Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Kocasının tweetleri yüzünden pasaportuna el konuldu

Olağanüstü Hal (OHAL) uygulamasının bitmesine ve pasaport tahditlerinin kalktığının açıklamasına rağmen keyfi kararlarla çok sayıda insan mağdur ediliyor. “Kocanın tweeti” vakası keyfi kararların geldiği noktayı gözler önüne serdi.

Avusturya’nın Viyana şehrinde yaşayan Rahime Kılıç Baykal, 13 Ağustos 2018’de ailesini ziyaret için Türkiye’ye geldi.

Ülkeye girişte İstanbul Atatürk Havalimanı’nda eşinin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlar gerekçe gösterilerek pasaportuna el konuldu. Baykal, 18 aylık çocuğu ve karnındaki bebeğiyle 5 aydır ailesinin yanında yaşıyor, evine dönemiyor.

EMNİYET’E İHBAR GELMİŞ

Evrensel’den Eylem Nazlıer’in haberine göre; Baykal, “Eşim Twitter’da örgüt propagandası yaptığı iddiası ile Emniyet Genel Müdürlüğü’ne ihbar edilmiş. Ama eşimin Twitter hesabı yok, o hesap eşimin değil. Eşimin okuma yazması bile yok. 18 aylık bir çocuğum var. 7 aylık hamileyim. 5 aydır Türkiye’de rehin tutuluyorum. Benim bir suçum yok. Mağdurum.” dedi.

BAYKAL: EŞİMİN TWİTTER HESABI YOK

Rahime Kılıç Baykal yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Gaziantep’te yaşayan ailemin yanına gidecektim. Pasaport kontrolüne yönlendirildim. Orada iki polis memuru beni aldı. ‘Nereden geliyorsun? Nereye gidiyorsun? Eşin ne iş yapıyorsun? Ailen Gaziantep’te mi oturuyor?’gibi kişisel sorular sordular. Rutin bir uygulama olduğunu düşündüm. Daha sonra bana ‘pasaport zayi’ denildi. Bir dilekçe imzalatarak elime verdiler.”

“BENİM HAKKIMDA SORUŞTURMA YOK, AMA BEN ALIKONULUYORUM”

“Avukatım araştırdı benim adıma herhangi soruşturma yok. Ama buna rağmen pasaportumu vermediler. Suç şahsidir. Beni neden alıkoyuyorlar? Beş aydır buradayım doğumuma 2 ay kaldı. Bir kız çocuğu bekliyorum. Kendime ait bir hayatım yok. Burada rehin kaldım. Ailemin yanındayım, geçim sıkıntısı çekiyoruz. Benim babam iki öğrenci okutuyor. Onlara mı baksın bize mi baksın. Eşimin de elinde bir şey kalmadı”

AVUKATI YASAL DURUMU ANLATTI

Pasaportu iptal etmenin yasal dayanağını ise avukatı Mehmet Alagöz şu sözlerle aktardı: “Birincisi eşiniz terör şüphelisi olacak. İkincisi sizin giriş çıkışlarınız sakıncalı olacak. Bu sakıncayla ilgili hiçbir çalışma yapılmamış müdürlük tarafından. ‘Var mı eliniz de böyle bir bilgi’ dedik. ‘Yok’ dediler. Müvekkilimiz hakkında tek bir inceleme yok. Biz de Ordu İdare Mahkemesi’nde iptal davası açtık. İptal davası devam ediyor.”

Baykal’ın eşinin bir Twitter paylaşımından dolayı, Giresun’da örgüt propaganda dosyası olduğunu belirten avukat Alagöz, “Nüfus Müdürlüğü’ne müracaatta bulunduk, inceleme yapılmamış. Eşi Türkiye’ye gelip ifade verse her şey kalkıyor. Eğer ifade vermezse ‘biz pasaportu vermeyiz’ deniliyor. Siz kafadan matematiksel işlem yaparmış gibi hiçbir işlem yapmadan, soruşturma yapmadan ülke adına faaliyeti olup olmadığını incelemeden sadece eşi hakkında bir soruşturma geçiyor diye pasaporta el koyamazsınız, iddiamız buna dayanıyor.” dedi.

Bir tutuklunun çizimleriyle hapishanede açık görüş

Gündem

Yüksel Direnişçileri’nden destek çağrısı: İşimizi Geri İstiyoruz!

