Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Rus elçi Karlov’un katili Altıntaş’ı El Kaide’ye bağlayan videoya örtbas

Videoda Bin Ladin’in söylediği cümle, Rus elçi Karlov’u öldürdükten sonra katil Mevlüt Mert Altıntaş’ın söylediği cümlenin aynısı. Video Altıntaş’ın iki farklı bilgisayarında bulundu.

CEVHERİ GÜVEN / BOLD

19 Aralık 2016’da öldürülen Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov suikastiyle ilgili iddianame, katil Mevlüt Mert Altıntaş’ın radikalleşme süreci ve bağlantılarını görmekten uzak olmakla eleştiriliyor. Hatta suikastin perde arkasındaki azmettiricilerinin korunduğu eleştirileri de var.

Ancak iddianameye yansıyan eklerde ve detay belgelerde suikastin izleri ve Altıntaş’ın El Kaide ve Nurettin Yıldız gibi radikal gruplarla bağlarına ilişkin izler görülebiliyor.

RADİKALLEŞME SÜRECİ USB’DE

İddianamede yeralan 26/01/2018 tarihli Bilirkişi Kurulu Raporu içeriğine göre; Toshiba marka 1411143A840FARGO1S seri numaralı 8GB kapasiteli USB üzerinde yapılan inceleme neticesinde, çeşitli metin dosyaları, elektronik tablolar, Sercan Başar ve Mevlüt Mert Altıntaş’a ait resim dosyaları, Sosyal Doku Vakfı Başkanı Nurettin Yıldız’a ait görüntü (sohbet dosyaları) ile Çeçen Marşı ile Hamas Marşı gibi ses dosyaları olduğu belirtiliyor.

Sözkonusu dosyaların oluşturulma tarihlerinin farklılığı, Altıntaş’ın uzun bir zaman dilimi içerisinde radikalleştiğini gösteriyor.

CANLI BOMBALARI MOTİVE EDEN VİDEOYU İZLEMİŞ VE İNDİRMİŞ

Altıntaş’ın kişisel bilgisayarının içerisinde yapılan incelemede ise El Kaide’nin tek başına eylem yapan canlı bombaları ve suikastçilerini motive etmek için izlettiği “El Kaide- sen ancak kendinden sorumlusun” isimli video bulundu.

Altıntaş’ın bu videyu Youtube üzerinden izlediği sonrasında ise indirdiği belirtiliyor iddianamede.

Şöyle deniyor:

“Bilgisayar imajı içerisinde yapılan inceleme neticesinde www.youtube.com isimli web sitesi üzerinden Terörist Mevlüt Mert Altıntaş isimli şahsın 14/02/2016 tarihinde ‘El Kaide – sen ancak kendinden sorumlusun’ aramasını gerçekleştirmiş olduğu ve söz konusu video dosyasının indirilmiş olduğu, Terörist Mevlüt Mert Altıntaş’ın sonradan ev arkadaşlığı yaptığı Serkan Özkan isimli şahsın ikametinde bulunan ortak olarak kullandıkları laptop imajı içeriğinde yapılan inceleme kapsamında da Terörist Mevlüt Mert Altıntaş isimli şahsın ‘El Kaide – sen ancak kendinden sorumlusun’ isimli video dosyasının indirilmiş olduğu ve 18/12/2016 tarihinde videonun silinmiş olduğu, söz konusu video içeriğinin de incelenen materyal içeriğinden izlenmiş olduğu tespit edilmiştir.”

VİDEOYU İKİ FARKLI CİHAZA İNDİRMİŞ

İddianamede geçen videonun suikastten bir gün önce silinmiş olması dikkat çekici ancak Altıntaş’ın videoyu Youtube’tan izlemekle yetinmeyip iki farklı cihaza indirmesi oldukça dikkat çekici.

Sözkonusu video açıkça terör eylemlerine çağrı yaptığı için şu an Youtube’tan kaldırılmış durumda. Ancak Google üzerinden çeşitli internet sitelerinden bulunabiliyor.

