Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Uluslararası Yargıçlar Birliği: Bylock, Whatsapp gibi bir uygulama

Uluslararası Yargıçlar Birliği: Bylock da Whatsapp gibi bir uygulama

Uluslararası dört büyük yargı kurumunun başkanlarının ortak imzasını taşıyan mektupta, Bylock’un Whatsapp ve benzeri iletişim uygulamalarından biri olduğu belirtildi.

Uluslararası Yargıçlar Birliği (IAJ), Türkiye’de tutuklanan yargı mensupları, insan hakları ihlalleri ve yargı bağımsızlığının yokedilmesiyle ilgili bir mektup yayınladı.

İHLALLER TEK TEK SIRALANDI

Avrupa İdari Yargıçlar Birliği (AEAJ) Başkanı Edith Zeller, Avrupa Yargıçlar Birliği (EAJ) Başkanı José Igreja Matos, Yargıçlar için Yargıçlar Başkanı Tamara Trotman, Demokratik ve Özgür Avrupa İçin Yargıçlar Birliği (MEDEL) Başkanı Filipe César Marques’in imzaladığı açık mektupta, yapılan ihlaller tek tek sıralandı.

YARSAV BAŞKANI MURAT ASLAN’A ÖZEL VURGU

YARSAV Başkanı Murat Aslan’ın tutuklu olarak yargılanmasına geniş yer ayrılan mektupta, Aslan’ın 2017 yılında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi tarafından Václav Havel İnsan Hakları ödülü ile onurlandırılan saygın bir yargı mensubu olduğuna değinildi.

Aslan’ın cezaevinden eşine yazdığı mektuba dahi Cumhurbaşkanı’na hakaret davası açıldığı belirtilen mektupta, Aslan’a yapılan suçlamaların anlamsızlığına dikkat çekildi.

BYLOCK, WHATSAPP GİBİ BİR UYGULAMA

Murat Aslan’ın Bylock kullanmayla suçlandığı belirtilen mektupta, Bylock’un Whatsapp ya da diğer iletişim programlarına benzer bir uygulama olduğu vurgulanarak, şu ifadeler kullanıldı:

“Dosyada Murat Arslan’ın ByLock isimli programı kullanması örgüt üyeliğine delil olarak gösterilmiştir. Ancak bu programa (“whatsapp” ya da diğer iletişim programlarına benzer bir uygulama olarak) ilişkin kanıtsal değeri hakkında şu ana kadar bir değerlendirme yapılmadığı gibi, içeriğine yönelikte tam bir araştırma yapılmamıştır.”

Mektupta, iktidarın ekonomik refah ya da stratejik faydalar uğruna ağır insan hakları ihlallerinin kabul edilemez olduğu vurgulandı.

İŞTE O MEKTUBUN TAM HALİ

Saygıdeğer bayanlar ve baylar,

2018 İnsan Hakları Günü vesilesiyle Türkiye’de Bağımsız bir yargıyı amaç edinen platform olarak, Türkiye’de temel insan haklarının ihlal edildiğini açık bir şekilde vurgulamaktayız. Binlerce hakimin Türkiye’de keyfi bir şekilde tutuklanması bağımsız yargının yok edildiğinin en somut halidir. Daha önce birçok kez vurgulanan bu hususu aşağıdaki örnek açık bir şekilde ortaya koymaktadır:

Murat Arslan Türkiye’de hakim olarak görev yapıyordu ve aynı zamanda Hakimler ve Savcılar Birliği (YARSAV) başkanı idi. Murat Arslan 2016 yılı Ekim ayında tutuklandı ve halen tutukluluk hali devam etmektedir. Kendisi 2017 yılında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi tarafından Václav Havel İnsan Hakları ödülü ile onurlandırıldı.

Murat Arslan’a FETÖ/PDY terör örgütünün üyesi olmak ve bu örgüte yardım etmek suçlamasının yöneltildiği mahkeme süreci 2017 yılının Kasım ayında başladı.

