Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Cezaevinde de hakkını aramaktan vazgeçmeyen bir KHK mağduru

İbrahim Çiçek Ceviz, hakkını hapishanede de aradığı için hücreye atılan, bütün kışı şortla geçirmek zorunda kalan ama yılmayan bir Kanun Hükmünde Kararname (KHK) mağduru.

TR724’e konuşan İbrahim Çiçek Ceviz, 27 yaşında İzmir Adliyesi’nde görevli bir memur. On binlerce KHK mağduru gibi onun da hayatı darbe teşebbüsünün yaşandığı 15 Temmuz 2016 gecesi değişmiş:

“15 Temmuz cuma günü olduğu için her cuma 23:00 – 00:00 saatlerinde düzenli yaptığımız halı saha maçı vardı. Maçın yarısında kenarda maçı izleyen bir arkadaşımız ‘Arkadaşlar darbe oluyor’ dedi. Hiçbirimiz ilk başta inanmadık.

Haberleri gösterdi. Genelkurmay başkanının dahil olmadığı bir kalkışma vardı. İlk sorduğum soru hükümetten birilerini alıp almadıklarını sordum.

Cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar vb. Hayır kimse yok diye söyleyince şüphelerim arttı. Biz maçımıza devam ettik. Maç bitince herkesin telefonu çalıyor, kiminin eşi telefonda ağlıyor, kiminin anne babası arıyordu.”

10 AĞUSTOS 2016’DA SABAH 5’TE EVİME OPERASYON

Ceviz Adliye Memuru olsa da Hukuk Fakültesi’ne geçip savcı olmayı planlar. Bunun için Dikey Geçiş Sınavı’na (DGS) hazırlanır ve denemede Türkiye genelinde 22. olur.

Sınav 31 Temmuz 2016’da yapılacaktır. Ancak Olağanüstü Hal nedeniyle üç hafta ertelenir. Sınava hazırlandığı hafta Türkiye genelinde Özel Yetkili Mahkemelerin personellerini gözaltına alma dalgası başlar. Sıranın kendisine geldiğini anlamıştır:
“10 Ağustos 2016’da sabah 5’te evime operasyon yaptılar. Emniyette adliyeden tanıdığım arkadaşlarım vardı.

Kimi 6 aylık bebeğiyle gelmişti. Kimi ise çocuklarını komşulara, kimi anne ve babasına bırakmıştı. Daha sonra bir koğuşa konuldum. Koğuşta 10 kişi vardı.

Herkesin üzerinde atlet ve pijama, sakallı kimseler. Selamlaştıktan sonra meslekleri sorunca hepsinin asker olduğunu öğrendim. 10 gündür gözaltında idiler.

Bir tanesinin oğlu Harbiye’de askeri öğrenci imiş ve damadı ise subaymış. İkisinden de 15 Temmuz’dan beri haber alamıyormuş. Kendi derdine bile üzülemiyordu. O kadar kötü görünüyordu ki o astsubay abinin yüzünü unutmam mümkün değil.”

SOHBETLERE KATILDIN MI?

Farklı bir ilçedeki emniyet binasına ifade vermek için götürdüler. İfadeden çıkıp gelenin yüzü asıktı. Ne olduğunu sorunca, avukatların kendilerine itirafçı olmaları gerektiğini yoksa tutuklanacaklarını söylediğini söylediler.

Sıra bana gelince avukata sert bir tonda avukat hanım yalnızca müvekkilimin söylediklerine aynen katılıyorum deyin. Başka bir şey söylemenize gerek yok ben hallederim dedim. Avukat tabiî diyerek sorguya girdik.

Sorguda, Zaman Gazetesi aldın mı? Samanyolu TV izliyor muydun? Sohbete katıldın mı? Bunların okuluna gittin mi? diye sormaya başladı. Bir süre sonra bu şekilde devam edeceklerse cevap vermeyeceğimi söyledim. Niye? diye sorunca polis memuru.

Böyle bir ifade alma şekli olmadığını, bu şekilde sokaktan herkesi çevirip soru sorabileceğini, gözaltına alınma sebebim için ellerinde bir delil olması gerektiğini belirttim. Birazdan geleceğini söyledi.