Suikastçi Mevlüt Mert Altıntaş, Rus Büyükelçi Karlov’un hemen arkasında koruma polisi olarak görev yapıyordu.

KARLOVU ÖLDÜRDÜKTEN SONRA O VİDEONUN İLK CÜMLESİNİ TEKRARLAMIŞ

“El Kaide: Sen ancak kendinden sorumlusun” videosu, yıllar önce hazırlanmış ve içerisinde Türkiye’den de bir kare barındıran oldukça güçlü bir propaganda videosu.

Video, Usame bin Ladin’in dağda bir kayalığın önünde yaptığı konuşmayla açılıyor: “Biz Filistin’de özgürce yaşamadıkça, beldelerimizden kâfirler tamamen çıkmadıkça Allah’a yemin ederim Amerika ve Amerika’daki hiç kimse güvende yaşayamayacak.”

Ladin’in videonun başlangıcındaki bu cümlesi oldukça önemli çünkü Mevlüt Mert Altıntaş’ın Karlov’u öldürdükten sonra kurduğu “Beldelerimiz güvende olmadıkça sizler güvenliği tadamayacaksınız.” cümleyle neredeyse birebir aynı.

Videoda ardından savaşla ilgili ayetlerin Selefi cihatçı yorumları farklı ülkelerden cihatçı liderlerin ve cihada katılan bireylerin ağzından veriliyor.

Video ilerledikçe Usame bin Ladin’in konuşmaları konu bağlamında veriliyor. Konu, ‘kâfirlere karşı savaş’ ve &ümmeti korumak için mücadele’ etrafında dönüyor.

ABD ASKERLERİNİN IRAK’TA SİVİLLERE ATEŞ AÇTIĞINA DAİR GÖRÜNTÜLER VAR

Ardından, Amerika’nın İslam ülkelerindeki askeri operasyonlarına yer veriliyor. 2010’da Wikileaks belgelerinde ortaya çıkan Amerikan askerlerinin Irak’ın başkenti Bağdat’ta aralarında sivillerin de olduğu grubu helikopterden açtığı ateş sonucu öldürmesinin görüntüleri ekrana veriliyor.

Amerikan askerlerinin ateş açtığı minibüsten kurtulduğu iddia edilen bir erkek ve kız çocuğunun bedenlerindeki yara izleri ekrana veriliyor.

Savaş bölgelerindeki görüntülerin ardından savaş olmayan ülkelerdeki Müslümanları da cihat çağrısının içine almayı hedefler şekilde özellikle Avrupa’da İslam’ın ve sembollerinin yasaklandığı iddiası uzun uzun işleniyor.

Mısır Ezher Üniversitesinin eski şeyhlerinden Muhammed Seyyid Tantavi’nin Fransa’daki üniversitelerde başörtüsü yasağı tartışmalarına değindiği konuşmasının üzerine ise Türkiye’de 28 Şubat döneminde polisin bir kadın öğrencinin başörtüsüne uzanıp çektiği fotoğraf gösteriliyor.

Ancak olayın Türkiye’de yaşandığına dair bir bilgi yok, görüntüden, Fransa’da yaşandığı izlenimi veriliyor.

El kaide’nin ideolojisinin propagandasının yapıldığı videoda dünyadaki genel tablo Selefi anlayışla yorumlandıktan sonra, 1990’dan itibaren “bireysel cihat”ın başladığı örneklerle anlatılıyor.

Örneğin Mısırlı Sayyid Nosair’in aşırı sağcı İsrail asıllı Amerikalı politikacı Meir Kahane’yi New York’ta öldürmesi detaylı şekilde verilirken, Nosair “kahraman” olarak adlandırılıyor.

Suikast “Nosair bütün düşmanlarımızı ateşe verdi” şeklinde anlatılırken, saldırının Magnum marka silahla gerçekleştirildiğinin altı çiziliyor ve suikast silahı parlak şekilde ekrana veriliyor.

