cezaevi kapılarında bekleyenler, tutuklu sürgünlerinin iyice artması üzerine sosyal medyadan “Görüş yolu ölüm yolu” başlığı altında tepkilerini dile getirmeye başladı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu nakil sorununun had safhaya çıktığını ve uzak cezaevi ziyaretlerinin aileler açısından yıpratıcı ve yorucu olduğunu, bu yüzden facialar yaşandığını sürekli dile getiriyor.

Yaşanan facialar sonrası tutukluların acısı ise tarifsiz bir boyuta ulaşıyor.


10 yaşındaki Betül Seda Özcan, 27 Haziran 2017’de annesiyle birlikte Kocaeli’nden Elazığ’a 45 dakikalık görüş için yola çıktı. 6 aydır babasını görmüyordu. Küçük Seda, Elazığ Cezaevi’ne varınca ‘Babama gidiyorum’ diye yola atladı ve bir otomobilin çarpması sonucu hayatını kaybetti.

Kanun Hükmünde Kararname mağduru Mehmet Reşit Erdoğan, 16 Kasım 2016’da Sincan L Tipi Cezaevi’nden tahliye oldu. Fakat kapıda onu kahreden bir haber bekliyordu.

İki ay önce doğum yapan eşi Tuğba Erdoğan’ı (32) trafik kazasında kaybettiğini öğrendi. İki yaşındaki kızı en büyük tesellisi.


Emin Balıkçı (58), kızı Hatice Civelek (32), torunları Betül Civelek (3) ve Naime Civelek (8) ile Düzce’den Ankara Mamak Cezaevi’ndeki damadı Enes Civelek’i 7 Aralık 2018’de ziyaret için yola çıktılar. Fakat dönüş yolunda facia yaşandı.

Emin Balıkçı, Mamak ilçesine bağlı Gökçeyurt Mahallesi’nde direksiyon hakimiyetini kaybedince kaza yaptı. Tutuklu Enes Civelek, iki çocuğunu, annesini ve kayınpederini kaybetti. Eşi Hatice Civelek ise ağır yaralandı.

Yunus Mızrak (52) ile kayınpederi Celalalettin Aras (79), 25 Eylül 2016’da Kayseri Cezaevi’nde yatan akrabalarını ziyaret için Muş’tan Kayseri’ye yola çıktı.

Bu uzun yolculuk, Kayseri yakınlarında acı bir şekilde son buldu. Mızrak hayatını kaybetti, Aras ağır yaralandı.


86 yaşındaki Mehmet Karabaş, 12 Aralık 2018’de Samsun Vezirköprü’deki cezaevinde bulunan oğlunu ziyarete giderken geçirdiği kazada hayatını kaybetti.

 

 

 

 

 

 

İbrahim Aydın (52), annesi Ayşe Aydın (72), eşi Gülyeter Aydın (49), oğlu Muhammed Aydın (8) ve kızı Kevser Aydın Kara (23) Mardin’de tutuklu bulunan KHK’lı öğretmen Burak Aydın’ı 28 Şubat 2018’de Giresun’dan ziyarete gitti. Aile Erzurum Aşkale’de kaza geçirdi. Kevser Aydın yaralandı, diğerleri hayatını kaybetti. Burak Aydın (27), ağabeyi, annesi, yeğeni ve yengesinin cenazesine izin çıkmadığı için katılamadı. Bir gün sonra jandarma eşliğinde Giresun’un Keşap ilçesindeki aile mezarlığını ziyaret edebildi. Yakınlarının mezarı başına çökmüş halde çekilen fotoğrafı dönemin sembolü oldu.

 

Nazmiye (73) ve Hasan Dabak (82), Bartın’da tutuklu bulunan KHK’lı akademisyen torunları Taha Aslan’ı 3 Ekim 2018’de ziyarete giderken Zonguldak’ın Devrek İlçesi Başlarkadı mevkinde geçirdikleri trafik kazasında can verdi.

Bartın Üniversitesi’nde görev yaparken ihraç edilen Taha Aslan’ın eşi Zehra Aslan, çocukları Ayşenaz Aslan, dayısı Mehmet Daba ve yeğeni Leman Çeğe aynı kazada yaralandı.