Cumhuriyet Savcısı hazırladığı iddianamede, FETÖ/PDY terör örgütünün Devletin temel kurumlarına sızmayı amaçladığını, özellikle yargının hedef alındığını, bu amaç doğrultusunda Hakimler ve Savcılar Birliğine de (YARSAV) sızma girişiminde bulunulduğunu, bu hedefi gerçekleştirmede Murat Arslan’ın aktif rol aldığına yönelik iddialara yer vermiştir.

Murat Arslan aleyhindeki suçlamada, Fetullah Gülen’in takipçilerinden biri olmasına karşın bunu gizlediği, hatta Fethullah Gülen’i hedef alan ifadelerinin dahi olduğunu, bu anlamda kolayca satın alınabilecek bir kişi olduğu ileri sürülmüştür.

Dosyada Murat Arslan’ın ByLock isimli programı kullanması örgüt üyeliğine delil olarak gösterilmiştir. Ancak bu programa (“whatsapp” ya da diğer iletişim programlarına benzer bir uygulama olarak) ilişkin kanıtsal değeri hakkında şu ana kadar bir değerlendirme yapılmadığı gibi, içeriğine yönelikte tam bir araştırma yapılmamıştır.

Dosyada kamu tanığı olarak gösterilen kişilerden biri Murat Arslan aleyhine olan ifadesini değiştirmiş, talimat yolu ile beyanlarına başvurulan iki tanığa ilişkin olarak savunma tarafına kimlikleri hakkında bilgi verilmediği gibi, savunmanın tanıklara ilişkin soru sorma ya da araştırma yapılmasına yönelik talepleri de dikkate alınmamıştır. Arslan hakkındaki yargılama halen devam etmekte olup, bir sonraki celse 2019 yılı Ocak ayına ertelenmiştir.

Murat Arslan hakkında bir başka soruşturmada Cumhurbaşkanına hakaret iddiası ile başlatılmıştır. Soruşturma Murat Arslan’ın tutuklu olduğu dönemde cezaevi aracılığı ile eşine gönderdiği kişisel mektubun (!) incelenmesi sonucu elde edilmiş delil üzerine inşa edilmiştir.

YARSAV bağımsız bir mesleki bir birlik olarak Avrupa çapında ve Uluslar arası boyutta yargısal kurumlar tarafından tanınan Türkiye’deki tek yargısal örgüttür.

Murat Arslan bu derneğin başkanı olarak yaşamını yargının bağımsızlığını korumaya adamış ve Türkiye’de yargının 2014 yılında tamamen yürütmenin kontrolü altına girdiğini vurgulamıştır.

Başkan olarak bu açıklaması Murat Arslan’ı darbe girişiminden çok önce Türkiye’de mevcut idari rejimin muhalifi durumuna getirmiştir.

Şu çok açıktır ki, eğer bir ülkede yargı tam bağımsız değil yahut gerçek bir baskı altında ise, bu durumda hukuk devleti ilkesinin işletilmesini sağlama yükümlülüğü tamamen bireylerin kendi çabalarına bırakılmış demektir.

Benzer durum demokrasisi politik çalkantı altında bulunan yönetimler bakımından da aynıdır. Belirtilen bu hususlar uluslar arası birer standart olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bağımsız yargısal bir örgütlenmenin (YARSAV) başkanı olarak sadece Murat Arslan değil, bir çok Türk hakim de görevleri bağlamında temel hakların –yargısal bağışıklık- sağlanmasını savundu ve uzun yıllardan beri Türk politikacılarının Türk yargısı üzerinde sürekli artarak devam eden baskılarına karşı direnç gösterdiler.

Bağımsız yargısal bir örgütlenmenin (YARSAV) başkanı olarak sadece Murat Arslan değil, diğer bir çok Türk hakim de mesleklerinden ihraç edildi ve uluslar arası hiçbir standart gözetilmeksizin tutuklu olarak yargılamaları sürdürülmektedir.