Yaklaşık 55 dakikalık propaganda videosunda bireysel saldırılar yapan başka isimlere de yer verilirken, bu röportajlar arasında İsrail askerlerinin Filistinlilere yaptıkları muameleye de sık sık yer veriliyor.

Röportaj verenler arasında düzgün Arapça konuşan kişilerin yanı sıra, aksansız ana dili olarak İngilizce konuşan Batı’da yetişmiş ve sonradan cihatçı olmuş profillere de özel bir önem verilmiş.

Temel anlatı, “kafirler ve mürtetlere”, yani cihada destek vermeyen ya da Batı’yı savunan Müslümanlara karşı cihat üzerine kuruluyor.

Nurettin Yıldız

SAVCI BU BAĞI GÖRMEDİ

İddianameyi hazırlayan savcılık, El Kaide’nin bireysel eylemcileri motive etme videosundaki Bin Ladin’in sözlerinin aynısını suikastten sonra Altıntaş’ın kullandığını görmedi. Ancak iddianamede savcının görmediği başka ayrıntılar da var.

USB bellek içerisinde bulunan “Sosyal Doku Vakfı Başkanı Nurettin Yıldız’a ait görüntü”ler de sadece bir satır olarak geçiyor. Görüntülerin içeriği, bunlarla suikast arasındaki bağ üzerine ise hiç çalışılmamış ya da iddianameye yansıtılmamış.

Oysa suikastçi polis memuru Mevlüt Mert Altıntaş’ın ve arkadaşlarının Nurettin Yıldız çevresiyle ilişkileri ve katıldıkları sohbetlere ilişkin detaylar medyaya bile yansımıştı.

BOLD ÖZEL

En fazla aşı yapılan şehirlerde hasta çok, en az aşı yapılanlarda ise az

Sağlık Bakanlığının aşı verileri ile korona hasta sayıları arasında endişe veren tezatlık ortaya çıktı. Çin aşısının en fazla yapıldığı şehirlerde korona vaka sayıları yüksek, aşının en az yapıldığı şehirlerde ise sayı düşük çıktı.

BOLD ÖZEL – Çin aşısı, beklenen sonucu veremedi. Bold’un Sağlık Bakanlığının verilerinden derlediği bilgilere göre aşının etkinliğiyle ilgili çok çarpıcı veriler göze çarpıyor. Türkiye Aşı Tablosu Haritasına göre nüfusa göre en fazla aşılama Marmara, İç Anadolu, Ege, Akdeniz ve Karadeniz bölgelerinde yapıldı. Yine nüfusa göre en az aşılama Doğu ve Güneydoğu şehirlerinde oldu.

AŞILAMA YOK, HASTA DA YOK

Bakanlığın ‘İllere Göre Haftalık Vaka Sayısı Haritasına göre ise en fazla vatandaşın aşılandığı şehirler koronavirüs hastası bakımından en fazla hastanın bulunduğu en riskli kategoride yer aldı. En az aşılamanın yapıldığı Doğu ve Güneydoğu illerinde ise Kovid-19 hasta sayısı 100 binde 10 kişinin altında kaldı. Sağlık Bakanlığının bu verilerine bakıldığında Çin aşısı olmayan şehirlerde yaşayan vatandaşlar daha az koronavirüse yakalandı.

Sağlık Bakanlığı Aşılama Haritası (28 Şubat 2021)

GİRESUN MARDİN KARŞILAŞTIRMASI

Resmi kayıtlara göre 448 bin 721 nüfuslu Giresun’da 71 bin 189 kişi aşılandı. 15-21 Şubat 2021 tarihleri arasında bu şehirde 100 binde 217 kişi Kovid-19 hastası kayıtlarına geçti. Giresun’un iki katı nüfusa sahip Mardin’de ise durum tam tersi oldu. 814 bin 716 vatandaşın yaşadığı Mardin’de ise 29 bin 654 kişi aşılandı. Bu şehirde 100 binde 12 kişi koronavirüs hastası listesine kaydedildi. Bu örneğe benzer daha birçok şehirde aynı tablo yaşanıyor.