 

Sacit Çalık Erzurum’un önde gelen hayırsever iş adamlarındandı. Elazığ’da tutuklu bulunan yeğenini 14 Mayıs 2018’de ziyarete giderken kaza yaptı. Kendisi ve aynı araçta bulunan 5 kişi hayatını kaybetti.

Gazi Akkaya (28), Ali Aydınlap (22) ve Nazmi Çoban (20), 18 Eylül 2018’de Muğla E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndaki yakınlarını ziyaretten dönerken il merkezinde kaza yaptı.

Kazada Aydınalp öldü, diğerleri araçta sıkışarak yaralandı.

 

5 yaşındaki Ahmet Canik de görüş yolunda hayatını kaybedenlerden. 19 Mayıs 2017’de annesi, amcası, dedesi, babaannesi ve kuzenleriyle birlikte Kahramanmaraş’ta tutuklu bulunan babası idare hâkimi Fatih Canik’i ziyarete gidiyorlardı. Afyon’dan yola çıkmışlardı.

Her hafta görüş için yüzlerce km kat ediyorlardı. Sabah 06:30 sularında Göksün-Kahramanmaraş yolu üzerinde kaza geçirdiler. Ahmet hayata gözlerini yumarken araçtaki diğer kişiler yaralandı.

 

Sibel Taşdemir (31), kızkardeşi Seda Öztürk ile birlikte 7  Ağustos 2017’de Adana E Tipi Kürkçüler Cezaevi’ndeki eşini ziyarete giderken Kürkçüler Kavşağı’nda geçirdiği kazada hayatını kaybetti.

Otomobilde bulunan Seda Öztürk, Nurullah Döner ve İbrahim Akgül ise yaralandı.

 

Kars Cezaevi’nde bulunan KHK’lı eski komiser Cevdet Türkoğlu 2 Şubat 2018 günü tahliye oldu. Onu karşılamaya gelen abisi Metin Türkoğlu ile birlikte evlerine doğru yola çıktılar. Fakat Konya-Aksaray yolunda araçları yoldan çıkınca iki kardeş de hayatını kaybetti.

GÖRÜŞYOLU ÖLÜMYOLU ETİKETİ ALTINDA YAPILAN BAZI PAYLAŞIMLAR:

 

BOLD ÖZEL

İktidarın hedefindeki Mezopotamya

150’yi aşkın gazetecinin cezaevinde tutulduğu Türkiye’de son dönemde iktidarın hedefinde Mezopotamya Ajansı (MA) var. Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerdeki insan hakları ihlalleri ve hukuksuzlukları haberleştiren ajansın 5 muhabiri birkaç hafta arayla tutuklandı. Polis ablukasındaki ajansın editörü Sedat Yılmaz, neler yaşadıklarını anlattı.

BOLD – 15 Temmuz 2016 sonrası AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükumeti, 165 medya kurumunu kapattı. Bunlardan önemli bir kısmı Kürt medyasına aitti. Mezopotamya Ajansı (MA), Eylül 2017’deki büyük kapatmaların ardından kuruldu. Son dönemde Kürt medyasına özellikle MA’ya yönelik baskılar arttı. Kısa sürede 5 muhabiri tutuklanan ajans, adeta polis ablukasında tutuluyor. Ajans muhabirlerinin sokakta çekim yapması engelleniyor, ajans çalışanlarının kamu kurumlarındaki etkinlikleri takip etmesine izin verilmiyor. Ajansın ofislerine yapılan polis baskınlarında arşivine ve bilgisayar altyapısına defalarca el konuldu. Artan baskıları ajansın Haber Editörü Sedat Yılmaz, turkishminute.com’dan Cevheri Güven’e anlattı.

İŞKENCEYLE ÖLÜM SONRASI BASKILAR ARTTI

MA’ya yönelik var olan baskıların son iki ayda artması yayınladıkları bir işkence haberiyle başladı.

11 Eylül’de Van’ın Çatak ilçesinde yakınlarının yanında sağlıklı olarak gözaltına alınan iki köylü birkaç saat sonra ağır yaralı olarak hastaneye götürüldüler. Köylülerden 57 yaşındaki Servet Turgut hayatını kaybetti. 50 yaşındaki Osman Şiban ise uzun süre yoğun bakımda kaldı. Köylülerin yaşadığı işkenceyi MA, bütün boyutlarıyla ve belgeleriyle haberleştirdi.