“BYLOCK KULLANIYORSAM KULLANICI ADIMI NİYE SORUYORSUNUZ?”

Bylock, eagle ve diğer programları kullanıp kullanmadığımı sordu. Kullanmadığımı söyleyince bir sonraki soru bylock programı kullandığınız tespit edildi ne diyorsunuz oldu. Kullanmadığımı biraz önce söyledim. Anladığınızı düşünmüştüm dedim. Devam etti kullanıcı adım, kimler arkadaş listemde var şeklinde soru sordu.

Kendisine bu şekilde mi tespit ettiklerini söyledim. Tespit ettiyseniz eğer bunların hepsini bileceğinizi aksi taktirde tespit edilmiş kabul edilemeyeceğini söyledim. Sabah olmuştu artık 20 kişi tutuklanma talebiyle hakimliğe çıkarıldık.

Hakim hiç kimsenin gözüne dahi bakmadan 20 kişiyi tutukladı. Tutuklananlar arasında biri 6 aylık diğer 1 yaşında bebekte vardı. Bebeklerin o halini görünce kendimi tutamamış ağlamıştım.”

GARDİYAN: PKK’LILARA IŞİD’LİLERE VAR AMA SİZE YOK

“Koğuştaki bir arkadaşımız koğuşun içerisinde bir kağıtta spor gününün ve saatinin yazdığını görünce gardiyana ‘Bizim spor günümüz şu gün mü?’ diye sordu.

O da arkadaşa sizlere spor veya diğer haklar yok deyince, arkadaşımız ‘Başkalarına var ki burada yazıyor’ dedi. Gardiyan ise ‘Evet PKK’lılara IŞİD’lilere var ama size yok’ cevabını verdi. Onların gözünde PKK ve IŞİD’den daha kötü olduğumuzu anladım.

Koğuştaki bir arkadaşın defalarca kurumdan Kur’an istemesine rağmen bizlere Kur’an-ı Kerim vermemesi üzerine hüngür hüngür ağlamasını, bir Kur’an bile vermiyorlar demesini, namaz sonrasında sesli şekilde ettiği dualarla bizleri de ağlattığını unutamıyorum.”

Gergerlioğlu bir KHK’lının dramını TBMM’ye taşıdı

FİŞLEMELER 2013’TE YAPILMIŞ

“3 hafta F tipinde kaldıktan sonra Menemen Cezaevine sevk edildik. Burada da adliye çalışanlarından oluşan bir koğuşta kaldım. 19 kişi kalıyorduk , sohbetler genelde herkesin ortak noktası olan adliye üzerine oluyordu genelde.

2013 Haziran ayında özel yetkili mahkemede çalışırken istifa edip kendi işini kuran bir kişi de vardı. Bu kişiye de bizim dosyadan işlem yapıldı.

Hatta gözaltına alındığında arabada iken iş yerine de uğrayacağız dediklerinde tabi ki diyor. Biraz gittikten sonra şuradan gideceğiz diye gösterince polisler biliyoruz zaten diyorlar. Arkadaşımızda içinden diyor ki adamlar biliyordur tabi ki iş yerimi belki önceden bakmaya da gelmişlerdir diyor.

İş yerinden farklı yere geçince arkadaşımız polislere yanlış gittiğini söylüyor. Polisler ne dediğini soruyorlar adliye burada işte deyince ne adliyesi diye soruyor. Sen adliye de çalışmıyor musun diye sorunca polis çalışmadığını söylüyor.

Bu arkadaşımızdan dosyaların, fişlemelerin ne zamandan hazırlandığını anladım.”

“40 GARDİYANLA KOĞUŞU BASTILAR”

“Menemen cezaevine girerken kayıt esnasında prosedür gereği cezaevi kurallarını içeren bir kitapçık verip, kitapçığı aldığına dair imza atmam gerekirken, Menemen cezaevine girerken bize kitapçıkların birazdan verileceğini söyleyerek imza attırdılar.