100 bin kişide İllere Göre Haftalık Vaka Sayısı (15-21 Şubat 2021)

KARADENİZ’DEKİ TABLO VAHİM

Karadeniz Bölgesi’nde 723 bin 988 kişi aşılandı. Çin aşısının birinci ve ikinci dozunun yapıldığı Karadeniz’deki bütün iller hastalık sayıları bakımından Türkiye ortalamasının üstünde bulunuyor. Bu bölgedeki bütün şehirler orta ve yüksek riskli iller kategorisinde turuncu ve kırmızı listede yer aldı. Orta ve Doğu Karadeniz illerinde hasta sayısı 100 binde 200 kişi sınırını da geçti. Güneydoğu ve Doğu Anadolu’daki şehirlerin ise hasta sayıları düşük çıktı ve mavi kategoride bulunuyor.

İSTANBUL VE ANKARA

1 milyon 379 bin kişinin aşılandığı Türkiye’nin en kalabalık şehri İstanbul’da 100 binde 68 kişi korona hastası haritasında yer aldı. 724 bin kişinin aşı olduğu Başkent Ankara’da 100 binde 35 kişi virüs taşıyor.

Çin CoronaVac aşısının Türkiye’de yüzde 91, Brezilya’da yüzde 50, Endonezya’da yüzde 65 koruma sağladığı açıklanmıştı.

Türkiye’de 1 Mart’ta 5 şehirde lokanta ve kafeler açılıyor

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Cihadistlere silah satan Heysem Topalca kimliği değiştirilerek Konya’ya yerleştirildi

10 Şubat’ta şüpheli bir trafik kazasında ölen, Suriye’deki radikal gruplara silah ve kimyasal madde temininin kilit ismi Heysem Topalca’nın üç yıldır MİT koruması altında Konya’da ikamet ettiği ortaya çıktı.

BOLD – Suriye’nin Lazkiye kentinde gıda kaçakçılığı yaparken Suriye iç savaşından sonra bölgenin en önemli silah kaçakçılarından birine dönüşen Heysem Topalca (Hytham Qassap), 10 Şubat 2021’te Konya’da geçirdiği şüpheli trafik kazasında hayatını kaybetti. turkishminute.com’dan Cevheri Güven’in haberine göre şüpheli kazada hayatını kaybeden Topalca hakkında El Kaide üyesi olmaktan kesinleşmiş 12 yıl hapis cezası ve Türkiye’de meydana gelen terör saldırıları nedeniyle iki ayrı yakalama kararı vardı. Polis tarafından 2014’te iki kere gözaltına alınan ancak serbest bırakılan Topalca’nın Türkiye’de olduğuna ilişkin iddialar, kazayla birlikte doğrulanmış oldu. TM’ye konuşan bir kaynak,  Topalca’nın uzun süredir MİT’in korumasında olduğu ve kaza geçirdiği Konya’ya MİT tarafından yerleştirildiğini belirtti.

Kaynak, Türkiye ile Suriye arasında silah ve cihatçı sevkiyatının kilit isimlerinden biri olan Heysem Topalca’nın deşifre olmasından sonra 2015 yılında Hatay’dan uzaklaştırma kararı alındığını belirtiyor. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün El Kaide raporuna göre 2011-2014 yılları arasında 873 kez Suriye’den Türkiye’ye giriş çıkış yaptığı belirtilen Topalca’nın ismi 2015 yılında da çeşitli kaçakçılık olaylarıyla anılırken, ardından Topalca hakkındaki tüm izler kayboldu. Topalca’nın Hatay Yayladağı’nda ikamet eden ailesi de Topalca ile birlikte gözden kayboldu.