Ankara Yüksel Caddesi’nde 4 yıldır “İşimizi Geri İstiyoruz” eylemleri yapan ve 11 Ağustos’ta tutuklanan diğer Yüksel Direnişçileri 27 Ocak’ta Ankara 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek dava öncesinde insan hakları savunucularından destek istedi.

BOLD – KHK ile işten atıldıktan sonra başta Ankara olmak üzere çeşitli illerde meydanlarda “işimi geri istiyorum” eylemlerini başlatan ve kamuoyunda “Yüksel Direnişçileri” olarak bilinen Acun Karadağ, Mehmet Dersulu, Nazan Bozkurt ve Alev Şahin Çarşamba günü Ankara’da hakim karşısına çıkacak.

“ADALET TALEP EDEN HERKESİN YANINDA OLDULAR”

Ayrı illerde cezaevlerine sevk edilen Yüksel Direnişçileri’nin Ankara 28. Ağır Ceza Mahkemesinde görülecek davası öncesinde sivil toplum örgütleri ve direnişçilerin yakınları kamuoyundan direnişçilere destek çağrısında bulundu. Mehmet Dersulu’nun ablası Zehra Dersulu, “Onlar adalet talep eden herkesin yanında olmaya çalıştılar. Adalet talebinde bulunan herkesi Yüksel Direnişçilerini sahiplenmeye duruşmaya çağırıyoruz.” dedi.

Gözaltında işkenceye, cezaevinde çıplak aramaya ve daha birçok hak ihlaline maruz kalan Yüksel Direnişçileri, beş aydır yazdıkları mektuplarla seslerini kamuoyuna duyurmaya çalıştı. Şimdi ise çarşamba günü görülecek davalarına KHK ile işinden edilenlerin, STK’ların ve hak savunucularının destek olmak için katılmasını bekliyorlar.

Nuriye Gülmen’den mektup var: “Yalnız bırakmayacağınızı biliyorum”

 

Okumaya devam et

Gündem

Nuriye Gülmen’den mektup var: “Yalnız bırakmayacağınızı biliyorum”

Beş aydır Silivri Cezaevinde tutuklu bulunan KHK’lı akademisyen Nuriye Gülmen, 5 Şubat’ta çıkacağı ilk mahkemeyi işaret ederek insan hakları savunucularından, dostlarından ve gazetecilerden kendisini yalnız bırakmamalarını istedi.

BOLD – Okmeydanı’ndaki İdil Kültür Merkezi’ne 5 Ağustos 2020’de yapılan polis baskınında gözaltına alınan ve 11 Ağustos’da tutuklanan KHK’lı akademisyen Nuriye Gülmen’in ilk mahkemesi 5 Şubat’ta İstanbul’da görülecek. Gülmen mahkemeye çıkmadan önce hukuksuzluklarla mücadele edenlere seslenen bir mektup yazdı. Mektubunda neden tutuklu bulunduğunu anlatan Gülmen, önce reddedilen sonra başka bir mahkeme tarafından kabul edilen iddianamesiyle ilgili Türkiye’de hukuksuzluğu bir kez daha gözler önüne seren önemli bilgilere yer verdi.

SOMUT SUÇ UNUSURU OLMADIĞI GEREKÇESİYLE…

Yargılamanın yapılacağı mahkeme heyetinin, iddianamesini CMK 174/1-a ve CMK 170 maddelerine aykırı olduğu için reddettiğini söyleyen Gülmen, “Gerekçe ise şöyleydi: ‘İddianame içeriğinde arama sonrasında materyallerin şüphelilerle ilişkilendirilmediği, şüphelilerin eylemlerinin anlatılmadığı, iddianamede söz konusu örgüt hakkında uzun uzun bilgilere yer verilmiş olmasına karşılık şüphelilerin üzerine atılı suçun şüphelilerle ilişkilendirilmediği, hangi eylemlere üzerlerine atılı suçları gerçekleştirdiklerinin anlaşılmadığı, salt şüpheliler hakkında istihbari bilgilere yer verilmiş olması, eylemlerinin somutlaştırılıp söz konusu arama yapılan yerde çıkan suç unsuru sayılabilecek maddelerle ilişkilendirilmemiş olması, göz önünde bulundurularak reddine karar verilmiş olup…’ Hukuksuzluk o kadar sıradanlaştı ki adaletsizlik içinde bir hukuka uygunluk kırıntısı görünce şaşırmadan edemiyoruz.” dedi.