Kitapçıklar bize gelmedi. Günler geçti. Biz yaklaşık 10 kere dilekçe yazmamıza rağmen herhangi bir şekilde kitapçıkları vermediler. Bir gün akşam sayımı sırasında sayım bittikten sonra bir gardiyan kapıda duran arkadaşımıza bir daha üstünde atlet olmasın, atletle çıkmayacaksın dedi.

Benim yanımda duran arkadaş ise gardiyana doğru yürüyerek o zaman kurallar kitapçığını verin haklarımızı bilelim dedi. Başgardiyan ise kural biz ne söylüyorsak o, kitapçık falan yok dedi.

Biz o zaman tanımayız sizin kuralınızı, biz kanun tanırız dedi. Sen ne söylüyorsun diyerek arkadaşımıza parmaklarını sallamaya başladı.

PARMAK SALLAYARAK KONUŞAN BAŞGARDİYAN

Arkadaşımız da sözlerini tekrarladı. Bunun üzerine başgardiyan parmaklarını daha hızlı sallayarak tehditvari sözler sarf etti. Parmaklarını sallayınca ben duramadım ve başgardiyana ‘indir o elini’ dedim.

Bana döndü ve, ‘ne diyorsun sen?’ dedi. Ben de ‘indir o elini’ diye sert ve yüksek tonda cevap verdim. ‘Haddini bil, sen kim olduğunu zannediyorsun, burada hiç kimseye parmaklarını sallayamazsın’ diye devam ettim.

Olay artık diğer iki kişiden çıkmış bana dönmüştü. Başgardiyan ile yüksek tonda biraz daha atıştıktan sonra gardiyanlara dönerek alın bunu dedi. Ben de alabiliyorsan al diyerek yumruğumu kaldırdım ve üstüne doğru atıldım. Arkadaşlarım beni geri çekti ancak bir kaç arkadaşımız daha yumruğunu kaldırmıştı artık. Daha sonra kaçın kaçın diyerek koğuştan kaçtılar.

Bunun üzerine kapıdan bana dönerek ben seni almasını bilirim dedi. Gel al bekliyorum diye cevap verdim. Olayla ilgili tutanak tutmak için masaya oturdum. 10 dakika sonra mazgaldan ‘İbrahim hazırlan müdüre çıkacaksın’ dedi.

“İBRAHİM HAZIRLAN, MÜDÜR GELİYOR”

Ben de kendisine ‘müdürün gelsin buraya, ben çıkmıyorum’ dedim. ‘Böyle mi diyorsun’ dedi. ‘Aynen böyle söylüyorum git ilet müdürüne’ dedim. 10 dakika sonra tekrar geldi ve ‘İbrahim hazırlan müdür geliyor’ dedi. ‘Gelsin’ dedim.

Müdür, başgardiyanlar ve yaklaşık 40 tane gardiyan koğuşa geldi. ‘İbrahim kim?’ diye sordu. ‘Benim’ dedim. Sorunun ne olduğunu söyledi. Başgardiyanın arkadaşıma parmak salladığını, burada hiç kimsenin benim arkadaşıma veya burada herhangi birine parmak sallayamacağını, gerekeni elbet yapacağımı söyledim.

Kendisi bize henüz tutuklu olduğumuzu, hükümlü olmadığımızı, suçumuzun kesinleşmediğini belki tekrar işimize geri dönebileceğimizi söyledi. Ben de suçsuz olduğumuz için burada olduğumuzu, görevde olsam kendimden şüphe edeceğimi söyledim.

O GÜNDEN SONRA KÖTÜ MUAMELE SONA ERDİ

Müdüre derin bir iç çektirip başını hafifçe yana eğdirdikten sonra koğuştaki müdür arkadaş atletle bir daha durmayın diyen gardiyanın sürekli arkadaşlarımıza sataştığını söyledi.

Öyle olunca diğer gardiyanlar o kişiyi hemen arkaya çekti müdürün görmesini engellediler. Kendisinin bir sorunu olduğunu, kendisinde bir yetki gördüğünü söylediler.

Daha sonrasında tutanak tuttuğum masanın önünde duran arkadaşa doğru parmağını sallayan gardiyan gelince tutanak tuttuğumuzu görsün diye hafifçe çekilmiş. Sonra parmağını sallayan gardiyan yanıma gelip kardeşim tutanak tutuyorsun sen bilirsin tutabilirsin tabi ama bunlara gerek yok, sorun yok dedi.