MİT VE SURİYE İÇ SAVAŞI

Kaynağa göre Topalca ile MİT arasındaki ilişki Suriye iç savaşıyla birlikte derinleşti ve Topalca, Hatay Yeni Sanayii bölgesinde bir depo tutarak silah sevkiyatı yapmaya başladı. Topalca’nın Suriye’de silaha ihtiyacı olan her gruba silah sattığını anlatan kaynak, Topalca’nın isminin çok sayıda terör eylemiyle anılması üzerine sınır bölgesinden uzaklaştırma kararı alındığını anlattı.

Topalca, Türkiye’den Suriye’ye sarin gazı yapımında kullanılmak üzere kimyasal madde sevkiyatı sırasında yakalanmış, 12 yıl hapis cezası almasına rağmen serbest bırakılmıştı. Topalca’nın ismi 53 sivilin hayatını kaybettiği Reyhanlı patlamasında “araçlara patlayıcı yükleyen kişi” olarak da geçiyor. Kaynağa göre Topalca’nın bu ve benzeri çok sayıda dosyada ismi geçmesi üzerine, 2015 yılında bir süre Hatay Yayladağı’nda gizlendi ve ardında MİT tarafından 2017’de ailesiyle birlikte Konya’ya yerleştirildi ve kimliği değiştirildi.

Topalca, 10 Şubat 2021’de hayatını kaybettiği trafik kazasına kadar Konya’da yaşadı. Kazada Topalca’nın üzerinden farklı bir soyisimde ‘Heysem Tabalci’ ismine düzenlenmiş kimlik çıktı. Topalca’nın oğlu, sosyal medya hesabından babasının öldürüldüğünü doğruladı. Kazanın ardından cenazesi Konya’dan alınarak 11 Şubat’ta Hatay’ın Yayladağı ilçesine götürüldü ve defnedildi.

Heysem Topalca’nın öldüğüne ilişkin oğlunun paylaştığı tweet.

HATAY BELEDİYESİ BAŞSAĞLIĞI MESAJI YAYINLADI

Hatay Büyükşehir Belediyesi ise Heysem Topalca için başsağlığı yanladığı ortaya çıktı.  Büyükşehir Belediyesi adına Yayladağı Mezarlık Kompleksi’nin Facebook (https://www.facebook.com/profile.php?id=100016705056730) sayfasında yayınlanan başsağlığı mesajında, “Yayladağı ilçemize bağlı ‘Kurtuluş’ Mahallesi’nden ‘Heysem Topalca’ vefat etmiştir. Cenazesi 11/02/2021 Perşembe Günü Yayladağı Asrî Mezarlığı’nda defnedilecektir. Büyükşehir ailesi olarak Merhum’a Cenabı Hak’tan rahmet, kederli ailesine sabırlar diliyoruz…” denildi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Beyaz sandalyede ölümün ardından Kabakçıoğlu’nun kardeşi yazdı

Dünya, KHK’lı komiser yardımcısı Mustafa Kabakçıoğlu’nu cezaevinde beyaz bir plastik sandalye üzerinde can verdiğinde tanıdı. Ölümünün üzerinden 6 ay geçen Kabakçıoğlu’nun kardeşi Harun Kabakçıoğlu abisinin hikayesini Bold Medya için yazdı…

BOLD ÖZEL – Gümüşhane E Tipi Cezaevinde beyaz bir plastik sandalye üzerinde ölü bulunan KHK’lı komiser yardımcısı Mustafa Kabakçıoğlu’nun ölümünün üzerinden 6 ay geçti. Yaşasaydı eğer 29 Şubat’ta 45 yaşına girecek ve mart ayında tahliye olduktan sonra kardeşi Harun Kabakçıoğlu ile birlikte kurdukları hayalleri gerçekleştireceklerdi. Ama olmadı. Harun Kabakçıoğlu abisinin ardından duygularını Bold Medya için kaleme aldı:

“Ailemizin ilk kamu görevlisi, komiser yardımcısı, üç kız çocuğunun ardından erkek olarak doğan, ortalama Karadenizli ailenin gurur duyabileceği, bizim aile etrafına da mucize yaşatan Mustafa’nın doğum günü 29 Şubat idi. Yaşasaydı buruk da olsa 45. yaşını kutlayacaktık. Gümüşhane E Tipi Cezaevinde ağır hasta olmasına rağmen başta iktidarın asılsız iftiraları, cezaevi amirleri ve infaz memurlarının ihmalleriyle tek başına ölüme terk edileli tam 6 ay oldu. Bu kibarca açıklamaydı, aslında Mustafa öldürüleli altı ay oldu.