“BENİMLE İLGİLİ BEŞ CÜMLE İLİŞTİRİLDİ”

Bu şaşkınlığının kısa sürdüğünü ifade eden Gülmen, savcının iddianamenin reddine ilişkin yaptığı itiraz neticesinde iddianamenin başka bir mahkeme tarafından kabul edildiğini belirtti. DHKP-C soruşturmaları kapsamında yargılanan Gülmen, “Böylece iddianamedeki sonuna örgütün tarihçesinin sonuna benimle ilgili beş cümlenin iliştirildiği bu metin iddianame olarak kabul edilmiş oldu.” ifadelerini kullandı. Gülmen hakkındaki iddiaları ise şöyle sıraladı: “Örgüt talimatıyla açlık grevi yapmak, örgüt talimatıyla KHK ile işlerinden atılanları bir araya toplamak amacıyla Direnişler Meclisi’ni temsilen eylem ve etkinliklere katılmak.”

“ŞÜKÜR Kİ ADALETSİZLİK DAĞININ ALTINDA EZİLMEDİK”

Yüksel Direnişçileri olarak adaletsizliğe teslim olmamak için direnmeye karar verdiklerini söyleyen Nuriye Gülmen, direndikçe daha çok adaletsizliğe maruz kaldıklarını da sözlerine ekledi. Gülmen mektubunu “Şükür ki adaletsizlik dağının altında ezilmedik. Tutsaklığın bizi ezmesine, kişiliksizleştirmesine izin vermiyoruz. İnancım o ki buradan daha güçlü çıkacağız.” diyerek bitiyor.

NURİYE GÜLMEN’İN MEKTUBU

YÜKSEL DİRENİŞÇİLERİNİN MAHKEMESİ 27 OCAK’TA

Ankara Yüksel Caddesi’nde dört yıldır “İşimizi Geri İstiyoruz” eylemleri yapan ve 11 Ağustos’ta tutuklanan diğer Yüksel Direnişçileri; KHK’lı öğretmenler Acun Karadağ, Mehmet Dersulu, memur Nazan Bozkurt, mimar Alev Şahin’in mahkemesi ise 27 Ocak’ta Ankara’da görülecek. Mehmet Dersulu’nun ablası Zehra Dersulu, “Onlar adalet talep eden herkesin yanında olmaya çalıştılar. Adalet talebinde bulunan herkesi Yüksel Direnişçilerini sahiplenmeye duruşmaya çağırıyoruz.” dedi.

Yüksel Direnişi 4 yaşında: “Mesele teslim olmamakta”

Okumaya devam et

Gündem

90’lardan bugüne sadece arabanın markası ve rengi değişti

HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, 1990’lı yıllardan bugüne kaçırma olaylarında yalnızca araba markası ve renginin değiştiğine dikkati çekti.

BOLD – 1990’lı yıllardan bugüne birçok insan beyaz toros ile kaçırıldı. Birçoğu gözaltında kaybedildi. 15 Temmuz’un ardından da en az 32 insan siyah transporter ile kaçırıldı. Kaçırılanlardan Sunay Elmas, Ayhan Oran, Yusuf Bilge Tunç, Hüseyin Galip Küçüközyiğit’in akıbetleri bilinmiyor. En son İkitelli’deki işyerinin önünden kaçırılan Gökhan Güneş’ten kaçırılma anına dair kamera görüntüleri ortaya çıkmasına rağmen 5 gündür haber alınamıyor. Gökhan Güneş’in ablası Gülhayat Güneş görüştüğü bir müdürün kendisine “Gökhan’ı muhtemelen TEM almıştır. Birkaç güne bırakırlar” dediğini dün açıkladı.

“TAMAMEN 90’LI YILLARA DÖNÜLDÜ”

Kaçırılma olaylarını sık sık gündeme getiren ve Meclis gündemine taşıyan Hakların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, yaşanan vahim tablonun Türkiye’deki hukuksuzluğun özeti olduğunu dile getirdi. 1990’lılardan bugüne kaçırılma olaylarında yalnızca araba markasının ve renginin değiştiğine değinen Gergerlioğlu, şunları söyledi: “Eski tas eski hamama dönülmüş. Devlet kurumlarında sadece kaçırılma olayları yok ki çıplak aramalar, işkenceler, darp edilmeler… Kendisini sorgulatmak istemeyen bir devlet aklı var. Hukuk devletinde olmaması gereken yöntemlerle insanların yaşam hakkı ellerinden alınıyor.”

