Bizimle iletişime geçiniz

Politika

Bahçeli’nin 17/25’le ilgili öngörülerinin tamamı tuttu

Dönüp geriye bakınca Devlet Bahçeli’nin 17/25’le ilgili yaptığı öngörülerin hepsinin tuttuğu görülüyor. Ancak kırılma, Erdoğan’ın masadan Öcalan’ı attığı an başladı.

BOLDMEDYA/ANALİZ

BAHÇELİ’NİN DÖNÜŞÜMÜNE 17 ARALIK ÜZERİNDEN BAKINCA

Bugün 17 Aralık 2018. 17/25 Aralık büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarının yıl dönümü. Aradan tam 5 yıl geçti. Durdukları yer bakımından en büyük değişim, MHP ve onun lideri Devlet Bahçeli’de yaşandı.

Operasyonların ardından 17/25’e Bahçeli’nin bakış açısını makam odasındaki ayaklı saat sembolleştiriyordu. 17:25’de durdurduğu saatin önünde poz veren Bahçeli, “Bunu bizzat ben yaptım. 17:25’i gösterdiğinde pilini çıkardım. Buradan da anlayabilirsiniz ki biz, 17/25 Aralık’ın hesabının sorulması vaadimizden asla geri adım atmayız”

17/25 Yolsuzluk operasyonundaki Bilal Erdoğan tapelerine vurgu yaparak Erdoğan’ın oğlunun zekasıyla da sık sık dalga geçen Bahçeli, 17/25 Aralık haftasını Yolsuzluk ve Rüşvetle Mücadele Haftası ilan ederek zirveye çıktı.

ÖNGÖRÜSÜ TUTTU: YOLSUZLUK DOSYALARI ANCAK DİKTATÖRLÜKLE KAPATILABİLİR

Bahçeli’nin, o günlerde söylediği “Beştepe hanedanı ve AKP yönetimi aile boyu rüşvet ve yolsuzluk çamuruna batmıştır. 17-25 Aralık yolsuzluk dosyalarının bir daha açılmamak üzere kapatılması, bu rüşvet, hırsızlık ve yolsuzluk çarkının döndürülebilmesi, Tayyip Erdoğan’ın bütün yetkileri elinde toplayarak diktatörlüğünü ilan etmesine bağlıdır. Yeni anayasa ile başkanlık sistemine geçilmesi bunun için istenmektedir.” sözlerindeki öngörü, bugün geriye bakınca neredeyse bire bir gerçekleşti.

Ancak dahası var. Bahçeli’nin birkaç paragraf vereceğimiz sözleri süreç analizi açısından çok çarpıcı:

ERDOĞAN 17-25 ARALIK’I DARBE DİYE YUTTURMAYA ÇALIŞMIŞTIR

Devlet Bahçeli, 17/25’in ardından Erdoğan’ın Hizmet Hareketi’ne karşı nasıl bir karalama kampanyası başlattığını da çok veciz cümlelerle anlatmıştı: “Erdoğan, 17-25 Aralık’ı darbe olarak fişlemiştir. Tarihin en büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonunu, Pensilvanya’nın Türkiye’yi susturma girişimi olarak takdim etmiştir. Hükümeti devirme planı olarak yutturmaya çalışmıştır. Erdoğan öylesine kendini kaybetmiş, öyle bir korkuya teslim olmuştur ki aklına ne geliyorsa, önüne ne konulduysa bağıra bağıra, doğruluğuna yanlışlığına bakmadan duyurmuştur.

OSLO’NUN, MAVİ MARMARA’NIN, 7 ŞUBAT’IN İNTİKAMI UYDURMASI

Erdoğan durdurak bilmemiş, kamuoyu yolsuzluk iddialarıyla meşgul olurken arka planda Diyarbakır’ın intikamını almak, Mavi Marmara’nın intikamını almak, Oslo’nun, 7 Şubat’ın, bunun yanında Halkbank’ın intikamını almak için tezgah kurulduğunu uydurmuştur. Nasılsa yalan bedavadır. Erdoğan, icra ettiği algı operasyonlarıyla rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasını millete, hükümete, Türkiye’ye, 77 milyonun tamamına komplo olarak yaftalamıştır.

