Bizimle iletişime geçiniz

Kültür

Tek mekânda geçen 10 çarpıcı film

Görsel efektlerin kucağına doğan yeni nesil pek sevmese de gerçek sinemaseverler tek mekânda geçen filmlerin değerini bilir.

Yükselen gerilimin, mekanın değişmezliği yüzünden adeta gözle görünür hale geldiği tek mekân filmlerinden sizler için bir seçki yaptık.

12 ANGRY MAN (12 KIZGIN ADAM)

Bir jüri odası ve odada birbirine hiç benzemeyen on iki adam. Henry Fonda’lı 12 Angry Men sadece türünün değil sinema tarihinin de en iyi filmlerinden biri.

Tek mekânda geçmesine rağmen pek çok aksiyon filmine taş çıkartacak gerilime sahip.

8 FEMMES (8 KADIN)

Fransız yönetmen François Ozon’un yönettiği 8 Femmes müzikal olarak değerlendirilebilir. Bir cinayet ve birbirinden arızalı 8 kadın. Eğlenceli bile gelebilir.

DAS BOOT (MUKADDES VAZİFE)

Klostrofobiniz varsa bu filmden uzak durun. Bir denizaltıda üç saat geçirmek çok sıkıcı gelse de Das Boot izlerken sıkılmaya pek vaktiniz olmayacak.

Filmin Türkçe adı meselesine ise hiç girmeyelim isterseniz.

DIAL M FOR MURDER (CİNAYET VAR)

Tek mekânda geçen bir Hitchcock filmi. Yanlış bir telefon araması, ufacık bir apartman dairesinde insanın başını ne kadar belaya sokabilir ki?

Cevap vermeden önce filmi bir izlemekte fayda var.

ROPE (ÖLÜM KARARI)

Sinema tarihinin en afili katillerinin hikâyesi. The Rope, gerilim filmlerinin büyük ustası Hitchcock’un renkli çektiği ilk film. Tek mekânda geçen filmin en önemli özelliği ise neredeyse hiç ara verilmeden çekilmiş olması.

Makarada film değişmesi gerektiğinde kamera koyu renkli objelere odaklanmış ve bu sırada yeni makara takılmış. Bu emek için bile izlenir.

REAR WINDOW (ARKA PENCERE)

Hitchcock usta bıkmıyor tek mekânlardan… Ucuzcu mudur nedir büyük yönetmen anlamadık.

Bacağı kırıldığı için evde oturmak zorunda kalan bir gazetecinin konu komşuyu dikizlerken bir cinayetin farkına varır. Hem tek mekân hem de adam yerinden kıpırdamıyor ama gerginlik yine had safhada.

DOGVILLE

Her filminde bir değişiklik yapan arıza Lars Von Trier’in bildiğiniz tebeşirle kapı pencere çizdiği bir tiyatro sahnesinde geçen filmi sinir bozuculuğu ile meşhur. Buna rağmen oldukça sürükleyici.

THE MAN FROM EARTH (DÜNYALI)

Bir grup profesör bir akşamüzeri aynı evde toplanırsa ne olur? Çok tartışılan The Man From Earth ilginç konusu ve çarpıcı sonuyla izlenmeye değer tek mekân filmlerinden.

THE MIST (ÖLDÜREN SİS)

Çok büyük bir kısmı bir süpermarkette geçen filmde mekân değişse de bu çok anlaşılmaz zira her yer sisli. Stephen King’in romanından uyarlanan The Mist’te en korkunç şeyler insanlar. Topluluk halinde ve baskı altındayken ne kadar tehlikeli olabildiğimizi yüzümüze yüzümüze çarpan filmin en sinir bozucu kısmı ise sonu.

REC (ÖLÜM ÇIĞLIĞI)

İspanyolların başarılı psikolojik gerilimler çekmelerine alıştık. Fakat 2007 yapımı Rec öyle böyle bir korku değil.

İçeridekilere sebep söylenmeksizin karantina altına alınan apartmanın hikâyesi içeride kalan reality show sunucusu kız ve kameramanın gözünden anlatılıyor.

Daha sonra Amerikan versiyonu yapılsa da siz orijinalini izleyin.

Aslının gölgesinde kalan ve “keşke hiç çekilmeseydi” dedirten filmler

Kültür

Netflix’ten az bilinen 10 heyecanlı dizi önerisi

Türkiye adım adım “tam kapanma”ya gidiyor. Karantinadaki günlerinizde dizi izlemeyi düşünüyorsanız sizin için Netflix’ten çok da fazla bilinmeyen kaliteli önerilerimiz var.