Polis, haberi yayınlayan MA Van Bürosuna baskın düzenledi. Tüm bilgisayarlar ve dijital materyallere el konuldu. Haberi yazan MA muhabirleri Adnan Bilen ve Cemil Uğur tutuklandılar.

MA’nın şuanda 5 muhabiri tutuklu durumda. 40 çalışanı hakkında onlarca dava bulunuyor. Ajansın web sitesine 27 ayrı mahkeme kararıyla erişim engeli yasağı getirildi.

Sedat Yılmaz, haberi nasıl yayınlamaya karar verdiklerini anlatıyor:

“Van’da iki köylünün uğradığı işkence olayını bizden önce bilen gazeteciler vardı. Ama yayınlama cesareti göstermemişler. Bizim sonradan haberimiz oldu ve büyük baskıya maruz kalacağımızı bilmemize rağmen yayınladık. Haberin yapılması gerekiyordu ve yaptık. Haber masaya geldiğinde yayınlayıp yayınlamama konusunda tartışmadık bile. Bu tip hak ihlalleri konusunda her editörün bağımsızlığı vardır.”

ÇEŞİTLENDİRİLMİŞ BASKI YÖNTEMLERİ İLE KARŞI KARŞIYAYIZ

Sedat Yılmaz, Kürt basınının 30 yıldır baskı altında olduğunu ancak son dönemde yaşanan baskının çeşitlendiğini ve farklılaştığını söylüyor:

“Bugün, Kürt basınının önemli gazetelerinden Özgür Ülke gazetesinin bombalanmasının 25. yıl dönümü. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in emriyle yapılan bir bombalamaydı. O dönemin kadroları bugün hala siyaset sahnesinde ve iktidar ortaklıkları sürüyor. Haliyle o günden buyana Kürt basınının içinde yer alan gazetecilerin karşılaştığı anti demokratik sorunlar, engellemeler devam ediyor. Son olarak yaygın biçimde Kürt basınına yönelik kapatmalar, el koymalar sonrasında bir araya gelerek kurduğumuz bir oluşum Mezopotamya Ajansı.”

Sedat Yılmaz, geçmişte Kürt basınının yaşadığı baskıyla bugünü kıyasladığında, baskı yöntemlerinin farklılaşıp, çeşitlendiğini söylüyor:

“Son beş yıldaki baskı yöntemleri başkalaştı. Türkiye’nin 90’lı yıllardaki dinamikleri daha kaba yöntemlerdi. Öldürme üzerine yoğunlaşıyorlardı. 78 arkadaşımız enselerinden vurularak aynı yöntemlerle öldürüldü. Şimdi ise yaygın öldürme yok ama mülkiyete el koyma yaygınlaştırıldı. Medya kurumlarına el konuluyor. Muhabirlerimizin sokakta çalışması engelleniyor. Sokakta kamera kullanmak, görüntü almak, fotoğraf çekmek yasaklandı. Bu Türkiye’deki diğer medya kurumları için de yaygınlaştırıldı. Haberlere erişim engeli getirilmesi, medya kurumlarının defalarca kapatılması gibi farklı yöntemler kullanılıyor baskı aracı olarak.”

“İNSANLAR GAZETECİLERLE KONUŞMAYA KORKUYOR”

Medya üzerindeki baskıların insanları gazetecilerle konuşmaya korkar hale getirdiğini söyleyen Sedat Yılmaz, işkence görenlerin bile yakınlarına zarar verilir korkusuyla konuşmaktan çekindiğini anlatıyor:

“Baskı yöntemleri ifade özgürlüğü durumunu da kötüleştirdi. Geçmişte işkence gören biri yaşadıklarını anlatabiliyordu. Ancak şimdi işkence gören kişinin, çevresi, ailesi, ekonomik kaynakları hedef alınıyor. Örneğin işkence mağdurları isimlerinin yazılmasını istemiyor. Çünkü eşi, kardeşi, babası ya da çocukları işlerini kaybetme riskiyle karşı karşıya bırakılıyor. 90’larda kişi işkenceyi anlatıyordu ama devlet memuru babası işinden atılmıyordu. Şimdi işkenceye uğrayan kişi devlet düşmanı ilan ediliyor ve aile fertleri de bir devlet düşmanının yakınları olarak işlerini kaybediyorlar.”