2018 yılı İnsan Hakları Gününde, Türkiye’de bağımsız yargıyı esas alan bir platform olarak bir kez daha Evrensel İnsan Haklarına ilişkin temel yükümlülüklerin Türk Devletince tanınmadığını ve dahası ihlal edildiğini belirtmek zorundayız.

Keyfi tutuklama ve gözaltılar kadar, bağımsız ve tarafsız olması gereken mahkemelerce adil yargılama ilkelerinin gereklerinin yerine getirilmemesi süreklilik arzeden bir başka gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır.

Platform olarak biz Türkiye’yi bir çok kez sözü verilen vazgeçilmez evrensel değerlerin ve evrensel insan haklarına ilişkin temel standartların yeniden hayata geçirilmesi için çağrıda bulunmaktayız.
Önceden taahhüt edilen ekonomik refah ya da stratejik faydalar uğruna ağır insan hakları ihlallerine platform olarak itiraz ediyoruz.
Platform olarak, tüm hükümet liderlerini ve parlamentoları, Türkiye’yi, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etme ve temel insan haklarına ilişkin yükümlülüklerini yerine getirme konusunda destek vermeye çağırıyoruz.

Edith Zeller
Avrupa İdari Yargıçlar Birliği (AEAJ) Başkanı.
José Igreja Matos
Avrupa Yargıçlar Birliği (EAJ) Başkanı.
Tamara Trotman
Yargıçlar için Yargıçlar Başkanı.
Filipe César Marques
Demokratik ve Özgür Avrupa İçin Yargıçlar Birliği (MEDEL) Başkanı.

Gündem

OECD’ye atanan Kerem Alkin uyardı Berat Albayrak dikkate almadı

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan tarafından geçen ay OECD Daimi Temsilciliği’ne atanan Kerem Alkin’in 15 Temmuz’dan bir hafta sonra yazdığı raporla Damat Berat Albayrak’ı olacaklar konusunda uyardığı ortaya çıktı: Hukuktan ayrılmayın!

BOLD – AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı OECD Daimi Temsilciliği’ne atadığı Prof. Dr. Kerem Alkin’in 15 Temmuz’dan bir hafta sonra Berat Albayrak’a gönderdiği rapor ortaya çıktı. Alkin, iyimser, durağan ve kötümser olarak üç senaryo yazarken, AKP hükumetinin kötümser senaryoyu tercih etmesi dikkat çekti.

DAMAT ALBAYRAK’A 22 TEMMUZ’DA GÖNDERDİ

Berat’s Box’ta yer alan ve Berat Albayrak’a 22 Temmuz 2016’da gönderilen “Darbe Girişimi Sonrası Senaryo” isimli raporda Alkin üç senaryo sunuyor. Alkin’in Damat Albayrak’a sunduğu senaryo şu şekildi…

OHAL’İ KALDIRIP NORMAL HAYATA DÖNÜN VURGUSU

İyimser Senaryo:

· Darbeye girişimine katılan ve sayıları bini aşan asker ve sivil yakalanır ve tutuklanır, Türk Silahlı Kuvvetleri darbe girişimine doğrudan ve dolaylı destek veren tüm unsurlardan temizlenir. 1 Ağustos’u beklemeden gerçekleştirilen Yüksek Askeri Şura’da, TSK ile ilişiği kesilen üst subayların yerine yeni atamalar gerçekleştirilir. Cumhurbaşkanlığı ve Hükumet halkın meydanlardaki demokrasi mücadelesinin sonuç verdiğini belirterek, normal hayata dönüleceğini, halkın artık evine çekilebileceğini açıklar.