BOLD– Karantina günleri başladı, pandemik gerginlik yeterli gelmedi şöyle heyecanlı bir dizi izleyeyim diyen Netflix abonelerinin bazıları gibi içerikler arasında vakit kaybetmek istemiyorsanız sizin için bazı önerilerimiz var. İyi seyirler ve elbette sağlıkla kalın…

BROADCHURCH -2013

2013’te ekranlara gelen Broadchurch 3 sezonda 24 bölüm olarak yayınlandı. Küçük bir sahil kasabası olan Broadchurch’te bir çocuk öldürülür ve kasabanın dedektifleri Ellie Miller ve Alec Hardy ucu hiç tahmin etmeyecekleri yerlere ulaşan bir soruşturma için görevlendirilir.

HINTERLAND – 2014

2013’te başlayan dizinin 3 sezonu geride kaldı. Dedektif Tom Mathias daha sakin bir yaşam için Londra’dan vazgeçerek Galler kırsalında yaşamaya başlar. Ancak, problemli yaşantısına karanlık bir de cinayet eklenince huzuru bulmak yine hayal olur.

SACRED GAMES – 2018

Netflix’te iki sezonu geride bırakan bu Hint dizisi ilginç konusuyla dikkat çekiyor. Geçmişlerindeki bir bağlantı, Sih olduğu için patronlarının mobbingine maruz kalan dürüst bir polisi ülkenin en karanlık suç organizasyonu liderine ulaştırır. Bu suç patronunun yaptığı uyarı ise dünyanın en kalabalık kentlerinden Mumbai’yi yok edebilecek bir felaketle ilgilidir.

SECRET CITY – 2016

Fringe’den tanıdığımız Anna Torv’un başrolde olduğu Secret City heyecan dolu bir politik gerilim. Skandalları ortaya çıkarmasıyla bilinen gazeteci Harriet Dunkley rastlantı eseri tanık olduğu bir cinayeti araştırmaya başladığında kendi kariyeri, özgürlüğü ve hayatı için mücadele etmek zorunda kalacağından habersizdir.

QUEEN SONO – 2020

Netflix’in ilk orijinal Afrika dizisi olan yapım, Güney Afrikalı casus Queen Sono’nun, annesinin ölümünün ardındaki gizemi araştırırken iş ve siyaset dünyası arasındaki çirkin ilişkilerin ortasında kalmasını anlatıyor.

FAUDA – 2015

2015’te başlayıp 3 sezon yayınlayan Fauda, özel kuvvetlerdeki bir İsrail ajanının, öldürdüğünü sandığı Filistinli bir gerillanın peşine düşmesiyle tetiklenen karmaşık olaylar zincirini anlatıyor.

JINN – 2019

Haziran 2019’da yayınlanan Jinn (Cin) Netflix’in ilk Ürdün yapımı. Ürdün’Ün en önemli arkeolojik alanlarından olan Petra’ya okul gezisine giden bir grup lise öğrencisi biri iyi, diğeri kötü olan iki cinin uyanmasına yol açar. Bu iki varlığın mücadelesi doğaüstü bir savaşa yol açacaktır.

GHOUL – 2018

Distopik bir Hindistan’da geçen Ghoul, askerî bir gözaltı merkezinde gizemli davranışlar sergileyen bir mahkûm ve onu sorgulayan genç kadın etrafında şekilleniyor. Toplumun kamplara bölündüğü ve otoriter bir yönetimin hâkim olduğu ülkede bu genç kadın kötülüğün doğası hakkında bildiklerini yeniden gözden geçirmek zorundadır.

MARIANNE – 2019

Eylül 2019’da yayınlanan Marianne, çocukluğunun geçtiği yere geri dönen ünlü korku yazarı Marianne’nin ( Delia Espinat) rüyalarına musallat olan kötü ruhun gerçek dünyada terör estirdiğini keşfetmesiyle başlayan mücadeleyi anlatıyor.

BLACK EARTH RISING – 2018

Ruanda’daki soykırımın ardından bir insan hakları avukatı tarafından evlat edinilen yasal araştırmacı Kate savaş suçlarıyla ilgili davaları aldığında geçmişiyle yüzleşir. Dizide ünlü oyuncu John Goodman da rol alıyor.