“EKİPMANLARIMIZA SÜREKLİ EL KONULUYOR”

Ekonomik olarak da baskı gördüklerini anlatan Yılmaz, özellikle polis baskınlarında bilgisayar, dijital arşiv gibi ekipmanlarına el konularak yayıncılık yapmalarının zorlaştırıldığını söylüyor:

“Abone gelirlerimizle ayakta durmaya çalışıyoruz. Gelirlerimiz ve şirketimiz sürekli sıkı denetim altında. Çok büyük bir gelirimiz yok, zaten çalışan arkadaşlarımız da ciddi bir maaş almıyorlar. Mümkün olduğunca kazandığımız parayı hem Ajansın teknik gelişimine harcıyoruz hem de arkadaşlarımızın yaşamlarını sürdürmesi için kullanıyoruz.

Baskınlarda bilgisayarlarımıza el konması yayıncılığımızı çok aksatıyor. Arşivimiz, belliğimiz, dijital materyallerimizin hepsi bir anda yok ediliyor. Sürekli yeniden arşiv tutmak zorunda kalıyoruz. Güncel haberleri aktarmakta sıkıntı yaşıyoruz. Teknolojik olarak ilerlememiz gerekirken sahip olduklarımızı sürekli kaybediyoruz.

El konulan ekipmanlar, tutuklanan muhabirler, haberci ile kaynağı arasında uçurum oluşturuyor. İnsanların bizimle iletişime geçmeye korktuğu bir iklim oluşturuyorlar. Geçmişteki koşullar gibi haber üretme zeminimiz yok edildi. Bu sistemsel bir durum. Şiddete uğrayan, baskıya uğrayan birisi bile uğradığı şiddeti açıklamaktan korkuyor, gizliyor, kendisine otosansür uyguluyor.”

“ÇALIŞANLARIMIZ TEHDİT ALTINDA”

Tutuklamalar dışında MA çalışanlarının sistematik olarak baskı ve tehditlerle karşı karşıya kaldığını söyleyen Yılmaz, iki hafta önce Ankara’daki meslektaşlarının yaşadıklarını örnek veriyor:

“İki hafta önce Ankara’da iki gazetecinin önünü polis çevirdi ve tehdit etti. Buna benzer örnek çok var. Pandemi sürecinde sokağa çıkma yasağında gazeteciler serbestken, bizim çalışanlarımız sokağa çıktığında para cezası veriliyor. Van’da polis tüm gazetecilerin önünde açıkça ‘Mezopotamya Ajansı çekim yapmayacak’ dedi.”

ULUSLARARASI KURULUŞLAR SESSİZ

Yaşadıkları baskıya yerel meslek örgütlerinden destek görmediğini anlatan Sedat Yılmaz, uluslararası kuruluşların da farksız olduğunu söylüyor:

“Türkiye’deki yerel mesleki ve insan hakları kuruluşlarının hep çekingen, korkak ve ama’lı bir dili oldu. Uluslararası örgütlerin temsilcileri ise sonuçta Türkiye’deki medya kuruluşlarının çalışanları ya da parçaları. Aynı çekingenliği onlardan da görüyoruz. Yaşadığımız baskılara karşın ciddi bir destek gördüğümüzü söyleyemem.”

TUTUKLU GAZETECİ KARATAŞ: BASKININ NEDENİ YAŞANANLARI TEŞHİR ETMEMİZ

MA’nın tutuklu muhabiri Dindar Karataş ise cezaevinden avukatları aracılığıyla gönderdiği mesajda, “Ajansımıza dönük baskıların ana nedeni bölgede yaşanan hak ihlalleri ve işkenceleri teşhir etmemizdir” dedi. Karataş, 24 Kasımda gözaltına alındı ve yaptığı haberler ve kaynaklarıyla olan telefon görüşmeleri gerekçe gösterilerek örgüt üyeliği suçlamasıyla tutuklandı.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

KHK’yı gerekçe gösterip yüzde 100 engelli Nurefşan’ı okuldan attılar

Özel eğitime ihtiyaç duyan yüzde 100 engelli Nurefşan Ketenci, sırf babası KHK ile kapatılan kurumda çalıştığı için okuldan atıldı. Annesinin ve babasının ‘cennet kuşu’ diye sevdiği 16 yaşındaki Nurefşan’a mülteci olarak geldiği Almanya sahip çıktı.