Buna kendimin karar vereceğini söyledim. Daha sonradan koğuştan çıktılar. O günden sonra genel itibariyle kötü davranılan Menemen cezaevinde tüm koğuşlardaki arkadaşlara daha iyi davranılmaya başlandı.”

“KIŞLIK PİJAMAMI VERMEDİLER, KIŞI ŞORTLA GEÇİRDİM”

Cezaevinde üst üste verdiği dilekçelerle hak arama mücadelesini sürdüren Ceviz, bu nedenle hücre cezası dahil farklı cezalara çarptırılır. Bunlar bir süre sonra ayrımcılık boyutuna varır:
“Cezaevinin şahsıma yönelik negatif ayrımcılığı artmıştı.

Aylık yapılan aramalarda üst katta ben duruyordum, diğer arkadaşlar bahçede duruyordu. Beni şahsen tanımadıkları için gelen gardiyan bana İbrahim Çiçek Ceviz diye birisi varmış onun dolabı neresi diye soruyordu. Burası diye gösteriyordum. Benim dolabımı altına üstüne getiriyorlardı.

Diğer dolapları yalnızca açıp kapatıyorlardı. Ailem kıyafet getirdiğinde ise kıyafet almıyorlardı. Kıyafeti var denilerek kıyafetimi almıyorlardı. Kış gelmişti ve benim altımda uzun bir tane fijama/alt eşofman yoktu.

Arkadaşlarım kendilerinde olan fazla eşofmanları vermeyi teklif etse de kimseden kıyafet almadım. Kış ayının çoğunu şortla geçirdim. Şahsıma yönelik zulüm giderek artıyordu.”

2018’de baskı sonucu ölen ya da öldürülen Hizmet Hareketi gönüllüleri

Gündem

Hiç iyi haberlerin gelmediği cezaevindeki mahkumların aileleri endişeli

Cemaat soruşturmaları kapsamında 5 yıldır Çanakkale Cezaevinde tutulan Yrd. Dr. Halil Şimşek’in tahliyesine 3 ay kala koronavirüsten hayatını kaybetmesi, hastalığın yayıldığı ve 10 kişinin hastaneye kaldırıldığı cezaevinde kalan mahkumların ailelerini endişelendiriyor.

BOLD – 15 Temmuz Darbe girişimi sonrası tutuklanarak Çanakkale Cezaevine gönderilen Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğr. Üyesi Yrd. Dr. Halil Şimşek (53), 5 Mayıs’ta hayatını kaybetti. 15 gün önce virüs kapan Şimşek geçen hafta yoğun bakıma kaldırılmıştı. Cemaat soruşturmaları kapsamında 19 Temmuz 2016’da tutuklanan Şimşek 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Temyiz dosyası Yargıtay aşamasında olan Şimşek’in tahliyesine tahliyesine 3 ay kalmıştı.

LAÇİNER DE KORONAVİRÜSTEN YOĞUN BAKIMDA

Halil Şimşek’in aynı cezaevinde kaldığı ve bir dönem danışmanlığını da yaptığı ÇOMÜ eski Rektör Sedat Laçiner de koronavirüse yakalanarak yoğun bakıma alındı.

AİLELER ENDİŞELİ

Aile yakınlarının edinilen bilgiye göre, 600 kişilik Çanakkale Cezaevinde şu anda bin mahkum bulunuyor ve birçok koğuş karantinada. Bu kadar kapasitenin üstünde olmasına rağmen kovid-19 hastalığı zamanında denetimli serbestlik verilmiyor.

Cezaevindeki eşiyle geçen Cuma günü yaptığı telefon görüşmesinde hastalığın koğuştan koğuşa bulaştığını söyleyen bir mahkum yakını, “En son 6 kişi hastaneye kaldırıldı. 4 kişi hala hastanede. Bir kişi hayatını kaybetti, Doç Dr. Halil Şimşek sosyal medyada duyuldu. Cezainfa Kurumu Yetkilileri ve Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığına sesleniyorum lütfen bu insanları ölüme terk etmeyin” ifadelerini kullandı.

