Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Harekete geçemeyen hareket: HAMAMÖNÜ

“Hamamönü Hareketi” diye isimlendirilen, öncülüğünü Abdullah Gül’ün yaptığı, AKP içerisindeki muhalif kanadın harekete geçememesi üzerine bir analiz…

BOLD / ANALİZ

“Hamamönü Hareketi”, “Kefaret Hareketi”, “Muhalifler Hareketi” bütün bu isimler Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) takip ettiği çizgiden rahatsız olan, başını Abdullah Gül’ün çektiği, parti dışına itilmiş eski bakanların gerçekleştirmesi beklenen siyasi çıkışa verilen isimler olarak dikkati çekiyor.

HAREKETE Mİ GEÇİYORLAR?

31 Mart 2019 Pazar günü yapılacak yerel seçim öncesinde sözkonusu ekibin harekete geçip geçmeyeceği yine tartışma konusu.

Önceki günlerde Konya’da eski bakanlardan Ömer Dinçer’in babasının cenazesine katılan Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan, Mehdi Eker, Taner Yıldız, Nihat Ergün ve Beşir Atalay’ın verdiği fotoğraf tartışmaları yeniden alevlendirdi.

LİNÇ KAMPANYASI BAŞLADI

İktidara yakın yazarlar linç kampanyasına başlarken, siyaset kulislerinde yorumlar birbirini izledi. Konu İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e de soruldu.

Akşener, seçime giderken böyle bir partinin kuruluşunu çok mümkün görmediğini yerel seçim sonuçlarının görülmek isteneceğine dikkat çekti. Gül’ün yakınındaki isimler yeni parti kurulacağı iddiasını teyit etmiyor.

TARTIŞMALAR GEZİ OLAYLARINA UZANIYOR

AKP içerisindeki fikir ayrılıklarının ilk gün yüzüne çıkışı, 2013 yılının mayıs-haziran aylarında patlak veren Gezi hâdiselerine kadar uzanıyor.

Bülent Arınç ve Abdullah Gül’ün Gezi’ye yumuşak yaklaşımları, dönemin başbakanı Erdoğan ile aralarında var olan fikir ayrılıklarını körüklemişti.

Erdoğan’ın bir toplantıda azarlar gibi konuşması, toplantıyı terk eden Arınç’ı istifanın eşiğine getirmişti. İkna çabaları Ankara kulislerinin en ilgi çeken konuları arasındaydı.

YOLSUZLUKLA ANILMAKTAN RAHATSIZ OLDULAR

17/25 Aralık 2013 büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarına karşı, Erdoğan ve ekibinin tutumu da bu ayrılığı derinleştirdi.

‘AKP’nin ağır abileri’ partinin adının yolsuzluk ve rüşvetle anılmasından rahatsızdı. Soruşturmalarda ismi geçen 4 bakanın (Muammer Güler, Egemen Bağış, Zafer Çağlayan ve Erdoğan Bayraktar) yargılanması isteniyordu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) kurulan komisyona yapılan müdahaleler, Yüce Divan oylamalarına yapılan baskılar rahatsızlığı iyice gün yüzüne çıkardı.

REİSÇİ EKİP LİNÇ KAMPANYASINA BAŞLADI

İşte bu ayrışmanın ardından gerek hükümete yakın havuz medyası gerekse AKP içerisinde ağır abilerin ‘çile çekmemiş yeni yetmeler’ diye tanımladıkları reisçi ekip, sistematik bir linç kampanyası yürüttü.

Konuşmaya teşebbüs edene yargı sopası gösterildi. Bülent Arınç ve Hüseyin Çelik’in isimlerinin cemaat davalarında hazırlanan bir iddianamede geçtiği dahi konuşuldu.

KILIÇ’IN HAMAMÖNÜNDEKİ OFİSİ

Tartışmalar arasında eski bakanlardan Suat Kılıç’ın Hamamönü’nde bulunan ofisinde bir araya gelen AKP’den dışlanmış ekip, toplantılar düzenlemeye başladı.