Okumaya devam et

Kültür

“Türkiye’de Müzisyen Olmak” belgeselinin ilk bölümü yayında

Kovit-19 salgını sırasında müzik emekçilerinin yaşadığı sıkıntıları dile getiren “Türkiye’de Müzisyen Olmak” belgeselinin “Ben İnsan Değil miyim?” adlı ilk bölümü yayımlandı.

BOLD– Alper Erdinç, Mert Gider ve Gizem Ertürk tarafından hazırlanan ve altı bölüm olması planlanan mini belgesel serisinin ilk bölümü Sonki3dört adlı YouTube kanalında yayımlandı.

SANATÇI ÇAĞININ TANIĞI OLMALI

Kültür Servisi’nin haberine göre müzik dünyasının deneyimli isimlerinden genç sanatçılara, enstrümanistlerden menajerlere sektörün farklı dallarından emekçilerin sorunlarını dile getiren belgeselin ilk bölümünde Burhan Şeşen (MÜYORBİR Başkanı, Gündoğarken) Cahit Berkay (Moğollar), Ahmet Güvenç (Kurtalan Ekspres), Kerem Kabaday (Mor ve Ötesi) Cenk Erdoğan, Balık Ayhan (Romanlar ve Müzisyenler Derneği Eş Başkanı) Melek Mosso, Can Ozan ve Madrigal gibi yirmiye yakın isim yer aldı.

14 dakikalık ilk bölümde Burhan Şeşen’in “Sanatçı çağının tanığı olmalı.” ve Cahit Berkay’ın “Dokunduran şarkılar yapmak lazım ama dokundurduğun zaman onlar da sana dokunuyor.” sözleri dikkat çekti.

Kalan bölümlerinin çekimi devam eden belgesel serisinin ilk bölümünü buradan izleyebilirsiniz.

Okumaya devam et

Kültür

Dünyaca ünlü çini ustası Sıtkı Olçar ölümünün 10. yılında anılıyor

2008 yılında UNESCO Yaşayan İnsan Hazinesi ödülü verilen çini sanatçısı Sıtkı Olçar’ın ölümünün üzerinde 10 yıl geçti. Kızı Kübra Olçar Erden, babasının mirasını yeni bir kitapla taçlandırdı.

BOLD – Kendine özgü çalışmalarıyla çini sanatına yeni bir vizyon kazandıran çini ustası Sıtkı Olçar, vefatının 10. yılında kızı Kübra Olçar Erden’in kaleme aldığı Babamı Alan Martı adlı kitapla anılıyor. Kübra Olçar Erden, hayatının kahramanı olarak belirttiği babası Sıtkı Olçar’ın hayat hikâyesini kaleme alma macerasını “Ruhumda hapsolmuş, özgürlüğünü bekleyen buruk bir kelebek uçuyor on yıldır, az kaldı yakındır özgürlük” şeklinde ifade ediyor.

1980 yılından itibaren, özellikle İznik çinileri üzerine çalışan ve kaybolup gitmekte olduğu sanılan Kütahya çiniciliğine yeni bir boyut ve dinamizm kazandıran Sıtkı Usta, farklı dokunuşlarıyla sanatında kendi tarzını oluştururken, kendisine ve sanatına ilham veren Kütahya’dan hiç kopmadı. Kütahya çinilerini tüm dünyaya tanıttı. Herkesin ilgisini memleketine çekmeye çalıştı. Çiniciliğe farklı bir boyut katarak bu geleneksel Türk el sanatının değerini ülke sınırlarının dışına taşıdı. Geçmişe ait olanı, tarihin damıttıklarını kendi yaratı sürecinde bambaşka bir bakış açısıyla yeniden değerlendiren Sıtkı Usta 1980 yılından 2010’a kadar Cenevre, Cezayir, Madrid, Londra, Tokyo, Osaka, Paris, New York başta olmak üzere yurtiçi ve yurtdışında çok sayıda kişisel sergi açarak önemli bir hayran kitlesi edindi. 15 Kasım 2010’da pankreas kanseri nedeniyle hayatını kaybettiğinde geriye önemli bir miras bıraktı.

Kübra Olçar Erden’in babasıyla yaşadığı acı-tatlı hiçbir şeyi unutmamak için yazdığı kitabı “Bir Sıtkı”, “Bir Dost Sıtkı”, “Bir Baba Sıtkı” ve “Bir Usta Sıtkı” başlıklı dört bölümden oluşuyor. Kitapta UNESCO Yaşayan İnsan Hazinesi ödüllü Sıtkı Usta’nın kendisinin dile getirdiği anıları da okurlarla buluşuyor.

Kübra Olçar Erden

Okumaya devam et

Popular