SAVCILARI, POLİSLERİ KIYSA DA ER GEÇ HESABINI VERECEK

Karşımızda tezgah, oyun, senaryo değil, yolsuzluğa çakılmış, harama sapmış hükümet durmaktadır. Erdoğan ister hakim ve savcıları kıyıma uğratsın, ister emniyetin altını üstüne getirsin, ister ‘İnlerine gireceğiz’ desin, ister ‘Hainler, vaiz lobisi, faiz lobisi, virüsler, Haşhaşiler’ sözleriyle avunsun, 17-25 Aralık’ın hesabını er ya da geç verecektir. Bugün değilse de çok yakın zaman içinde adaletin huzuruna kuzu kuzu çıkacaktır. Erdoğan’a göre en rahat yer cezaevidir. Hattâ yüce kitabımız Kur’ân’ın sakince okunacağı yer olarak cezaevini göstermiş, demir parmaklıkları övmüştür. Madem böyledir, Erdoğan’a önerim, şimdiden kendisine bir kitap çantası hazırlaması, çıkacağı uzun yolculuk için şimdiden hazırlanmasıdır.”

MASADAN ÖCALAN ATILDI BAHÇELİ GELDİ

MHP’nin bu net duruşu, parti içerisinden Meral Akşener, Koray Aydın, Ümit Özdağ ve Sinan Oğan’ın muhalif hareketinin başlaması ile değişmeye başladı. Bahçeli’nin Olağan Genel Kurul’da koltuğunu koruma ihtimali yoktu. Çözüm Süreci masasını deviren Erdoğan’ın yeni kurduğu masanın karşı tarafında artık Abdullah Öcalan değil Devlet Bahçeli oturuyordu.

Yargı tamamen Erdoğan’ın kontrolündeydi ve Bahçeli de koltuğunu korumanın tek yolunun parti içi muhalefeti yargı eliyle durdurmak olduğunu biliyordu. Erdoğan masaya yargı gücünü, Bahçeli ise koşulsuz destek vaadini koydu. O günden sonra Bahçeli’nin ağzından 17/25 Yolsuzluk Operasyonu bir daha duyulmadı.

Politika

Kılıçdaroğlu: Takip edildiğimi gayet iyi biliyorum

kemal kılıçdaroğlu

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, AKP medyasında hakkında yazılan ‘suikast’ iddiasıyla ilgili ilk kez konuştu. Telefonlarının dinlendiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, “Takip edildiğimi gayet iyi biliyorum. Korumalar var. Ama ciddi bir tehdit var. Bu bizi korkutmaz. CHP’de bir tane Kemal Kılıçdaroğlu yok ki, binlerce, on binlerce Kemal Kılıçdaroğlu var” dedi.

BOLD – CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, parti genel merkezinden T24’ün canlı yayınına katılarak gazeteci Murat Sabuncu’nun sorularını yanıtladı.

Hakkında açılan tazminat davalarının yanı sıra suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı’dan tehditler geldiğinin hatırlatılması üzerine Kılıçdaroğlu, Tank Palet fabrikasının bedelsiz olarak Katar ordusuna verildiği iddiasını tekrarladı. Kılıçdaroğlu, “Tahammül edemedikleri için baskı kuruyorlar, tehdit ediyorlar. Bir siyasi iktidar bu pozisyona düşmüşse artık o ülkeyi yönetemez. Eleştiriye tahammülü kalmamışsa, artık o ülkeyi yönetemez” dedi.