Sohbet ve dertleşme toplantıları giderek istişare toplantılarına evrildi. Toplantılara Bülent Arınç, Sadullah Ergin, Hüseyin Çelik, Suat Kılıç, Sadullah Ergin, Cemil Çiçek, Nihat Ergün gibi önemli isimler katılmaya başladı.

Bazı gazetelerin Ankara temsilcileri de zaman zaman toplantılara iştirak etti.

İLK HEDEF PARTİYİ FABRİKA AYARLARINA DÖNDÜRMEK

Hamamönü Hareketi’nin öncelikli hedefi partiyi yıpratmadan fabrika ayarlarına döndürme ve tek adam sultasına evrilen gidişatın önünü kesmekti. Bunun için sistematik bir planları bile vardı.

Ancak gerek ‘Reis ve Ekibi’nin tutumu, gerekse ülkede yaşanan gelişmeler Hamamönü hareketinin hedeflerini gerçekleştirmesine imkan tanımadı.

Bu sırada Ali Babacan ve Taner Yıldız gibi isimler de harekete dahil oldu.

YENİ PARTİ FİKRİ TARTIŞILIR OLDU

AKP içerisinde Erdoğan hakimiyeti tartışılmazdı. Parti içerisinde bir netice alamayacağını anlayan hareket yeni bir parti konusunu gündemine aldı.

Cumhurbaşkanlığı koltuğundan indikten sonra partinin başına geçmesine müsade edilmeyen Gül liderliğinde yeni bir parti fikri tartışılır oldu.

Ancak yeni bir oluşumun Erdoğan’ın karşısına çıkması için siyasi ortamın da uygun olması gerekiyordu.

7 HAZİRAN HAREKETİ UMUTLANDIRDI

AKP’nin yoğun tartışmalar arasında Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığında girdiği 7 Haziran 2015 seçimlerinde Hamamönü Hareketi’ni umutlandıran bir netice çıktı.

AKP tek başına iktidar olma yeterliliğini ilk defa kaybetmişti. Parti içerisinde seçim sonucu, cemaate yönelik operasyonlar, parti içi muhalefet, yolsuzluklar gibi gerekçelere bağlandı. Oysa Erdoğan için çıktığı yoldan dönüş yoktu.

DEVLET BAHÇELİ CAN SİMİDİ ATTI

AKP’nin bu en sıkıntılı döneminde devreye Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli girdi. Birçok durumda olduğu gibi daha seçim akşamı erken seçim diyerek muhalefetin iktidara gelmesinin önünü kapattı.

Hamamönü Hareketi de bu dönemde hareketlendi. Sürekli yapılan toplantılar neticesinde 1 Kasım seçimlerinin beklenmesi kararı alındı. Bu seçimde de koalisyon çıkması durumunda hareket sahaya inecekti.

KORKUTMA POLİTİKASI TUTTU

Erdoğan yine bildik siyasi manevralarına başladı. Hizmet Hareketi ve Kürtler üzerinden siyaset yürüttü. Ülkede meydana gelen patlamaların, şehitlerin faturası 1 Haziran’da alınan oy oranına çıkarıldı.

Vatandaşa “bana oy vermezsen istikrar bozulur”, “terör daha da azar” imasında bulunuldu. Korkutma politikası netice verdi ve AKP yüzde 49,5’lik oy ile yeniden tek başına iktidar oldu.

HAMAMÖNÜ HAREKETİ GERİ ÇEKİLDİ

Seçimlerden çıkan netice ile yeni bir oluşuma siyasi ortamın hazır olmadığına kaanat getiren Hamamönü Hareketi de beklemeye başladı. Erdoğan için iktidarda olmak yeterli değildi.

Başkanlık tartışmaları ülke gündemi oturdu. Hamamönü hareketi başkanlığa karşıydı. Cılız da olsa Hüseyin Çelik ve Bülent Arınç’tan çıkışlar geldi.

Çözüm süreci ve hizmet hareketine uygulanan haksızlıklar gündeme taşındı. Başta Suriye olmak üzere dış politika eleştirilerini de unutmamak lazım.