Yaşanan olayların Türkiye’deki demokrasi ve hukuk açığından kaynaklandığını, bunun birçok insan hakları ihlalini de beraberinde getirdiğini dile getiren Gergerlioğlu, “Anti-demokratik bir ülke haline gelmiş durumdayız. Hukukun olmadığı devletler, polis devleti haline gelir. Polis devletinde de böyle hukuk dışı olaylar yaşanır. Mahkeme güya var ama insanlar gözaltına alınmadan kaçırılıyor. Tüm bunlar 1990’lı yıllarda Türkiye’de yoğun bir şekilde yaşandı. Devlet 1990’larda Kürt sorununu bastırmak için bu tarz illegal yollara başvurdu. Bu illegal yollarda hafızalara kazınan Beyaz Toroslar oldu. Beyaz Toroslar deyince insanlarımızın aklına araba markası değil, kaybedilen yakınları geliyor” dedi.

“İTİRAZ EDENİ MAHZENE İNDİRİRİZ”

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun Başbakan olduğu 2015 yılında Van’da, “Buralarda terör çeteleri dolaşacak, Beyaz Toroslar dolaşacak” açıklamasını hatırlatan Gergerlioğlu, “Başbakan olarak yaptığı bir konuşmayla devletin Beyaz Toroslarını kabul etmişti. Darbe girişimin ardından ilan edilen OHAL ile birlikte zor gücüyle 1990’lılara dönerim denildi. Şu anda tamamen 1990’lı yıllara dönüldü. Eski hadiseleri yaşamaya başladık” diye konuştu.

Yargı mekanizmalarının siyasallaştığına işaret eden Gergerlioğlu, gözaltı işlemleri yerine kaçırılma yöntemine başvurulduğuna dikkat çekti. Gergerlioğlu, neden bu yönteme başvurulduğunu ise şöyle açıkladı: “Birincisi; gözaltında uzun süre tutmaktır. İkinci neden ise ‘Bak itiraz etmeyin itiraz ederseniz; işte bak bir mahzene indiririz’ diyerek topluma gözdağı vermektir.”

Beş dakikada kamera görüntüleriyle tespit edilip bulunabilecek olayların her nedense araştırılmadığını ifade eden Gergerlioğlu, yetkililerden ise açıklamaların yapılmadığını söyledi. Kayıp yakınlarının yetkililere kendi elleriyle görüntüleri götürmesine rağmen yetkililerin bazı gizli devlet güçlerinin bu kişilerin kaçırıldığını düşündükleri için ilgilenmediğini ifade eden Gergerlioğlu, “Güneş olayına bakın, mesela olay değil, görüntüyü verenler hakkında soruşturma başlatılıyor. Demek ki kaybolanlar bulunmak istenmiyor. O yüzden ailelere ilk olarak ‘kamera görüntülerine ulaşın. Görüntüler kaybedilmeden çevredeki kamera görüntülerini bulun. Çünkü onlara bir şekilde kaybedilecektir’ diyorum. Ardından uluslararası kurumlarına başvurularını yapsınlar” diye seslendi.

“KİMLİK AYIRT ETMEYELİM”

Kaçırılma olaylarının toplumda travmatik yaralar bıraktığını dile getiren Gergerlioğlu, “Kaçırılma olaylarında kimlik ayırt etmeyelim. Herkes kendisine yakın olan kişinin peşine düşüyor. 1990’lı yıllarda Kürtlerin başına gelirken, kimsenin umurunda değildi Beyaz Toroslar. Toplum ‘bana yakın değil, bana ne’ derse kayıplar bulunmaz. Herkesi kendisine iğneyi batırması lazım. Toplum olarak ortak bir refleks geliştirmemiz lazım” çağrısında bulundu.

Kaçırılan Gökhan Güneş ile ilgili polisten itiraf: “TEM almıştır, birkaç güne bırakırlar”

Okumaya devam et

Popular