· Darbe girişiminin tüm risklerinin bertaraf edilmesine bağlı olarak, Körfez Ülkeleri’nden başlayarak, yabancı işadamları ve turistlerin Türkiye ziyaretleri yoğunlaşmaya başlar. Körfez Ülkeleri direkt ve dolaylı sermaye girişleri ile Türk Ekonomisi’ne destek olur. Olağanüstü Hal uygulaması, üç ayı da beklemeden eylül ayı başında kaldırılır ve Türkiye’de hayatın hızla normale dönüşü, Türkiye’nin dünyadaki algısının iyileşmesini sağlar. Yabancı sermaye Türkiye’deki portföyünü yeniden genişletir.

GÜMRÜKLER ETKİN ÇALIŞMALI, ÜRETİM AKSAMAMALI

· Türk gümrüklerinin etkin çalışması ve üretimin aksamamasına yönelik tedbirler ile, Türk iş dünyasında teminlerde sorun yaşanmaz, ihracat TL’deki değer kaybına bağlı olarak, rekabet avantajını iyi değerlendirir. TİM tarafından açıklanan veriler, Türkiye’nin ihracat hacminde kısmi bir artışın dahi gerçekleştiğini teyit eder. Yabancı şirketlerin Türkiye ziyaretleri yeniden yoğunlaşır. Darbe girişiminin Türkiye’nin dış ticaret hacmine etkisi hayli sınırlı kalır.

· Başta Çin olmak üzere, dünya ekonomisinin lokomotifi konumundaki ekonomilerde gözlenen büyüme performansı sorunu ve bu soruna bağlı olarak düşük seyreden küresel emtia fiyatları, Türkiye’nin hammadde ve ara mamul ithalatına olumlu yönde yansımayı sürdürür. Ardı ardına yaşanan dış politika gerginliklerine, terör eylemlerine ve darbe girişimine bağlı, turizm gelirlerindeki kayıplar, Türkiye’nin hammadde ve ara mamul ithalatındaki gevşemeyle dengelenir. Cari açıktaki düşük seyir yıl sonuna kadar devam eder.

NORMALLEŞME İLE KUR DA NORMAL SEVİYELERİNE İNER

· Başta Brexit’in ana ve artçı etkilerine bağlı olarak, ABD Merkez Bankası (FED) temmuz sonu ve eylül ortasındaki toplantılarda, 2016 yılı içinde bir faiz artış kararı almanın hayli zor olduğunu belirtirken, Euro Bölgesi’nin durgunluğa girme riskini bertaraf etmek adına, Avrupa Merkez Bankası (ECB) düşük faiz politikası, negatif mevduat faizi politikası ve her ay 80 milyar euroluk tahvil alımından oluşan genişletilmiş para politikasını sürdürür ve küresel ölçekte hem dolar, hem de ve esas olarak euro cinsinden borçlanma maliyetlerini düşük seyrini sürdürür. Türk bankaları ve Türk şirketlerinin eurobond ihraçları ve Türk bankalarının sendikasyon kredileri makul bir tempo ile devam eder; özel sektörün borçlarını çevirmesi noktasında hiç bir sıkıntı gözlenmez.

· Türk Lirası’nın döviz kurları karşısındaki değer normalleşir. Dolar-TL kuru, önce 3,00-2,96 TL, ardından da 2,96-2,92 TL bandına döner. Sonbahar başı, döviz kurlarının normalleşmesi, TL’nin değer kaybından, devalüasyondan kaynaklanabilecek enflasyonist etkiyi sınırlı tutar; gerek yıllıklandırılmış manşet enflasyon, gerekse de yıllıklandırılmış çekirdek enflasyondaki yükseliş çok sınırlı kalır.