AKP DE HAMAMÖNÜ DE ENDİŞELİ

O günden bu güne her seçim dönemi öncesi “Hamamönü”, “Kefaret”, “Muhalifler” diye adlandıran bu ekibin AKP’ye bayrak açma ümidi ve endişesi birlikte yaşanıyor.

Her ne kadar bir güçleri olmadığı ve Erdoğan’ın karşısında varlık gösteremeyecekleri görüşü hakim olsa da, AKP içerisinde böyle bir çıkışın nereye varabileceği kestirilemiyor.

BİLDİKLERİ ORTAYA SAÇILABİLİR

Siyasi arenada bir rakiplik durumunda söylemlerin giderek sertleşeceği açık. Hal böyle olunca, yıllarca AKP’nin her mahremine tanıklık etmiş bu isimlerin hafızalarındakilerin ortaya saçılmasının, zaten yıpranmış olan partiyi iyice zora sokabileceği biliniyor.

Diğer taraftan AKP’nin en büyük kozu bir alternatifinin olmayışı. Hareketin alternatif oluşturma tehlikesi de parti içerisindeki isimleri endişelendiriyor.

ORTAM BEKLEME HASTALIĞI

Hamamönü ekibi ise hala siyasi ortamın kendilerinin çıkışına uygun hale gelmesini, yani AKP’nin kaybetmesini bekliyor.

Ya bir kurtarıcı gibi gelip AKP’yi yeniden AK Parti kodlarına döndürecekler, ya da yeni bir parti kurup iktidara gelecekler. Ancak siyasette 2+2 her zaman 4 etmez gerçeğini unutmamak lazım. Siyaset aklın yanında bir cesaret işidir.

Hamamönü Hareketi’nin var olduğundan şüphe duyulmayan siyasi akıl ve tecrübesinin yanında siyasi cesaretten yoksun olduğunu söylemek de yanlış olmayacaktır.

DARISI ERDOĞAN SONRASINA

Hal böyle olunca geçmişte daha uygun siyasi ortamlarda harekete geçemeyen Hamamönü Hareketi’nin 31 Mart yerel seçimleri sonrasında da harekete geçmesi pek de mümkün görülmüyor.

Aslında Tayyip Erdoğan iktidarda olduğu sürece Hamamönü ‘nün onunla bir siyasi kavgaya girmesi beklenmiyor. Hamamönü için darısı Erdoğan sonrasına demek yanlış olmasa gerek.

“Erdoğan kendini Mobutu Sese Soko sanmaya başladı”

BOLD ÖZEL

KHK’yı gerekçe gösterip yüzde 100 engelli Nurefşan’ı okuldan attılar

Özel eğitime ihtiyaç duyan yüzde 100 engelli Nurefşan Ketenci, sırf babası KHK ile kapatılan kurumda çalıştığı için okuldan atıldı. Annesinin ve babasının ‘cennet kuşu’ diye sevdiği 16 yaşındaki Nurefşan’a mülteci olarak geldiği Almanya sahip çıktı.

BOLD ÖZEL – Nurefşan Ketenci, Kedi Miyavlaması Sendromu ile yüzde yüz engelli olarak doğdu. Henüz 16 yaşında ama doktorların tespitine göre 94 yaşındaki bir insanın kalbini taşıyor. Nurefşan’ın akciğerleri de yorgun. Akciğerinin bir bölümü hiç çalışmıyor, bir bölümü ise kısmen görevini yerine getiriyor.  Oksijen tüpüne bağımlı yaşayan Nurefşan Ketenci yüzde yüz engelli bir çocuk ama 15 Temmuzun hemen ardından babasının çalıştığı kurum bahane edilerek okuldan kovuldu.

ENGELLİ ÇOCUK SAHİBİ OLMAK!