ÇÖZÜMÜNÜZ VAR MI?

Şimşek’in koronavirüsten vefat haberini ilk duyuran gazeteci Sevinç Özarslan sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Adalet Bakanlığı’na, “Çanakkale CİK’te korona vakaları arttı. Geçen hafta akademisyen Yrd. Doç. Halil Şimşek’in koğuşta virüs kapıp ölmesi, Prof. Sedat Laçiner’in korona geçirmesi aileleri endişelendirdi. 6 kişi hastaneye kaldırıldı. Çözümünüz var mı?” sorusu yöneltti.

Cezaevinde koronavirüs kapan akademisyen Halil Şimşek hayatını kaybetti

Okumaya devam et

Gündem

Gergerlioğlu’ndan duygulandıran Anneler Günü mesajı

Örgüt propagandası yaptığı iddiasıyla milletvekilliği düşürülen ve hapse gönderilen insan hakları savunucu Ömer Faruk Gergerlioğlu annesini unutmadı.

BOLD – 38 gündür Sincan Cezaevinde tutuklu bulunan HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun Twitter’daki resmi hesabından annesiyle ilgili yaptığı paylaşım herkesi duygulandırdı. Mesajına annesiyle baş başka çekilmiş bir fotoğrafını da ekleyen Gergerlioğlu, “Canım, Anneler Günü’n kutlu olsun…”

MEKTUPLARI TESLİM EDİLMEDİ

Öte yandan Gergerlioğlu’na mektuplarının kendisine teslim edilmediği öğrenildi. Oğlu Salih Gergerlioğlu’un Twitter hesabından paylaştığı bilgiye göre Gergerlioğlu’na gerek partisi tarafından gerek de ailesi tarafından ulaştırmak istenen haberler, basın çıktıları, ‘içlerinde yasaklı siteler olduğu’ gerekçesiyle teslim edilmedi. HDP’nin mektubu sakıncalı kabul edildi.

Okumaya devam et

Gündem

Sedar Peker’den 3. video: Barış Akademisyenlerine, derin devletçilere, pelikancılara seslendi

Suç örgütü lideri Sedat Peker, kendisine yönelik operasyonlar sonrası çektiği videoların üçüncüsünde “Derin devletçiler, Pelikancılar bir tripoda bir kameraya yenileceksiniz” dedi.

BOLD – Suç örgütü lideri Sedat Peker, kendisine yönelik operasyonlar sonrası çektiği videoda eski AKP ve ANAP milletvekili Feyzi İşbaşaran’ın ‘kendisini her yere şikâyet ettiğini’ belirterek şunları söyledi: “Önce ayaklarını kırdım, sonra elini kırdım, kaburgalarını kırdım, en son kafasını kırdım ama yetmedi’ dedim”

“FEYZİ İŞBAŞARAN’IN KARAKOLDA KEMİKLERİNİ KIRDIRDIM”

“Ben Ergenekon yargılanmalarında mahkeme başkanı dedi ‘siz şiddet yanlısıymışsınız’, ‘evet’ dedim. “Önce ayaklarını kırdım, sonra elini kırdım, kaburgalarını kırdım, en son kafasını kırdım ama yetmedi’ dedim. Bende bu tabiat var, yine aynısını yaparım. Biz başkasının kızının namusunu kendi namusumuz kabul ederiz. Tecavüz olmaz, olamaz. Pardon derin devletin başı Tolga Ağar yapınca olur! Oldu da!” Peker, Cumhurbaşkanımızın eşine küfür etti diye ben milletvekilinin (Feyzi İşbaşaran), devletin karakolunda kemiklerini kırdırdım, yetmedi mahkemeye çıkarken biraz daha kırdırdım, pişman değilim. Karıya, kıza, anaya kötü laf olmaz” ifadelerini kullandı.