BOLD ÖZEL – Nurefşan Ketenci, Kedi Miyavlaması Sendromu ile yüzde yüz engelli olarak doğdu. Henüz 16 yaşında ama doktorların tespitine göre 94 yaşındaki bir insanın kalbini taşıyor. Nurefşan’ın akciğerleri de yorgun. Akciğerinin bir bölümü hiç çalışmıyor, bir bölümü ise kısmen görevini yerine getiriyor.  Oksijen tüpüne bağımlı yaşayan Nurefşan Ketenci yüzde yüz engelli bir çocuk ama 15 Temmuzun hemen ardından babasının çalıştığı kurum bahane edilerek okuldan kovuldu.

ENGELLİ ÇOCUK SAHİBİ OLMAK!

Nurefşan, dünyada 50 bin kişide bir görülen ve tıptaki ismiyle “Cri du Chat“ hastalığı yani Kedi Miyavlaması Sendromu ile dünyaya gözlerini açtı. Kızının hasta olduğunu doğumdan üç gün sonra öğrenen Senanur Ketenci, o günleri “Gözleri görmeyebilirmiş, kulakları duymayabilirmiş. Eşim o kadar çok şey söyledi ki, toparlayamadım kafamda… İlk olarak gözlerinin gördüğünü öğrenmiştik. O zaman eşimin o yüz ifadesi, o şükrü, o hamdi hiç gözümün önünden gitmiyor. Daha sonra bir hemşire bize gelip ‘Neden seviniyorsunuz ki! Sadece gözlerinin görmesi yetmiyor. Bu çocuğun bir sürü rahatsızlığı var. Önünüzde çok zor bir yol var’ deyip bizim moralimizi bozmuştu. Ama biz Nurefşan’la ilgili moralimizi hiç bozmazdık” diyerek anlattı.

“KIZIMIZ AĞLADIĞINDA KEDİLER KULAK KABARTIRDI”

Hastalığın en önemli belirtisi ağlarken kedi gibi ses çıkması ve gelişimin yavaş olması. Kızını “cennet kuşu” diye seven Senanur Hanım çevredekilerin verdiği ilk tepkileri “Doğduğunda kedi miyavlaması gibi ağlıyordu. Sesi hala öyle çıkıyor. Sesi çok gelişmiyor. Ablam geldiğinde söylemişti, kedi gibi miyavladığını. Alt komşum gelmişti. ‘Evde kedi mi var? Kediyi sevmeye geldik.’ diye. Bunların hepsini gülerek karşıladık o zaman. Hiç alınmadık. Dışarıda parka giderdik mesela. Parkta Nurefşan ağladığında kediler kulak kabartırdı.”sözleriyle özetledi.

YÜZDE YÜZ ENGELLİ NUREFŞAN 15 TEMMUZ’UN ARDINDAN OKULDAN KOVULDU

“Hiçbir zaman Nurefşan’ı saklama ihtiyacı hissetmedik.” diyen anne Ketenci Türkiye’de kızı için büyük mücadele verdi. Ama 15 Temmuz Ketenci ailesi için de kabus oldu. Ankara’da Sistem Özel Eğitim Ve Rehabilitasyon Merkezi’nde eğitimine devam eden Nurefşan, babasının KHK ile kapatılan bir kurumda çalışması bahane edilerek 2017 yılında okuldan kovuldu. Nurefşan’ı okuldan alması için okul müdürünün baskı ile  dilekçe imzalattığını söyleyen Ketenci,  “Çok çirkin bir şekilde attılar okuldan. Okul müdürü benim sürekli ağzımı arıyordu. Sürekli sorular soruyordu. Bir gün ‘Çocuğunuzu artık okuldan alın, istemiyoruz’ dedi. Normal şartlarda ancak veli çocuğunu isterse okuldan alabiliyor. Bana dilekçe gönderdi. Bende mevcut şartlardan dolayı imzalamak zorunda kaldım. “ ifadelerini kullandı.