· Moddy’s 5 Ağustos’taki, takvime bağlı değerlendirmesini pas geçer ve darbe girişiminin Türk ekonomisi ve Türkiye’nin uluslararası derecelendirme notu üzerine etkisinin değerlendirmesini sonbahar ortasına erteler. 19 Ağustos’ta değerlendirmesini yurt içi ve yurt dışı ekonomi aktörleri ile paylaşan Fitch ise, Türkiye’nin darbe girişiminin ilk ve artçı etkilerini iyi yönetmesi, kamu mali disiplini, bütçe disiplini, bankaların sermaye yeterliliği, TCMB’nin bağımsızlığı, döviz kurları ve faiz hadlerinin seyri ve bilhassa, Türkiye’nin iç ve dış borçlarını çevirme ve tazeleme kapasitesi açısından, görünümünü ‘durağan’, derecelendirme notunu da ‘yatırım yapılabilir’ düzeyde tutmayı teyit eder. İki ayrı kuruluşunun Türkiye’nin ‘yatırım yapılabilir ülke’ notunu teyit etmesine veya değiştirmemesine bağlı olarak, içeriye sermaye girişi hızlanır ve bu gelişme Türk Lirası’nın güçlenmesi adına, normalleşmeyi hızlandırır.

OHAL’İN DEVAMI ANTİ DEMOKRATİK UYGULAMALARIN ARTTIĞI İZLEMİNE YOL AÇAR

· Meclis’in onayladığı OHAL, 65. Hükumet’e Meclis’i by-pass ederek kanun hükmünde kararname ve kanun hazırlama yetkisi verse de, 65. Hükumet, demokrasi ve insan hakları konusundaki algıyı zedelememek adına, bu imkanı Türkiye’nin imajını olumsuz yönde etkileyecek ve anti-demokratik uygulamaların hızla arttığı yönünde bir izlenim verecek şekilde kullanmaz. Türkiye’nin zedelenmiş olan ‘hukuk devleti’ imajını güçlendirecek adımlar atılır. 65. Hükumet ve Ekonomi Yönetimi ekonomi alanında reformları hızla sürdürür. Söz konusu, ekonomi alanındaki reformlar ‘Sektörel Dönüşüm’, ‘Yapısal Reformlar’ ve ‘AB’ye Üyelik Süreci’ boyutunda hızla devam ettirilir. Meclis’te, partiler arasındaki müzakereler sonunda, ‘idamın getirilmesi’nden vaz geçilir ve AB tarafının tam üyelik müzakerelerini askıya almasına sebep olabilecek bir gelişme bertaraf edilmiş olur.

· OHAL uygulamasında, gelişigüzel gözaltına almalardan, iş dünyasına yönelik tartışmalı düzenlemelerden ve darbe karşıtı kesimin sokak hareketlerinden bilhassa kaçınılır. Hukukun egemenliği kavramını zedeleyebilecek her türlü gelişmenin önlenmesi hususunda gereken hassasiyet gösterilir. 1. ve 2. kuşak komşu ülkeler ile ilişkilerin iyileştirilmesine ve gelişmesine yönelik çabalara hız verilir. Mısır’la da ilişkilerin normalleşmesi boyutunda adımlar hızlandırılır. Ağustos ayının ilk yarısında, Moskova’da gerçekleşen Erdoğan-Putin görüşmesi çok iyi geçer ve Rusya maddi ve manevi olmak üzere, Türkiye’ye olan desteğin artarak devam edeceğini açıklar. Bölge ülkelerinden pek çok siyasi liderin Türkiye ziyaretleri ile, yoğun destek mesajları verilir.

SERMAYE ÇIKIŞINA SEBEP OLUR

Durağan Senaryo:

· Bu senaryo setinde, Moody’s 5 Ağustos’ta not indirir; ancak Fitch 19 Ağustos’ta not indirmez. Ancak, bir ‘yatırım yapılabilir ülke’ notunun kaybedilmesi dahi, Türk hisse senedi ve tahvillerinden 4-5 milyar dolarlık çıkışa sebep olabilir. Net sermaye çıkışı ise, dolar-TL kurunu 3,10-3,20 TL bandına getirecektir. Bu durumda, TL’deki zayıflamanın enflasyon üzerindeki etkisi artar.