KORUMALAR VAR AMA CİDDİ BİR TEHDİT VAR

AKP medyasında bazı köşe yazarlarının kendisiyle ilgili ölüm senaryolarına yer verdiğinin hatırlatılması üzerine Kılıçdaroğlu, şunları söyledi: “Telefonlarımın dinlendiğini, takip edildiğimi gayet iyi biliyorum. Korumalar var. Ama ciddi bir tehdit var. Bu bizi korkutmaz. CHP’de bir tane Kemal Kılıçdaroğlu yok ki, binlerce, on binlerce Kemal Kılıçdaroğlu var. Aynı şekilde genel başkanlık yapacak, bizim söylediklerimizi tekrarlayacak, Türkiye’nin bağımsızlığı, özgürlüğü için mücadele edecek, on binlerce kişi var bu ülkede. Onlar çok dar düşünüyorlar, sanıyorlar ki bir kişiyi ortadan kaldırdıklarında sorunlar çözülür. Çözülmez, tam tersine Türkiye kaos sürecine girer. Biz her şeye rağmen bildiğimiz, inandığımız yoldan kararlılıkla yürümeye devam edeceğiz. Eğer verdiğiniz mücadelede ülkenin çıkarı varsa kişilerin hayatı çok önemli değildir, bizim hayatımız çok önemli değildir. Önemli olan bu ülkede herkesin huzur içinde yaşaması, demokrasi için mücadele etmesidir.”

Muharrem İnce’den ‘devlet ciddiyeti’ açıklaması

Okumaya devam et

Politika

Muharrem İnce’den ‘devlet ciddiyeti’ açıklaması

Eski CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na suikast düzenleneceği haberleriyle ilgili, “Ben devletin ciddiyetine hep inandım. Devlet muhalifini de korumaya mecburdur” dedi.

BOLD – Hürriyet gazetesi yazarı Abdulkadir Selvi’ye konuşan Eski CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce, yeni parti kuruluşuyla ilgili soruya ise, “Evet” cevabı verdi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu suikast düzenleneceği iddiasıyla ilgili İnce, “Cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyasında bir ilde emniyet müdürü otobüsüme geldi. Suikast ihbarı olduğunu, mitingi iptal etmemiz gerektiğini söyledi. Ben de iptal etmeyeceğimi söyledim. ‘Senin görevinin beni korumak’ dedim. En kısa yaptığım miting odur. 21 dakikadır. Bu tür şeyler ortalıkta konuşulmaz. Ortada bir devlet vardır. Devlet muhalifini de korumaya mecburdur” ifadelerini kullandı.

İnce kuracağı partinin ismi ve logo üzerindeki çalışmalarının büyük ölçüde tamamlandığını, koronavirüs vakalarındaki artış nedeniyle kurucular kurulu toplantısını ertelediklerini söyledi.

2021 bütçesine muhalefet şerhi: Çöküşü hızlandıracak

Okumaya devam et

Politika

Cezaevleri katliam evlerine dönüştü

HDP’li Züleyha Gülüm, cezaevlerinin katliam evlerine dönüştüğünü savundu. Başta hasta tutuklular olmak üzere acil tahliyelerin gerçekleşmesi gerektiğini söyledi. “İktidar, siyasi tutuklulara dönük düşman tavrını sona erdirmeli ve insan haklarına saygılı bir tutum sergilemelidir” dedi.

BOLD – (HDP) İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, koronavirüs salgınının yayılma riskinin en yüksek olduğu yerlerden birinin cezaevleri olduğunu belirterek, özellikle siyasi tutukluların zor bir dönemden geçtiğine dikkat çekti.

Kovid-19 salgınından en çok etkilenen yerlerden biri olan cezaevlerinde hak ihlalleri her geçen gün ağırlaşarak ve artarak devam ediyor. İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) verilerine göre cezaevlerinde 591’i ağır olmak üzere bin 564 hasta tutuklu bulunuyor. Cezaevlerinde hastalıklar ve tecrit altında salgınla mücadele etmek zorunda kalan hasta tutuklular, adeta ölüm ile burun buruna yaşıyor. Salgından şimdiye kadar 21 hasta tutuklu hayatını kaybetti.

HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, koronavirüs salgınının cezaevlerinde neden olduğu tehlikeye dikkat çekti.  Salgının yayılma riskinin en yüksek yerlerden birinin cezaevleri olduğunu belirten HDP’li Gülüm, “Doğal ışığı olmayan, ısınma ve havalandırması kısıtlı, duş alma imkanının neredeyse olmadığı, hijyen koşullarının sağlanmadığı sağlıksız cezaevleri, virüsün yayılmaya en müsait olduğu alanlardır” dedi.