ALMANYA’DA EĞİTİME TEKRAR BAŞLADI

Babanın işsiz kalması, engelli çocuklarının okuldan atılması ve 15 Temmuz sonrası Türkiye’de nefes alamayacak hale gelen Ketenci ailesi yurt dışına çıkmak zorunda kaldı. Yüzde yüz engelinin yanı sıra artık bir de mülteci olan Nurefşan’a Almanya sahip çıktı. Almanya’da çok güzel imkanlar sunulduğunu anlatan Senanur Ketenci, “Elektirikli hastane yatağı verdiler. Evin hem girişine hem banyoya lift taktılar. Ayakta durma sandalyesi verildi. 3 kez boyuna ve kilosuna göre tekerlekli sandalye yapıldı. Okulda bire bir kendisine bakıcı verildi. Türkiye’deki gibi 2 gün ve 90 dakika eğitim verilmiyor. Her gün sabah 8’den 3’e kadar okula gidiyor. Bakıcısı altını temizleyip, mamasını yediriyor.” ifadelerini kullandı.

Türkiye’de okuldan kovulan Nurefşan yarım kalan eğitimine Almanya’da devam etti. Ancak hastalığının ağırlaşması ve pandemi sebebiyle eğitimine şimdilik ara verdi.

“BİZİM BÜYÜMEYEN DEV BEBEĞİMİZ”

Nurefşan 7 yaşında diğer çocuklardan farklı olduğunu keşfetti. Çocuklarla iletişim kuramayan ve kendisini ifade edemeyen Nurefşan zaman zaman kendine zarar veriyor. “O bizim büyümeyen dev bebeğimiz.” diyen anne Ketenci,  “Kendine zarar verdiği zaman çaresiz kalıyorsunuz. Dilini, damağını koparmaya çalışıyor. Hiç bir şekilde ona engel olamıyorsunuz. Bu bizi çok üzüyor ve yoruyor” cümleleriyle belirtti.

“CENNETTEN MİSAFİR AĞIRLIYORUM”

Kızı için ‘cennetten misafir’ yorumunda bulunan Ketenci, “Rabbim dese ki  seni dünyaya tekrar göndereceğiz ama yine Nurefşan olacak, ben buna kesinlikle itiraz etmem. Nurefşan’ın eşime, çocuklarıma ve ailemize, etrafımızdakilere çok şey kattığını düşünüyorum. Bir arkadaşım demişti ki, ‘cennetten bir misafir sürekli senin evinde’ yani düşününce bakıyorsunuz, diğer çocuklarınızın sevgisiyle onun sevgisi çok farklı. Ben ağladığımda gelip yanaklarımı okşar. Beni teselli eder. Saçımı okşar, dokunur” dedi.

3 Kasım Dünya Engelliler Gününde Türkiye’deki gerçek engelli sayısı tam olarak bilinmiyor. Ancak Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehre Zümrüt Selçuk’un açıkladığı 2020 yılı Temmuz ayı verilerine göre Ulusal Engelli Veri Tabanına kayıtlı ve hala hayatta olan engelli sayısı 2 milyon 530 bin 376.

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Almanya Türkiye’de hakkında tutuklama kararı bulunan eğitimci Mustafa Kaşka’yı deport ediyor

Eğitimci Mustafa Kaşka, tam bir yıl önce Almanya’ya giderek iltica talebinde bulundu. Hakkında deport kararı verilen Kaşka, Türkiye uçağına bindirildiği sırada kriz geçirdi. Tedavisinin ardından polis merkezine götürülen Kaşka, gözaltında tutuluyor.

CEVHERİ GÜVEN | BOLD ÖZEL

Mustafa Kaşka, 25 Kasım 2019’da Türkiye’den Almanya’ya gelerek iltica etti. Türkiye’de hakkında tutuklama kararı bulunan Kaşka, dün (1 Aralık) Giesen’de kaldığı mülteci kampından polisler tarafından alınarak Türkiye’ye iade edilmek için Frankfurt Havalimanı’na götürüldü.