· Bu durumda, Türk bankaları, özel sektör ve Hazine açısından, tahvil yoluyla iç ve dış borçlanmanın maliyetleri artar. Hazine’nin tahvil borçlanma faiz aralığı yüzde 11-13’e yükselir. Bununla birlikte, en az bir ‘yatırım yapılabilir ülke’ notunun korunmuş olması, Türkiye’nin, bir miktar daha pahalıya da olsa, dış borçlarını çevirmesini ve Türk Ekonomisi’nin ciddi bir sıkışma yaşamamasını sağlar.

OHAL’İN UZATILMASI EKONOMİYİ VURUR

· 3 aylık OHAL uygulaması, darbe girişiminin artçı şoklarının bastırılması ve firari askeri ve sivil personelin yakalanması ve tutuklanmasına yeterli olmaz. Yeni bir darbe girişimi riskinin devamına bağlı olarak, OHAL bir 3 ay daha uzatılır. Bu durum, 2016 yılı turizm gelirlerinde yüzde 40’lara varan gelir kaybı anlamına gelir ve yıl sonuna doğru cari işlemler açığının yeniden arttığına şahit olabiliriz.

· Vatandaştaki süregelen huzursuzluk ve endişe, yurt içinde hane halkı tüketim harcamalarına yansır ve Türk ekonomisinin büyümesine en önemli katkıyı sağlayan hane halkı tüketim harcamalarındaki yavaşlama, özel sektör yatırımlarının da neredeyse durma noktasına gelmesine bağlı olarak, Türkiye’nin büyüme sürecini yüzde 1,75-2,5 bandına getirir. Hükumet’in büyük kamu yatırımları ile büyümeye yapmış olduğu katkı, Türk bankacılık sektöründe gözlenebilecek sıkışmaya bağlı olarak, kısmen yavaşlayabilir.

HUKUKUN EGEMENLİĞİ ALGISI ZEDELENİR

Kötümser Senaryo:

· Bu senaryo setinde, Moody’s 5 Ağustos’ta; Fitch de 19 Ağustos’ta not indirir. Türkiye’nin iki ‘yatırım yapılabilir ülke’ notunu kaybetmesi ile, Türk hisse senedi ve tahvillerinden 7-9 milyar dolarlık çıkışa sebep olur. Net sermaye çıkışı ise, dolar-TL kurunu 3,40-3,50 TL bandına getirecektir. Bu durumda, TL’deki zayıflamanın enflasyon üzerindeki etkisi ciddi bir boyuta ulaşır ve yıl sonunda çift haneli enflasyon görme riskimizi arttırır.

· Bu durumda, Türk bankaları, özel sektör ve Hazine açısından, tahvil yoluyla iç ve dış borçlanmanın maliyetleri çok ciddi artar. Hazine’nin tahvil borçlanma faiz aralığı yüzde 17-22’ye yükselir. İki ‘yatırım yapılabilir ülke’ notunun da kaybedilmiş olması, Türkiye’nin, dış borçlarının çevrilmesini hayli zora sokar ve uluslararası finans çevreleri ve uluslararası bankalar, Türk bankalarından ve özel sektörden kredi geri çağırması yapabilir. Türk Ekonomisi’nin ciddi bir sıkışma gözlenir. Dışarıdan kaynak girişinin çok sıkışması büyümeyi sıfırlara yaklaştırabilir.

· 3 aylık OHAL uygulaması, darbe girişiminin artçı şoklarının bastırılması ve firari askeri ve sivil personelin yakalanması ve tutuklanmasına yeterli olmadığı gibi, bir veya iki kez yeni bir ufak veya orta çapta darbe girişimi denemesi de gözlenebilir. Yeni bir darbe girişimi teşebbüsü, ‘hukukun egemenliği’ algısını zedeleyecek boyutta, Hükumet’i Meclis’i by-pass ederek, çok sert yasal düzenlemeler yapmaya zorlar. Hükumet, kimi bölgelerde Sıkı Yönetim ilan etmek zorunda kalabilir. Bu durum, 2016 yılı turizm gelirlerinde yüzde 70’lere varan gelir kaybı anlamına gelir ve yıl sonuna doğru cari işlemler açığının ciddi manada arttığına şahit olabiliriz.