Cezaevlerinde işkenceye maruz kalan siyasi tutukluların zor bir dönemden geçtiğini kaydeden Gülüm, “Ağır hasta mahpusların tedavi süreçlerinin aksatılması ve pandemi sürecinde özel bakımlarının yapılmaması, kelepçeli muayene dayatması ve ilaçların verilmemesi, hastane sevklerinin yapılmaması, engelli mahpusların tedavi ve ihtiyaçlarının karşılanmamasının üstüne bir de işkenceye maruz kalan siyasi tutuklular zor bir dönemden geçiyor” ifadelerini kullandı.

MAHKUMLAR SİNDİRİLMEYE ÇALIŞILIYOR

Mezopotamya Ajansının haberine göre cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerini dile getiren Gülüm, şunları söyledi: “Siyasi tutuklar üzerinde uygulanan tecrit, cezaevlerinin en başat sorunlarıdır. Siyasi tutukluların tek kişilik hücrelere konulması, süngerli oda uygulamaları, cezaevi görevlilerinin uyguladığı darp ve işkence, özellikle pandemi koşullarında yiyeceklerin sağlıklı olmayışı ve hijyenik bir ortamın olmayışı, temizlik malzemelerin fahiş fiyatlarla satılması, disiplin cezalarının keyfi bir biçimde uygulanması, cezaevine gönderilen mektupların mahpuslara ulaştırılmaması, kalabalık olan koğuşlarda yatacak yer bulunmaması, kitap ve yayınların verilmemesi, sohbet hakkı, spor ve kültürel faaliyetlerin kısıtlanması, kaloriferlerin yanmaması, anneleri ile birlikte kalmak durumunda olan çocukların ihtiyaçlarının gözetilmemesi, ziyaretçilere yönelik onur kırıcı muameleler ve çoğu kez ziyaret hakkının engellenmesi, çıplak arama uygulamaları, mahrem alanlara kameralar konulması, havalandırma boşluklarının tel örgülerle çevrilmesi gibi en temel insan hakkı ilkeleri ihlal edilmektedir. Tüm bunlar iktidarın uyguladığı düşman hukuku pratiklerinin bir sonucudur. Özgürlüğün gasp edilen mahkumlar baskı ve zulümle sindirilmeye çalışılıyor.”

HUKUK ASKIYA ALINIYOR

İktidarın cezaevlerini halka gözdağı vermek adına bir araç olarak kullandığını ifade eden Gülüm, Patnos L Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalan 75 yaşındaki ağır hasta tutuklu Takiyettin Özkahraman ile 80 yaşındaki Ali Boçnak ağır hasta olmasına rağmen tahliyesi yapılmadığını ve hayatlarını kaybettiğini belirtti. Gülüm, “İktidarın almadığı önlemler tutukluların yaşam hakkını elinden alıyor” dedi. Hasta tutukluların acil çözüm beklediğini, infaz erteleme başvurularının keyfi biçimde reddedildiğini hatırlatan Gülüm, “Kritik eşiği çoktan geçmiş bir an evvel cezaevinden çıkması gereken hasta mahpuslar hakkında Bakanlık Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Adli Tıp Kurumu (ATK) hukukunu uygulamamaktalar. Mahpus siyasi olunca tavır değişmekte, hukuk askıya alınmaktadır. Adeta ortaçağ karanlığı cezaevlerinde yeniden yaşatılmaktadır” ifadelerini kullandı.

ACİL TAHLİYELER GERÇEKLEŞMELİ

AKP iktidarına siyasi tutuklulara yönelik düşman tavrını sona erdirmesi çağrısında bulunan Gülüm, “İnsan haklarına saygılı bir tutum sergilemelidir. Pandemi nedeniyle yaşam hakkı tehlikede olduğundan kaynaklı başta hasta tutuklular olmak üzere acil tahliyeler gerçekleşmelidir” dedi.

2021 bütçesine muhalefet şerhi: Çöküşü hızlandıracak

Okumaya devam et

Popular