Nurefşan, dünyada 50 bin kişide bir görülen ve tıptaki ismiyle “Cri du Chat“ hastalığı yani Kedi Miyavlaması Sendromu ile dünyaya gözlerini açtı. Kızının hasta olduğunu doğumdan üç gün sonra öğrenen Senanur Ketenci, o günleri “Gözleri görmeyebilirmiş, kulakları duymayabilirmiş. Eşim o kadar çok şey söyledi ki, toparlayamadım kafamda… İlk olarak gözlerinin gördüğünü öğrenmiştik. O zaman eşimin o yüz ifadesi, o şükrü, o hamdi hiç gözümün önünden gitmiyor. Daha sonra bir hemşire bize gelip ‘Neden seviniyorsunuz ki! Sadece gözlerinin görmesi yetmiyor. Bu çocuğun bir sürü rahatsızlığı var. Önünüzde çok zor bir yol var’ deyip bizim moralimizi bozmuştu. Ama biz Nurefşan’la ilgili moralimizi hiç bozmazdık” diyerek anlattı.

“KIZIMIZ AĞLADIĞINDA KEDİLER KULAK KABARTIRDI”

Hastalığın en önemli belirtisi ağlarken kedi gibi ses çıkması ve gelişimin yavaş olması. Kızını “cennet kuşu” diye seven Senanur Hanım çevredekilerin verdiği ilk tepkileri “Doğduğunda kedi miyavlaması gibi ağlıyordu. Sesi hala öyle çıkıyor. Sesi çok gelişmiyor. Ablam geldiğinde söylemişti, kedi gibi miyavladığını. Alt komşum gelmişti. ‘Evde kedi mi var? Kediyi sevmeye geldik.’ diye. Bunların hepsini gülerek karşıladık o zaman. Hiç alınmadık. Dışarıda parka giderdik mesela. Parkta Nurefşan ağladığında kediler kulak kabartırdı.”sözleriyle özetledi.

YÜZDE YÜZ ENGELLİ NUREFŞAN 15 TEMMUZ’UN ARDINDAN OKULDAN KOVULDU

“Hiçbir zaman Nurefşan’ı saklama ihtiyacı hissetmedik.” diyen anne Ketenci Türkiye’de kızı için büyük mücadele verdi. Ama 15 Temmuz Ketenci ailesi için de kabus oldu. Ankara’da Sistem Özel Eğitim Ve Rehabilitasyon Merkezi’nde eğitimine devam eden Nurefşan, babasının KHK ile kapatılan bir kurumda çalışması bahane edilerek 2017 yılında okuldan kovuldu. Nurefşan’ı okuldan alması için okul müdürünün baskı ile  dilekçe imzalattığını söyleyen Ketenci,  “Çok çirkin bir şekilde attılar okuldan. Okul müdürü benim sürekli ağzımı arıyordu. Sürekli sorular soruyordu. Bir gün ‘Çocuğunuzu artık okuldan alın, istemiyoruz’ dedi. Normal şartlarda ancak veli çocuğunu isterse okuldan alabiliyor. Bana dilekçe gönderdi. Bende mevcut şartlardan dolayı imzalamak zorunda kaldım. “ ifadelerini kullandı.

ALMANYA’DA EĞİTİME TEKRAR BAŞLADI

Babanın işsiz kalması, engelli çocuklarının okuldan atılması ve 15 Temmuz sonrası Türkiye’de nefes alamayacak hale gelen Ketenci ailesi yurt dışına çıkmak zorunda kaldı. Yüzde yüz engelinin yanı sıra artık bir de mülteci olan Nurefşan’a Almanya sahip çıktı. Almanya’da çok güzel imkanlar sunulduğunu anlatan Senanur Ketenci, “Elektirikli hastane yatağı verdiler. Evin hem girişine hem banyoya lift taktılar. Ayakta durma sandalyesi verildi. 3 kez boyuna ve kilosuna göre tekerlekli sandalye yapıldı. Okulda bire bir kendisine bakıcı verildi. Türkiye’deki gibi 2 gün ve 90 dakika eğitim verilmiyor. Her gün sabah 8’den 3’e kadar okula gidiyor. Bakıcısı altını temizleyip, mamasını yediriyor.” ifadelerini kullandı.

Türkiye’de okuldan kovulan Nurefşan yarım kalan eğitimine Almanya’da devam etti. Ancak hastalığının ağırlaşması ve pandemi sebebiyle eğitimine şimdilik ara verdi.