Uçağa bindirilirken “Gönderilirsem tutuklanacağım” diyerek bağıran ve kendini kaybeden Kaşka, kriz geçirmesi üzerine uçağın merdivenlerinden indirilerek Darmstad’taki bir polis merkezine götürüldü.

Öğretmen Mustafa Kaşka, 2012 yılına kadar İzmir’deki Refik Bey üniversite öğrenci yurdunun müdürlüğünü yaptı. Ardından yine eğitim kurumlarında çalıştı. Geçmişte çalıştığı kurumlar Hizmet Hareketi’yle ilişkili olduğu gerekçesiyle 2016 yılında AKP tarafından kapatıldı. Ardından özel bir okulda sözleşmeli öğretmenliğe başlayan Kaşka, İzmir Valiliğinin Şubat 2018’deki talimatıyla işini tekrar kaybetti.

FİŞLENDİĞİMİ ANLADIM

Kaşka sonrasında yaşadıklarını ve Türkiye’den kaçışını şöyle anlatıyor:

“Haftada 7 saat derse girebiliyordum. Çok az kazanıyordum. Ama ona da izin vermediler. Valiliğin işten çıkartılma yazısı üzerine hakkımda bir soruşturma dosyası olduğunu, fişlendiğimi anladım. Evimden farklı bir adreste kalmaya başladım. Birkaç ay sonra 25 Mayıs 2018’de hakkımda arama kararı çıkartıldı. Polis beni evde bulamayınca 31 Mayıs’ta hakkımda yakalama kararı çıkartıldı. Saklanmaya başladım.”

Gülen Hareketine bağlı bir öğrenci yurdunda yönetici olmasının Türkiye’de “terör örgütü yöneticiliği” anlamına geldiğini söyleyen Kaşka, işkence görmekten korktuğunu anlatıyor.

“Yöneticilikten yargılananların işkence gördüklerini biliyordum. Bu yüzden saklandım ve Türkiye’den kaçmaya karar verdim. Aylarca yöntem aradım. Bir buçuk yıl saklanmak zorunda kaldım. Sonunda 23 Eylül 2019’da Meriç nehri üzerinden bir mülteci botuyla Yunanistan’a geçtim. Sonra da Almanya’ya gelerek 25 Kasım 2019’da iltica ettim.”

TUTUKLANIP İŞKENCE GÖRECEĞİM

Gözaltında tutulduğu Darmstad’daki polis merkezinde ulaştığımız Kaşka, yaşadıklarını gözyaşları içinde anlatıyor:

“Evliyim, bir çocuğum var. Daha önce Gülen Hareketi mensuplarından bazıları Yunanistan’dan Türkiye’ye iade edildi. Hepsi çok kötü şeyler yaşadılar. Çoğu tutuklu durumda. Deport edilirsem tutuklanacağım. Hakkımda yakalama kararı var. Bunun belgelerini BAMF’a vermeme rağmen dikkate almadılar. Verdiğim belgeler incelenmeden karar alınmış. Bu yanlışlık düzeltilmeli. Tutuklanacağım ve bir daha çocuğumu ne zaman görürüm bilmiyorum. Pandemi nedeniyle Türkiye cezaevleri çok kötü durumda zaten.”

İTİRAZ SÜRECİ DEVAM EDİYOR

BAMF’ın iltica başvurusuyla ilgili verdiği ret kararına avukatıyla itiraz ettiğini anlatan Kaşka, itiraz süreci devam ederken polisin deport uygulamasına da anlam veremiyor.

İnsan hakları kuruluşlarını ve kamuoyunu duyarlı olmaya çağıran Kaşka hayatını hapiste geçirmek istemediğini söylüyor: “Ben sadece öğretmenim. Hiçbir suç işlemedim. Politik kimliğim nedeniyle gençliğimi cezaevinde geçirmek istemiyorum. Kamuoyunu duyarlı olmaya, BAMF yetkililerini de sunduğum dosyayı bir kez daha dikkatlice incelemeye çağırıyorum.”

Okumaya devam et

Popular