Temel Beklentim: Yüzde 50 İyimser-Yüzde 50 Durağan Senaryo Karışımı

KEREM ALKİN KİMDİR?

28 Haziran 1965, İstanbul doğumlu olan Prof. Dr. Kerem Alkin İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde tamamladığı lisans eğitiminin ardından, lisansüstü eğitimini İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Ana Bilim Dalı’nda yüksek lisans programı ile sürdürdü. Doktorasını 1993 yılında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Ana Bilim Dalı’nda tamamlayan Alkin, 2004 yılında profesör oldu. Alkin, 2010 – 2013 yılları arasında Bloomberg HT Televizyon Kanalı Genel Yayın Yönetmenliği görevini yürüttü ve 16 Nisan 2013’den itibaren İstanbul Ticaret Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanlığı görevini üstlendi. 11 Mart 2014’den, 23 Mart 2015’e kadar Nişantaşı Üniversitesi Rektörlük görevini sürdüren Alkin, 26 Mart 2015’den bu yana İstanbul Medipol Üniversitesi İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyeliği ve aynı zamanda Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı İnternet Geliştirme Kurulu üyeliği görevini de sürdürmekte. Sabah ve Daily Sabah gazetelerinde de köşe yazarlığı yapan Alkin, geçen ay İktisadi İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı OECD Daimi Temsilciliği’ne atandı.

Erdoğan, Sabah Gazetesi yazarını OECD Daimi Temsilciliğine atadı

Okumaya devam et

Gündem

Çocuğun üzerine zırhlı araç süren polisin görüntüsünü paylaşan HDP’ye ‘kin’ soruşturması

Batman’da sokaktaki bir çocuğun üzerine zırhlı aracı süren polis hakkında işlem yapmayan savcılık, görüntülerini paylaşan HDP İl Örgütü hakkında halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek iddiasıyla soruşturma başlattı.

BOLD – Batman’ın Bağlar Mahallesi’nde 28 Şubat Pazar günü İl Emniyet Müdürlüğüne ait zırhlı araç, çocukların bulunduğu alana hızla girdi. Bir çocuk, üzerine aracı süren polisten metrelerce kaçarak ezilmekten kurtuldu. Skandal görüntüleri sosyal medyada paylaşan HDP İl Örgütü hakkında Batman Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturma açtı. HDP’ye halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek suçlaması yöneltildi.

MA’nın haberine göre HDP Batman İl Eşbaşkanı Ömer Kulpu, polislerin yargılanmasını beklerken İl Emniyet Müdürlüğü tarafından kendilerinin arandığını ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu işlendiği gerekçesiyle soruşturma açıldığı bilgisinin verildiğini söyledi.

HUKUKUN GELDİĞİ AŞAMA

Emniyet Müdürlüğü’nde görevli memurların kendisine “Hesabı kim kullanıyor” diye soru sorduğunu belirten Kulpu, yaptıkları “Bugün Batman Bağlar Mahallesinde Emniyet’e ait zırhlı aracın çocuğu kovalaması ve ezmeye çalışması görüntülerde net bir şekilde görülmektedir. Yetkilileri göreve çağırıyoruz. @adalet_bakanlik, @icisleri, @BatmanEmniyet, @batmanvaliligi” paylaşımda suç aranmasının hukukun geldiği aşamayı gösterdiğini söyledi.