“BİZİM BÜYÜMEYEN DEV BEBEĞİMİZ”

Nurefşan 7 yaşında diğer çocuklardan farklı olduğunu keşfetti. Çocuklarla iletişim kuramayan ve kendisini ifade edemeyen Nurefşan zaman zaman kendine zarar veriyor. “O bizim büyümeyen dev bebeğimiz.” diyen anne Ketenci,  “Kendine zarar verdiği zaman çaresiz kalıyorsunuz. Dilini, damağını koparmaya çalışıyor. Hiç bir şekilde ona engel olamıyorsunuz. Bu bizi çok üzüyor ve yoruyor” cümleleriyle belirtti.

“CENNETTEN MİSAFİR AĞIRLIYORUM”

Kızı için ‘cennetten misafir’ yorumunda bulunan Ketenci, “Rabbim dese ki  seni dünyaya tekrar göndereceğiz ama yine Nurefşan olacak, ben buna kesinlikle itiraz etmem. Nurefşan’ın eşime, çocuklarıma ve ailemize, etrafımızdakilere çok şey kattığını düşünüyorum. Bir arkadaşım demişti ki, ‘cennetten bir misafir sürekli senin evinde’ yani düşününce bakıyorsunuz, diğer çocuklarınızın sevgisiyle onun sevgisi çok farklı. Ben ağladığımda gelip yanaklarımı okşar. Beni teselli eder. Saçımı okşar, dokunur” dedi.

3 Kasım Dünya Engelliler Gününde Türkiye’deki gerçek engelli sayısı tam olarak bilinmiyor. Ancak Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehre Zümrüt Selçuk’un açıkladığı 2020 yılı Temmuz ayı verilerine göre Ulusal Engelli Veri Tabanına kayıtlı ve hala hayatta olan engelli sayısı 2 milyon 530 bin 376.

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

İktidarın hedefindeki Mezopotamya

150’yi aşkın gazetecinin cezaevinde tutulduğu Türkiye’de son dönemde iktidarın hedefinde Mezopotamya Ajansı (MA) var. Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerdeki insan hakları ihlalleri ve hukuksuzlukları haberleştiren ajansın 5 muhabiri birkaç hafta arayla tutuklandı. Polis ablukasındaki ajansın editörü Sedat Yılmaz, neler yaşadıklarını anlattı.

BOLD – 15 Temmuz 2016 sonrası AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükumeti, 165 medya kurumunu kapattı. Bunlardan önemli bir kısmı Kürt medyasına aitti. Mezopotamya Ajansı (MA), Eylül 2017’deki büyük kapatmaların ardından kuruldu. Son dönemde Kürt medyasına özellikle MA’ya yönelik baskılar arttı. Kısa sürede 5 muhabiri tutuklanan ajans, adeta polis ablukasında tutuluyor. Ajans muhabirlerinin sokakta çekim yapması engelleniyor, ajans çalışanlarının kamu kurumlarındaki etkinlikleri takip etmesine izin verilmiyor. Ajansın ofislerine yapılan polis baskınlarında arşivine ve bilgisayar altyapısına defalarca el konuldu. Artan baskıları ajansın Haber Editörü Sedat Yılmaz, turkishminute.com’dan Cevheri Güven’e anlattı.

İŞKENCEYLE ÖLÜM SONRASI BASKILAR ARTTI

MA’ya yönelik var olan baskıların son iki ayda artması yayınladıkları bir işkence haberiyle başladı.

11 Eylül’de Van’ın Çatak ilçesinde yakınlarının yanında sağlıklı olarak gözaltına alınan iki köylü birkaç saat sonra ağır yaralı olarak hastaneye götürüldüler. Köylülerden 57 yaşındaki Servet Turgut hayatını kaybetti. 50 yaşındaki Osman Şiban ise uzun süre yoğun bakımda kaldı. Köylülerin yaşadığı işkenceyi MA, bütün boyutlarıyla ve belgeleriyle haberleştirdi.

Polis, haberi yayınlayan MA Van Bürosuna baskın düzenledi. Tüm bilgisayarlar ve dijital materyallere el konuldu. Haberi yazan MA muhabirleri Adnan Bilen ve Cemil Uğur tutuklandılar.