“YALANINIZA EN BAŞINDAN BERİ İNANMADIM”

Evet, giden gelmiyor. Bendeki ve ailemizdeki o hüzün hiç gitmedi, gitmeyecek de. Jandarma olay yerinin çektiği, basında da yer alan fotoğraflar olmasa sorumlu savcının “Bahçeli, nezih, turistik otel gibi odada, ona çok iyi baktık, çocuklarımın üzerine yemin ederim” diye ergence kendini savunması (savcı niye böyle yemin ederse) yalanına herkes inanacaktı ama ben inanmamıştım. Çocuk yoktu karşısında nihayetinde.

Kıbrıs Harekâtında Rum esirlere bile melek gibi davranıldığını anlatılan kamu güvenlik görevlilerimiz nedense abim Mustafa’ya hiç de öyle davranmamışlardı. Acil olarak kaldırıldığı hastaneye tekerlekli sandalye ile gitmek istediğinde, nemrutça cevap almış, terslenmiş, bilincini kaybettiğinde götürüldüğü Gümüşhane Devlet Hastanesine o halde kelepçeyle yürütülmüştü. Bilincini kaybedip merdivenlerden düştüğü zaman etrafındaki görevliler “Götürmeyelim hastaneye, yine iş çıktı, of lanet olsun” diye homurdanmışlardı. Bütün bunları kendi tuttuğu günlüklerden okuyoruz. Ne acı!

İFTAR SAATİNDE BİLE RAHAT BIRAKMADILAR

Ramazan ayında iftar saati orucunu açtığı vakitte gelen cezaevi infaz memuru tarafından oturduğu beyaz plastik sandalye -ki o sandalyede son nefesini verdi- alınmış ve iftarını ayakta açabilmişti. Bu nasıl Müslümanlıktır, nasıl açıklayabileceksiniz bu kininizi?

Bize ısrarla söylenen Mustafa’nın tedaviyi istemediğine dair amatörce, uyduruk bir bahane. Ölmeden iki gün önce cezaevi doktoruna yazdığı ve sosyal medyadan da kamuoyunun gördüğü ve saygıda kusur etmediği dilekçede “Vermiş olduğunuz ilaçları düzenli olarak kullanmaktayım. Ancak ilaçların yan etki yaptığını düşünüyorum. Özellikle sol ağzım, sol bacağımda aşırı ŞİŞME oldu. Yürüyüş, konuşma sıkıntısı yaşıyorum. Bu dilekçeyi yazarken kolumda uyuşukluk yaşıyorum. Bel altı hareket özgürlüğümü sağlayamıyorum. Hiçbir işlemimi yapamıyorum. Saygılarımla arz ederim.” demişti.

Mustafa Kabakçıoğlu’nun 27 Ağustos 2020 tarihli son dilekçesi.

“FAZLASIYLA KÜÇÜMSEDİNİZ”

90’lı yıllarda ölüm orucuna yatan devrimcilere ölüm orucunu yapmasına izin vermeyen yüce görevlilerimiz nedense Mustafa’nın “Hastaneye gitmek istemiyorum” (orası da ayrı dava olabilecek iddialarıyla) sözünü dikkate alarak tıbbi müdahale etme gereği duymuyor. Mahpusun isteğini normalde ciddiye almayan Gümüşhane E Tipi Cezaevi yönetimi nedense Mustafa’nın bu sözünü hemen dikkate alıyor!