Zırhlı aracın bir çocuğu ezmeye çalışırken çevredekiler tarafından kayda alındığını ve bu görüntünün kendilerine ulaştırdığını kaydeden Kulpu, şöyle devam etti:

“Görüntülerde de gözüküyor. Polis çocuğu ezmek için zırhlı aracı son sürat üstüne sürüyor. Polisin bu ihmalkarlığını sosyal medya hesabımızda paylaştık. Paylaşırken de yetkilileri etiketleyip göreve çağırdık. Lakin bu çağrımız bize soruşturma olarak geri döndü. Aslında bu yaşananlar ve görüntüler, durumun vahametini ortaya koyuyor. Reform yapacaklarını açıklayanlar, şimdiden reformlara başlamış durumda. Polis hakkında soruşturma açılması gerekirken bizim hakkımızda soruşturma açıldı.”

ZULÜM SAKLANMAK İSTENİYOR

Kendilerine bu ve buna benzer görüntülerin gelmesi halinde yeniden paylaşacaklarını vurgulayan Kulpu, şunları söyledi: “Ortada bir zulüm var ve bu zulüm saklanmak isteniyor. Görüntüler hakkında vekillerimiz Meclis’e önergeler de sundu. Hukuki anlamda ne gerekiyorsa onu yapacağız. Kimse bir çocuğun üzerine zırhlı araç sürüp onun hayatını tehlikeye atma hakkını kendinde görmesin.”

Okumaya devam et

Gündem

Türkiye ‘özgürlük’ sıralamasında KKTC’nin de gerisinde

AKP’nin politikaları sonrası açık cezaevine dönün Türkiye yine ‘özgür olmayan ülkeler’ arasında yer aldı. Son 10 yılda özgürlükler konusunda Mali’den sonra en çok gerileme yaşayan ikinci ülke olan Türkiye, KKTC, Uganda, Senegal, Kenya ve Nijer’in bile gerisinde kaldı.  

BOLD – Merkezi ABD’de bulunan Freedom House (Özgürlük Evi) adlı düşünce kuruluşu, yıllık raporunu yayınladı. Koronavirüsün etkisiyle dünya genelinde demokrasideki düşüşün hızlandığı ve otoriter liderlerin daha da cesaretlendiği tespiti yapılan raporda Türkiye, özgürlüklerin en çok gerilediği ikinci ülke oldu.

TÜRKİYE 151. SIRADA YER ALDI

Özgürlükler sıralamasında Türkiye, 210 ülke ya da bölgenin değerlendirildiği sıralamada 151’inci olabildi. “Özgür olmayan ülkeler” kategorisinde yer alan Türkiye, bu sıralamada pek çok Afrika ülkesinin de gerisinde kaldı. İlk üçte Finlandiya, Norveç ve İsveç yer alırken, bu ülkeleri Almanya (19), İngiltere (27), Fransa (40), Yunanistan (50), ABD (61), Gana (66), Surinam (71), KKTC (73), Senegal (84), Nijer (123), Kenya (125), Uganda (146) gibi ülkeler izledi.

ÖZGÜRLÜK PUANI 10 YILDA YARIYA İNDİ

Türkiye özgürlüklerin son 10 yılda en hızlı gerilediği ülkeler arasında ise ikinci oldu. Türkiye’nin özgürlük puanı 10 yılda 63’ten 32’ye düştü. Yani neredeyse yarı yarıya geriledi. Özgürlüğün en çok gerilediği ülke ise 39 puan kaybeden Mali oldu.

YANDAŞ GAZETELERİN PİŞTİ OLMALARI RAPORDA YER ALDI

Raporun Türkiye ile ilgili kısmında ana akım medyanın hükumetin duruşunu yansıttığı ve sık sık benzer manşetlerin atıldığı kaydedildi. Bazı bağımsız gazete ve internet sitelerinin ise büyük bir siyasi baskı altında oldukları ifade edildi.

AKP’nin dış politikasının maliyeti: Savunma sanayii ambargolarla eziliyor

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0