MA’nın şuanda 5 muhabiri tutuklu durumda. 40 çalışanı hakkında onlarca dava bulunuyor. Ajansın web sitesine 27 ayrı mahkeme kararıyla erişim engeli yasağı getirildi.

Sedat Yılmaz, haberi nasıl yayınlamaya karar verdiklerini anlatıyor:

“Van’da iki köylünün uğradığı işkence olayını bizden önce bilen gazeteciler vardı. Ama yayınlama cesareti göstermemişler. Bizim sonradan haberimiz oldu ve büyük baskıya maruz kalacağımızı bilmemize rağmen yayınladık. Haberin yapılması gerekiyordu ve yaptık. Haber masaya geldiğinde yayınlayıp yayınlamama konusunda tartışmadık bile. Bu tip hak ihlalleri konusunda her editörün bağımsızlığı vardır.”

ÇEŞİTLENDİRİLMİŞ BASKI YÖNTEMLERİ İLE KARŞI KARŞIYAYIZ

Sedat Yılmaz, Kürt basınının 30 yıldır baskı altında olduğunu ancak son dönemde yaşanan baskının çeşitlendiğini ve farklılaştığını söylüyor:

“Bugün, Kürt basınının önemli gazetelerinden Özgür Ülke gazetesinin bombalanmasının 25. yıl dönümü. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in emriyle yapılan bir bombalamaydı. O dönemin kadroları bugün hala siyaset sahnesinde ve iktidar ortaklıkları sürüyor. Haliyle o günden buyana Kürt basınının içinde yer alan gazetecilerin karşılaştığı anti demokratik sorunlar, engellemeler devam ediyor. Son olarak yaygın biçimde Kürt basınına yönelik kapatmalar, el koymalar sonrasında bir araya gelerek kurduğumuz bir oluşum Mezopotamya Ajansı.”

Sedat Yılmaz, geçmişte Kürt basınının yaşadığı baskıyla bugünü kıyasladığında, baskı yöntemlerinin farklılaşıp, çeşitlendiğini söylüyor:

“Son beş yıldaki baskı yöntemleri başkalaştı. Türkiye’nin 90’lı yıllardaki dinamikleri daha kaba yöntemlerdi. Öldürme üzerine yoğunlaşıyorlardı. 78 arkadaşımız enselerinden vurularak aynı yöntemlerle öldürüldü. Şimdi ise yaygın öldürme yok ama mülkiyete el koyma yaygınlaştırıldı. Medya kurumlarına el konuluyor. Muhabirlerimizin sokakta çalışması engelleniyor. Sokakta kamera kullanmak, görüntü almak, fotoğraf çekmek yasaklandı. Bu Türkiye’deki diğer medya kurumları için de yaygınlaştırıldı. Haberlere erişim engeli getirilmesi, medya kurumlarının defalarca kapatılması gibi farklı yöntemler kullanılıyor baskı aracı olarak.”

“İNSANLAR GAZETECİLERLE KONUŞMAYA KORKUYOR”

Medya üzerindeki baskıların insanları gazetecilerle konuşmaya korkar hale getirdiğini söyleyen Sedat Yılmaz, işkence görenlerin bile yakınlarına zarar verilir korkusuyla konuşmaktan çekindiğini anlatıyor:

“Baskı yöntemleri ifade özgürlüğü durumunu da kötüleştirdi. Geçmişte işkence gören biri yaşadıklarını anlatabiliyordu. Ancak şimdi işkence gören kişinin, çevresi, ailesi, ekonomik kaynakları hedef alınıyor. Örneğin işkence mağdurları isimlerinin yazılmasını istemiyor. Çünkü eşi, kardeşi, babası ya da çocukları işlerini kaybetme riskiyle karşı karşıya bırakılıyor. 90’larda kişi işkenceyi anlatıyordu ama devlet memuru babası işinden atılmıyordu. Şimdi işkenceye uğrayan kişi devlet düşmanı ilan ediliyor ve aile fertleri de bir devlet düşmanının yakınları olarak işlerini kaybediyorlar.”