Ama unuttukları bir şey var. Zamanında Hizbullah’tan IŞİD’e kadar katıldığı operasyonlarda başarılar kazanmış, bakanlık tarafından takdirname ile ödüllendirilmiş yılların istihbaratçısı, komiser yardımcısı Mustafa Kabakçıoğlu’nu fazlasıyla küçümsüyorlar. Rahat da davranıyorlar. Ne olacak Allah’ın fetöcüsü, vatan haini ya Mustafa! Devlet için yaptık deriz en kötü, nasılsa işe yarıyor bu savunma her daim.

Kendilerini bir gece yarısı paldır küldür Takvim gazetesine verilen ve hiç de inandırıcı olmayan bir fotokopi kâğıdıyla aklamaya çalıştılar. Ancak yandaşlarınızı ikna edebilirsiniz bu kağıtla. Takvim gazetesine bu şaibeli fotokopi kâğıdını kim vermiştir.? Takvim gazetesi savcılığın haber masası mıdır? Benim avukatım aracılığı ile aylarca görmek istediğim ve aylarca beklediğim resmi evrak Takvim’e nasıl verilmiştir? Davanın müdahili olarak belgeyi görmek hakkımız bizim değil miydi?

CEZAEVİ MÜDÜRÜ NEDEN DEĞİŞTİRİLDİ?

Mustafa içerde yapılan sistematik işkenceyi, yaşadığı zulmü tuttuğu günlüklere satır satır yazarak arşivledi. Olay sonrası Gümüşhane E Tipi Cezaevinden başka yere gönderilen müdür Heybetullah Gözcü neden susmaktadır? Yoksa o da yukarlardan talimat mı almıştır? Benim savcılıktan istediğim belgeler nedense iktidarın yalan makinesi olan gazetede gece yarısı haber olarak geçiliyor.

2000 yılında sözde adına hayata dönüş denen ama aslında hiç de öyle olmayan, siyasi mahpusları hayattan koparan o operasyonda hayatını kaybedenler için mahkemenin kararını okudum. Dava sonucunda özetle, “ insanların en değerli varlıkları olan çocuklarının doğal olmayan nedenlerle ölümünden duydukları üzüntü ve acının hiçbir suretle giderilmesi mümkün bulunmamaktadır “denilmiş 2003 yılında. Ve kamu güvenlik personelinin yaptıklarının yasalara göre suç olduğunu eklemiş.

“MÜFETTİŞ RAPORLARI BİZİMLE PAYLAŞILMADI”

Aradan 17 yıl geçmiş ve 2020 yılında aynı suç tekrarlanmış ama nedense aynı adil hukuki süreci bizler göremedik. İnsanlık ayıbı olan olay yeri fotoğrafları, ekim ayında ulusal medyaya düşünce toplumun gazını almak için olsa gerek Adalet Bakanlığı “İki müfettiş görevlendirdik” diye açıklama yaptı ama nedense müfettişlerin ne yaptığı, nasıl rapor verdiği 6 ay geçmesine rağmen bizimle paylaşılmadı. Adalet Bakanı’nın yüzüne “üç kez müfettiş raporları” ne oldu diye soran TBMM İnsan Haklarını Komisyon Üyesi Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu sanırım birilerini korkuttu ki şimdi de onun üzerine yürüyüp, itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar. Ömer Hoca’nın ceketinin mendili olamayacak kalibrede insanlar onu yargılamaya kalkıyorlar.

Sosyal medya hesaplarında “Hayvanları soğukta ihmal etmeyelim” diyen Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, yıllarca bu ülkeye hizmet etmiş, kariyeri ödüllerle dolu olan, vatan sevgisi ortalama vatandaştan kat kat fazla olan komiser yardımcısının ölümüne, sokakta üşüyen kangal cinsi köpeğe gösterdiği kadar hassasiyet göstermemiştir. Senin inandığın dinin bunu mu emrediyor Abdülhamit Gül?

“TEK SORUMLU YETKİLİLER DEĞİL, SEN DE KABAHATLİSİN!”