“BENDEN ÖZÜR DİLEMEMİ BEKLİYORLARSA…”

Barış Akademisyenlerine de seslenen Peker: Benden özür dilememi bekliyorlarsa o zaman bir açıklama yapacaklar, o zaman ben normal özür de dilemeyeceğim ‘ya hayvanlık etmişiz hakkınızı helal edin’ diyeceğim.” Ben Barış Akademisyenleri için ne dediysem kesmeden vereceksiniz” diyen Peker “Bildiriyi okudum, baktım ‘ya bu bildiri resmen terör örgütünün olduğu bu ülkede, her yerde bombalar patlıyor, öyle bir zamanda yayınladılar ki benim okuduğumdan anladığım terör örgütlerine nefes kazandırmak için. Barış Akademisyenliği diye anlamadım. Terör örgütlerine direkt destek anladım. Benden özür dilememi bekliyorlarsa o zaman bir açıklama yapacaklar. İki satır yazı yazsınlar. ‘Biz kardeşim terör örgütüne destek için bunu yazmadık’ O zaman ben normal özür de dilemeyeceğim ‘ya hayvanlık etmişiz hakkınızı helal edin’ diyeceğim. Dedim ki ‘eğer ki bir gün bizim devletimizi bu terör örgütleri yıkmayı başarırlarsa, polis işlemez olur, askeriye işlemez olursa bakkal Ahmet, kasap Recep bunlar topraklarını korumak refleksiyle mücadeleye başlar’ dedim. Ve ‘siz onlara destek olduğunuz için sizi bulurlar’ dedim. Sonuna da pimi çekilmiş bomba gibi olan o sözü ekledim. Kanlarınızla da ‘duş alacaklar veya alacağız’ dedim. Yine söylüyorum. Hangi terör örgütüne kim destek verirse versin aynı itikat üzerindeyim ancak bu yazımdan dolayı çocukları eşleri korkmuş olabilir. Onlardan da özür diliyorum.” dedi.

“DİZİYE PEKER KAARAKTERİ GİRDİ, OKTAY KAYNARCA’YI ARADIM”

Berat Albayrak’ın ağabeyi Serhan Albayrak’ın sahibi olduğu Turkuvaz Medya’ya bağlı ATV’de yayımlanan Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz adlı dizide kendine gönderme yapıldığını da iddia eden Peker, “Tam ben videoyu yayınladıktan sonra diziye bir karakter girdi. Adı Peker. Şoförlük yapıyor. Bir şey söylüyor, oradan diyorlar ki ‘Boş ver sen Peker’i. O hep böyle, boş konuşur’. Oktay Kaynarca benim çocukluk arkadaşım. Onu aradım, anlattım. Yapımcıyla konuştu. Bana döndü ‘Öyle şey mi olur, tesadüf olmuş’ dedi. Ben mal mıyım? Çocuk muyum? Dizide karakter için ‘Peker de boş konuşmazmış’ dedirtilmesini istedim. Onu yapamayacaklarını, diziden çıkarabileceklerini söyledi” diye konuştu.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dubai emirliğinde bulunduğunu ifade eden Peker, Türkiye’ye dönmeyeceğini belirtti. Peker, “Benim oraya dönmem artık bundan sonra mümkün değil. Gelmem… Zaten getirmek için her şeyi yapıyorsunuz. Siz alın getirin. Ben kendim gelmeyeceğim” diye konuştu.

BU KEZ “BABANIN DÖNÜŞÜ” KİTABIYLA MESAJ VERDİ

Videolarında çeşitli kitaplarla mesaj veren Peker’in bu videoda ise önünde Mark Winegardner’in ‘Baba’nın Dönüşü’ isimli kitabı yer aldı. Kitap, Corleoneler isimli mafya ailesinin Soğuk Savaş dönemindeki hikayesini anlatıyor. Arkasındaki televizyon ekranında ise Mescis’i Aksa vardı.

NE OLMUŞTU?

Sedat Peker, Ocak 2016’da Güneydoğu’da yaşanan sokağa çıkma yasakları ve çatışma ortamı neticesinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin imza kampanyası düzenleyerek, “Bu suça ortak olmayacağız” diyen ‘Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi’yle bir araya gelen 1128 akademisyen için, “Sözde aydınlar çanlar ilk önce sizim için çalacak; oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve akan kanlarınızla duş alacağız” ifadelerini kullanmıştı.

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0