“EKİPMANLARIMIZA SÜREKLİ EL KONULUYOR”

Ekonomik olarak da baskı gördüklerini anlatan Yılmaz, özellikle polis baskınlarında bilgisayar, dijital arşiv gibi ekipmanlarına el konularak yayıncılık yapmalarının zorlaştırıldığını söylüyor:

“Abone gelirlerimizle ayakta durmaya çalışıyoruz. Gelirlerimiz ve şirketimiz sürekli sıkı denetim altında. Çok büyük bir gelirimiz yok, zaten çalışan arkadaşlarımız da ciddi bir maaş almıyorlar. Mümkün olduğunca kazandığımız parayı hem Ajansın teknik gelişimine harcıyoruz hem de arkadaşlarımızın yaşamlarını sürdürmesi için kullanıyoruz.

Baskınlarda bilgisayarlarımıza el konması yayıncılığımızı çok aksatıyor. Arşivimiz, belliğimiz, dijital materyallerimizin hepsi bir anda yok ediliyor. Sürekli yeniden arşiv tutmak zorunda kalıyoruz. Güncel haberleri aktarmakta sıkıntı yaşıyoruz. Teknolojik olarak ilerlememiz gerekirken sahip olduklarımızı sürekli kaybediyoruz.

El konulan ekipmanlar, tutuklanan muhabirler, haberci ile kaynağı arasında uçurum oluşturuyor. İnsanların bizimle iletişime geçmeye korktuğu bir iklim oluşturuyorlar. Geçmişteki koşullar gibi haber üretme zeminimiz yok edildi. Bu sistemsel bir durum. Şiddete uğrayan, baskıya uğrayan birisi bile uğradığı şiddeti açıklamaktan korkuyor, gizliyor, kendisine otosansür uyguluyor.”

“ÇALIŞANLARIMIZ TEHDİT ALTINDA”

Tutuklamalar dışında MA çalışanlarının sistematik olarak baskı ve tehditlerle karşı karşıya kaldığını söyleyen Yılmaz, iki hafta önce Ankara’daki meslektaşlarının yaşadıklarını örnek veriyor:

“İki hafta önce Ankara’da iki gazetecinin önünü polis çevirdi ve tehdit etti. Buna benzer örnek çok var. Pandemi sürecinde sokağa çıkma yasağında gazeteciler serbestken, bizim çalışanlarımız sokağa çıktığında para cezası veriliyor. Van’da polis tüm gazetecilerin önünde açıkça ‘Mezopotamya Ajansı çekim yapmayacak’ dedi.”

ULUSLARARASI KURULUŞLAR SESSİZ

Yaşadıkları baskıya yerel meslek örgütlerinden destek görmediğini anlatan Sedat Yılmaz, uluslararası kuruluşların da farksız olduğunu söylüyor:

“Türkiye’deki yerel mesleki ve insan hakları kuruluşlarının hep çekingen, korkak ve ama’lı bir dili oldu. Uluslararası örgütlerin temsilcileri ise sonuçta Türkiye’deki medya kuruluşlarının çalışanları ya da parçaları. Aynı çekingenliği onlardan da görüyoruz. Yaşadığımız baskılara karşın ciddi bir destek gördüğümüzü söyleyemem.”

TUTUKLU GAZETECİ KARATAŞ: BASKININ NEDENİ YAŞANANLARI TEŞHİR ETMEMİZ

MA’nın tutuklu muhabiri Dindar Karataş ise cezaevinden avukatları aracılığıyla gönderdiği mesajda, “Ajansımıza dönük baskıların ana nedeni bölgede yaşanan hak ihlalleri ve işkenceleri teşhir etmemizdir” dedi. Karataş, 24 Kasımda gözaltına alındı ve yaptığı haberler ve kaynaklarıyla olan telefon görüşmeleri gerekçe gösterilerek örgüt üyeliği suçlamasıyla tutuklandı.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Görme engelli mülteci Oktay Özdemir mültecilerin sesi engellilerin nefesi oldu