Kamuoyuna açıklama yapılmadan sessizce Gümüşhane E Tipi Cezaevi müdürünün görev yeri değiştirildi. Peki, Mustafa’nın bu yaşanılan tarifi olmayan acının sorumluları sadece cezaevi ve Adalet Bakanlığı yetkilileri ve şu anki muktedir midir? Hayır elbette.

KHK ile mesleğinden ihraç edilince sevinenler “onlar da suçlu yav, ama onlar da sınav sorusu çaldı” diye iftira attığın Mustafa 2000 yılında memur oldu. Yani Ecevit iktidarken başladı mesleğine. “Devlet durup dururken birilerini tutuklamaz, vardır bir şeyler, ateş olmayan yerden duman çıkmaz” diyenler sen de kabahatlisin. Seni de inandığın tanrı affetsin, ben affetmiyorum. Sabaha doğru hiç ummadığın zamanda ters kelepçeyle çıkarsan bir gün, o zaman anlarsın bu dediğimi. Ve komşuların da sana aynı cümleyi kursun “yav bişi yapmıştır, benim evime neden gelmediler” merak etme sıra sana da gelir, rahat ol, hiç canını sıkma.

Nazilerin yaptığı soykırımdan farkı olmayan KHK ile ihraç olan memurlara “Ağaç kabuğu yesinler” diyen AKP Isparta İl Başkanı (şu an kanser tedavisi görmekteymiş) sen de çok kabahatlisin. Ağaç kabuğunu kaynat, belki iyi gelir hücrelerine.

Bir de asıl kabahatliler, en çok rahatsız olduğum, evlat olsa sevilmez cinsinden. Eğer güçlü olan değişsin ilk diyecekleri “Ya biz de çok rahatsızdık, biliyorduk, bakma sesimizi çıkaramadık Harun” diyen tipik ortalama Türk vatandaşı. Kimi zaman laik, kimi zaman Atatürkçü takılan, kimi zamanda vatan millet Sakaryacı olan orta yolcu, sen de çok kabahatlisin!

“YENİ BİR HAYAT KURMA HAYALİMİZ VARDI”

Üç kardeş bir görüş gününde. Ağustos 2019, Gümüşhane E Tipi Cezaevi.

Mustafa geri gelmeyecek, ne desem ne yazsam boş. Onunla hayal ettiğimiz, tahliye olunca dededen kalma topraklarında bağ bahçeyle uğraşıp, buğday ekip “Ben çok Müslümanım, namaz da kılıyorum” diyenleri evimize, içimize sokmayacağımız yeni bir hayat hayalimiz vardı. Gittiğim her açık görüşte bunu defalarca konuştuk. Tahliyesi mart ayında bitecekti ama gerçekleşemedi. Ölümden sonra hayat var mı, bana pek de var gibi gelmiyor uzun zamandır ama buradayken cennetimizi yaşayamadık, o hep cehennemi yaşadı bu yalan dünyanın.

Mustafa garip geldi, garip gitti. Hiçbir zaman lüks arabası olmadı, lüks sitelerde oturmadı. Lüks yaşantısı da olmadı. Zaten istemezdi de. Mustafa’nın da kaderi böyle oldu. Kimilerinin kullandığı dil ile o bir fetöcü idi. Yıllar önce haber bültenlerinde gözümüze sokulan etö aşağı, etö yukarı diye vatansever komutanları da çarklarında ezen, öldüren aynı güç yeni günah keçisi buldu adına da fetö dedi. Herkes de bu fetö sakızını güzel çiğnedi, çiğnemeye de devam etmekte. Eğer hukuk, adil yargılama gelirse bu ülkeye, kimin gerçekten kahraman, kimin vatan haini olduğu anlaşılacaktır ama artık benim için de pek bir önemi yok, ölenler geri gelmeyeceği için…”

Karantina hücresinden cenazesi çıktı: Plastik sandalyede ölüm!

Mustafa Kabakçıoğlu’nun günlüğü: Hiç olmazsa bir tekerlekli sandalye

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0