Görme engelli Türkiyeli mülteci Oktay Özdemir, Avrupa’da kurduğu Engelli Hakları Platformu ile Avrupa’ya gelen çoğunluğu mülteci mağdur engellilerin sesi oldu.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD MEDYA

Oktay Özdemir 7 engelli arkadaşıyla birlikte Almanya’da Engelli Hakları Platformu (Hand in Hand) kurdu. İnsan hakları kurumu Human Right Defenders (HRD) çatısı altında faaliyet gösteren platformun amacı hem Türkiye’deki KHK’lı engellilerin haklarını duyurmak hem de Avrupa’ya gelebilen engellilere danışmanlık yapmak. Farklı milletlerdeki insanlara da ulaşmayı hedeflediklerini söyleyen Oktay Özdemir, 15 Temmuz’dan sonra Türkiye’den ayrılmak zorunda kalan sürgün eğitimcilerden. Özdemir, kendisi de mağdur olduğu halde yaptığı çalışmalarla mağdurların en önemli destekçilerinden. Özdemir hem mültecileri hukuksal açıdan bilgilendirme platformu yürütüyor hem de engellilere destek veren bir platform kurdu.

ŞİRKETİNE EL KONULDU

Oktay Özdemir, Yenibosna’daki SAMA Eğitim ve Danışmanlık Şirketi’nin sahibiydi. Asıl mesleği İngilizce öğretmenliğiydi. Ancak üniversiteyi bitirdikten sonra 4 yıl uluslararası firmalarda pazarlama müdürlüğü yaptı, daha sonra kendi şirketini kurdu. 15 Temmuz’dan sonra ise şirketinin hesaplarına bloke konuldu, bütün çalışanlarına dava açıldı. En sonunda da şirketi tamamen kapatıldı.

Almanya’ya iltica eden Oktay Özdemir, danışmanlık refleksiyle burada da işini devam ettirdi. İltica için ilk başvuruyu yapanlardan olduğu için bu konudaki tecrübelerini tüm sosyal medya platformlarından @ilticahaberleri adı altında herkesle paylaşmaya başladı. 4 yılda 10 binden fazla kişiyle bire bir görüşerek Avrupa’da mülteci olmak konusunda ihtiyacı olanlara yol gösterdi. Hala daha bu görevine devam ediyor.

2010 yılında gece körlüğü hastalığına yakalandığını öğrenen Oktay Özdemir’in yüzde 97 görme kaybı var. Başkalarına yardımcı olurken Almanya’da eğitimine de yatırım yapmaya ve kendini geliştirmeye devam ediyor. 200 görme engellinin kayıtlı olduğu Würzburg’daki görme engelliler okulu Berufsförderungswerk Würzburg’a devam ediyor.

“ARKADAŞLARIMA YAPILANLAR BENİ DERİNDEN SARSTI”

Almanca dil sertifikası almak isteyen görme engellilerin başvurduğu okulda şu anda iki Türk olduklarını söyleyen Özdemir, “Gökhan Açıkkolu ile Silivri Cezaevinde kanser olduktan sonra hayatını kaybeden Deniz Hakan Şen benim liseden arkadaşımdı. Onlara yapılanlar beni derinden sarstı. Almanya’ya gelince onlar için ne yapabilirim diye düşünürken platform fikri oluştu. En iyi bildiğim yerden başladım.” dedi.

Normal insanların zorluk yaşadığı bir süreçte engellilerin hapiste olmasının, işlerinden atılmasının insanlık dışı bir uygulama olduğunu vurgulayan Özdemir, “Yapılanlar insan onurunu kırıcıdır. Türkiye bir an önce hukuka dönmeli ve gerek tutuklu engellilerin gerek de KHK’lı engellilerin kaybedilmiş haklarını geri vermelidir. Yalnız değilsiniz, bu süreçte yanınızdayız.” ifadelerini kullandı.

Oktay Özdemir, hafta içi yatılı olarak Berufsförderungswerk Würzburg’a devam ediyor, hafta sonu ise ailesinin yanına gidiyor.

KHK’yı gerekçe gösterip yüzde 100 engelli Nurefşan’ı okuldan attılar

Okumaya devam et

Popular